05 Ekim 2016 04:59

Tutmayan hedefler büyüyen faturalar

OVP'yi açıklayan Yıldırım, yine bir türlü gelmeyen ‘istikrar’ ve 5 yıldır bir türlü tutmayan rakamlar üzerinden ekonomik büyümeden bahsetti.

Paylaş

Bülent FALAKAOĞLU

Başbakan Binali Yıldırım, önümüzdeki üç yılın ekonomik haritası olan 2016-2019 orta vadeli programı (OVP) açıkladı. Yine bir türlü gelmeyen ‘istikrardan’ ve 5 yıldır tutmayan rakamlar üzerinden ekonomik büyümeden bahsetti.

2017-2019 dönemlerinde büyüme oranlarını artıracaklarını iddia eden Yıldırım, önümüzdeki üç yıla ilişkin büyüme rakamlarını şöyle sıraladı: “Büyüme rakamlarını artırmak vazgeçilmez bir hedefimiz. Çünkü 2023 hedeflerine giderken düşük büyüme bizim için uygun değil. 2016’da 3.2 büyüme hedefliyoruz. 2017’de yüzde 4.4, 2018-2019 da yüzde 5’in altında büyüme öngörüyoruz”.

HEP AYNI TAKTİK

Hükümet hep aynı taktiği uyguluyor. İlk yıl için yüzde 4 büyüme açıklıyor, üçüncü yıl için ezber bir şekilde yüzde 5 diyor. Oysa 2011 ekiminden bu yana yayımlanmış olan OVP’ler anlatılan bu hikaye bir türlü gerçekleşmiyor. Hayal edilen, o yüzde 5’te kavuşulacak istikrar bir türlü gelmiyor. 

Hükümet geçen yıl ekim ayında açıkladığı üç yıllık rakamları bu yılın başında gaza gelip artırmıştı. Ekimdekine göre şubat ayında açıklanan OVP’de, 2016 yılı ve 2017 yılı için büyüme oranları yarım puan artırmıştı. 2016 için yüzde 4.5, 2017 için yüzde 5 olarak açıklamıştı.

Oysa şimdi Başbakan Yıldırım 2016 yılı için ‘en iyi ihtimalle yüzde 3.2 büyürüz” diyor. Büyük sapmadan hiç bahsetmiyor. 2017 için şubat ayına göre yarım puandan fazla indirime gitmiş. 

Bir tek 2018 için rakam düşürülmemiş ve ezber bir şekilde yüzde 5 demiş. Türkiye gibi genç nüfusun yoğun olduğu bir ülkede yüzde 5’in altında büyümek yüksek işsizlik demek. Bu nedenle en azından işsizliğin artmaması için yüzde 5 lazım ve bu yüzden hükümet sürekli hep o hedefe vurgu yapıyor. 
Nasıl olacağına dair iyimserlik taşımanın ve umut pompalamanın  ötesine geçemiyor.

DURUM DEĞİŞMEDİ Kİ...

Hep şu iddia ediliyor: Yurt içi talepte canlanma olacak, AB ayağında iyileşme gerçekleşecek. Yurt içi tasarruflarda yükselme yaşanacak, yatırımlarda verimlilik artacak.

AB’ye ihracat arttı lakin büyüme çok yükselmedi. Talep oldukça canlı. Ekonomi devlet harcamaları ve tüketim üzerinden büyüyor ama yüzde 4’ü bulmuyor. 

Üstelik küresel ekonomide de işler iyi gitmiyor. Küresel kriz sonrası yüzde 5’e kadar çıkan dünya ortalama büyümesi 2016 için yüzde 3’e indirildi. Gelecek yıllarda da canlanacağına dair beklenti yok. Dünya ticaretinin yavaşlaması Türkiye’nin ihracat yoluyla üretimi artırmasının, döviz geliri elde etmesinin, istihdam ve ihracatı yükseltmesinin önünde engel teşkil ediyor. 

Üstelik enerji ithalatı yüksek bir ülke olarak, dünyada akaryakıt fiyatlarının dip yapmasından yararlanan Türkiye artık bu avantajını da biraz kaybedecek. Çünkü varili 30 dolara düşen petrolün varili artık 60 dolara çıkmış durumda. 

İhracatın arttığı AB’yi de yeni banka krizleri ve İngiltere’nin birlikten ayrılmasının getireceği sorunlar bekliyor.

TÜKETİME DAYALI  BÜYÜMEYE KARŞIYMIŞ

Başkan Binali Yıldırım diyor ki... “Tüketime dayalı bir büyüme bizim için uygun değildir. Türkiye’nin mutlaka katma değeri yüksek teknolojik ürünlerde söz sahibi olması gerekiyor. Bunu ileri teknoloji sanayi üretiminde, uzay-havacılık sektöründe, ilaç ve kimya sektörlerinde başarabiliriz. Bu sektörlerde millileştirmeyi artıracak tedbirleri alacağız”. 

Kredi kartlarının taksit sayısını artırılmasına, kredilerin vadesinin uzatılmasına yönelik düzenleme yapan Başbakanın, “Tüketime dayalı bir büyüme bizim için uygun değildir” demesine ne demeli. Taksitle ekonomik büyümeye gaz vermeyi düşünen biri için yaman bir çelişki. Zira taksit sayısının artırılmasının amacı tüketimin artırılması ve artan tüketimin de ekonomiyi canlandırması. 

Teknoloji meseleseline gelince...

Yüksek teknoloji üretiminin değeri 5 yıldır (yüzde 1.5) sabit.. İmalat sanayii içinde yüksek teknolojinin payı yüzde 2-2.5 dolayında sabit.. 

Yüksek teknolojinin gelişimi bir türlü olmazken, üç yılda birdenbire büyük sıçrama yapmak imkansız. İnşaat, tüketim öncelikli bir ekonomi için hepten imkansız. Askeri teknoloji gelişse bile dünya pazarına açılmak bambaşka bir tartışma. 

ENFLASYONDAKİ ÇELİŞKİ

Başbakan ikinci temel hedefi “Enflasyonu düşürmek” olarak açıklıyor. Döviz yükseldikçe, enerji fiyatları artıkça, tüketim pompalandıkça pek mümkün değil.  

Başbakanın “15 yıl öncesine gidip çift haneli rakamları hatırlayalım. İlk işe başladığımda yüzde 135’i görmüştüm” sözleri bazı gerçeklerin üzerini örtüyor. Çünkü Türkiye hâlâ dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip ülkeleri içerisinde ilk 10’da yer alıyor. 

Başbakan enflasyonun, bugün yüzde 8’in altında olmasıyla övünüyor ama bu düzeyde tutmak bile mümkün olmayabilir. Çünkü Rusya ile ilişkilerin bozulması ve ambargo sonucu ihraç edilecek meyve sebzenin iç piyasa sürülmesi gıda fiyatını düşürdü. Ayrıca büyümedeki yavaşlama da enflasyonu düşüren bir diğer sebep oldu.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Her ikisi de olumlanacak bir faktör değil. Uygulanan tarım politikası ucuz gıdaya izin vermiyor. Ayrıca tüketimdeki artış enflasyonu yukarı itecek.

“Reformlar yaptık, yapacağız” denilen şeyler de sadece emeği ucuzlatma girişimi: Kiralık işçilik, sözleşmeli kadro, ucuz emeğe teşvik vs.   

Yüksek işsizliğin aynen süreceği zaten itiraf ediliyor. Hep çift hane olacak. 

Hükümet, uyguladığı ekonomi politikalarının sonucu olan sorunlara bir de şirketlere keyfi el koyma, mühür vurmayla yenilerini ekliyor. El koymalar şirketlerin mali yapılarını olumsuz etkiledikçe emeğin ödediği fatura büyüyor. 

HANGİ İSTİKRAR?

Orta vadeli programın hedeflerinden birinin de istikrar olduğunu belirten  Binali Yıldırım
Bunun iki ayaklı olduğunu söyledi: Ekonomik ve siyasi istikrar.

“Siyasi istikrar var mı? Var. Bunu 15 Temmuz’da en iyi şekilde gördük. Milletimiz meydanlara indi ve ülkemizi karanlık günlere sürüklemeye çalışan terör örgütlerine gerekli cevabı verdi” dedi.

Türkiye 2009 hariç 27 çeyrek boyunca sürekli büyüyen ekonominin de istikrarlı olduğunu savundu.
Oysa ülkede siyasi istikrar değil otoriter siyasetin katılaşma sürekliliği var. Sürekli şirketlere el konulan, kamuda tasfiye edilen sayısının 100 bini aştığı, parlamentonun iş görmediği, savaşın tırmandığı, bombaların patladığı bir ülkede istikrardan bahsetmek mümkün değil.    

Döviz yükseliyor, ihracat daralıyor, işsizlik yükseliyor. Bu mu ekonomik istikrar? Dış ülkelerle ‘uzlaşma’ denilen dönemde bile Suriye üzerinden yeniden gerilimler artıyor. Dışarıda bile tam bir kaos. İstikrar bu ülkeye çok uzak.

TAM ZAMANLI EĞİTİM GELİYOR

Başbakan basın toplantısında öğrencilerin artık tam gün okula gideceğini açıkladı.

Orta vadeli programı açıklayan Yıldırım, önümüzdeki dönemde okul öncesi eğitimi de zorunlu hale getireceklerini belirterek, “Türkiye’de yabancı dil bilme oranı yüksek sanılıyor. 4+4+4 sisteminde 5. yılda yabancı dil zorunlu hale gelecek. Öğrencilere kötü haber. Yarım gün okuyacaklardı tam gün okuyacaklar. 2019’un sonuna kadar bunu yapacağız” dedi.

Eğitimin tartışılacak yanı saymakla bitmez! İstikrar değil kaos olduğunu herkes biliyor.

ÖNCEKİ HABER

Bugün kutlama değil mücadele var!

SONRAKİ HABER

Hrant Dink Vakfı'nın "Kayseri" konferansı gerekçe gösterilmeden yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa