28 Eylül 2016 04:57

Ekmek kredi notunda saklı değil!

Evrensel Gazetesi Ekonomi Editörü Bülent Falakaoğlu Moody’s’in not indirimi kararı ile başlayan tartışmalar üzerine yazdı.

Paylaş

Bülent FALAKAOĞLU

Günlerdir tartışılıyor.
Hükümet temsilcileri üst perdeden bağırıyor.
Onlar bağırdıkça komplo teorileri üretenlerin sayısı artıyor.
Ekonomiyle hiç alakası olmayanlar bile...
Türkiye üzerinde nasıl oyunlar oynandığı üzerine uzun uzun yazılar döşüyor.
Tahmin etmişsinizidir. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in not indirimi tartışmalarından bahsediyorum.
Analizlerin çoğu, ülkemizdeki, taktik-teknik, sistem yerine saha dışını tartışan futbol yorumları gibi.  
Tuttuğu takımın oyuncusunun gördüğü kırmızı kartı değerlendirir gibi... Örneğin, hakemin kırmızı kart yerine sarı kart vermesi gerektiği, kararının ağır olduğu düşünebilir. Ama yok öyle olmaz.
Kural ne diyor, hakem haklı mıydı bilmeye de gerek yok. Çünkü cevabı biliyoruz; hakem satılmış, şikeci!
Memlekette her mesele böyle tartışıldığı için geçelim diyecektik ki...
Ahmet Hakan’ın üç halkalı darbeler zinciri analiziyle karşılaştık.

MESELE KEFİL OLMAK DEĞİL!

İşte Hakan’ın analizlerin zirvesine oturan tespiti. Birinci saldırı: 17/25 Aralık. İkinci saldırı: 15 Temmuz. Üçüncü saldırı: Moody’s’in not indirimi kararı.
Analizin sonunda yer alan şu tespiti görmezden gelmek olmazdı: “İlk iki saldırıyı atlattık. Üçüncüde ise... İşimiz çok daha zor. Çünkü bu kez, doğrudan... Ekmeğe, sofraya, kursağa, işe, güce, cebe, rızka, nimete, varlığa, mülke saldırıyorlar” .
Aslında yandaş ve yaranma meraklısı analizler karşısında çok değerli iktisatçı ağabeyimizin attığı şu twete katılıp biz de geçebilirdik: “Biz nasıl yalakalık hakkında yorum yapmıyorsak siz de ekonomide ahkam kesmeyin. İnsanlara gaz verip yanıltmayın.”
Lakin bu Ahmet Hakan’ın dediği gibi, evet, bir  ekmek meselesi! Ve komplo teorileriyle “hükümet haklı demek” ekmeği daha da küçültebilir. Es geçmemek lazım.
Uluslararası finans ve kredi kuruluşlarına, “şeffaf ve adil oldukları” yönünde kefil olacak halimiz yok! ABD ve Avrupa sermayesinin çıkarlarıyla uyumlu olmayı gözettiğini de biliyoruz. Aynı zamanda sermayenin çıkarlarını korurken birçok noktada gerçekçi olacaklarını da...
Öyleyse gerçek ne? Sorularla bakalım!

1- KRİZ GELİR Mİ?

MOODY’s not düşürdü diye ülke ekonomisi krize girmez. Döviz akışı kesilmez. Büyük dalgalar halinde döviz çıkışa da olmaz. Alacaklılar borcun tamamını geri çağırmaz. Alacaklılar da şirketlere, bankalara ‘hadi borcunu hemen öde demez”. Çünkü borçlar yapılan anlaşma çerçevesinde vadesi gelince ödenir.
Paralarını geri çekecek olanlar da olacak. Fonlarında biriken parayı yüksek kazanç elde edecekleri için Türkiye’ye aktaran bazı emekli sigorta kurumları ile bir kısım yatırım fonu gibi. Çünkü bu kurumlar kendilerine teslim edilen emeklilik primlerini ve paraları ancak kuralına göre başka ülküye aktarabilirler. O kural da, üç büyük kredi derecelendirme kuruluşunun (S&P, Moody’s ve Fitch) ikisinden ‘yatırım notu’ almayı gerektiriyor.
Türkiye, Moody’s’in son kararının ardından sadece Fitch’ten not alabiliyor. Dolayısıyla kural gereği bu kuruluşlar varlıklarını satıp Türkiye’den çıkmak zorunda. Mali piyasaları biraz dalgalandırır.
Türkiye’nin notunun düşmüş olması hiç para gelmeyeceği anlamına gelmez, para akışı sürer. Yatırım notunun düşürülmesi ortamının yaratacağı durumu fırsata çevirecek ‘akbaba’ sermayenin ilgisi artar.
Sonuçta öyle bankalar, şirketler battı, döviz aldı başını gitti gibi sonuç doğmaz. ‘Yatırım yapılabilir notu’ verildiğinde ekonominin uçuşa geçmemesi gibi, olumsuz notta da ekonomi çakılmaz!
Nitekim dün Hazine’nin yaptığı üç borçlanma ihalesine 19.5 TL ile iki yılın en güçlü talebi gelince komplo teorileri kuranlar şöyle manşetler attılar: “Moody’s’e piyasa tokadı”, “Moody’s’e inat talep yağdı”.

2 – NOT DÜŞÜRME KARARININ ETKİSİ NE OLACAK?

Bütün mesele Türkiye ekonomisini dövize yani elin parasına bağımlı olması. Türkiye’nin 30-35 milyar dolarlık cari açığı var. Bir yıl içinde ödemesi gereken 170 milyar dolarlık borcu (Şirket, banka ve devletin) var. Bunların çevrilebilmesi için yaklaşık 200 milyar dolar gerekiyor.
Son verilen not düşürme kararı bu paranın bulmasında maliyeti biraz artıracak. Bu maliyet içeriye kredi faizlerinin artışı olarak yansıyacak. Kredi faizi artışı, iş ve alışverişlerini biraz sıkıntıya sokacak.
Bu şartlarda enflasyonun düşmesi zorlaşacak. Finansman maliyetinin yükselmesinin faturası çalışana kesilecek. Bu sıkıntılar gelip emekçiyi bulacak.
Bütün bunlar ekonomik zeminin sağlam olmadığını gösterir. Not bugün düşürülmeseydi de borçla sefahatın cefası, ya Fed’in faiz artırımıyla ya da başka bir sebeple, yine bir gün gelip emekçiyi bulacak.

3 – NOT DEĞERLENDİRMESİNDE SİYASİ KRİTERLER VAR MI?

Ülke kredi derecelendirmesi yapılırken sadece ekonomik gelişmelere bakarak karar verilmez. Ekonomi dışındaki konular da önem taşıyor. İşte bazı örnekler:
* Risk derecelendirilmesi yapılan ülkenin nüfus artış oranı.
* Etnik, dinsel ve dilsel azınlıkların dağılımı.
* Gelir dağılımı, refah ve toprak sahipliği bilgileri.
* Ulaştırma ve telekomünikasyon altyapısı standartları ve ana planları hakkındaki bilgiler. Ülkenin seçim takvimi; genel, yerel, cumhurbaşkanlığı vs.
* Hükümetin başlattığı uygulamalara muhalefet partilerinin desteği ve desteğin sürdürülebilirliği.,
* Önemli sosyal grupların ve partilerin ülkenin temel sorunlarına yaklaşımda sergiledikleri alternatif politika seçenekleri,
* Vergi toplama sisteminin etkinliği, (kayıtdışılık, kayırmacılık vb),
* Komşu ülkeler ile ilişkiler
* Jeopolitik riskler.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları benzeri kriterlere bakarak risk belirleyip not veriyorlar. Fonlar da, para gönderecekleri ülkelerdeki riski yani parayı geri alıp alamayacaklarına notlara bakıp karar veriyorlar. Risk kadar gidecekleri ülkenin yatırıma verdikleri faizi de dikkate alıyorlar.

4 - NOT DÜŞÜRME KARARI SİYASİ Mİ?

Hemen şunu belirtelim ki Moody’s, 2014 Nisan ayında; Türkiye’nin notunun ileriye dönük görünümünü ‘negatife’ almıştı. Bu “İşler iyi gitmiyor. Ben seni izleyeceğim ve karar vereceğim. Ya negatiften durağana çevireceğim ya da notunu düşüreceğim” demekti.
Nitekim acele de etmedi. 2015’teki çifte genel seçim üstüne eklenen bir darbe derken30 ay bekledi.
Bekleme süresinde işlerin iyiye gittiğini kim söyleyebilir. Merkez Bankasının “FETÖ’cülerden temizlenmesi” gerektiğinin söylendiği... Ülkenin hukuk kuralları hiçe sayılarak OHAL’le yönetildiği... 15 Temmuz darbe girişimiyle kamudaki kurumlar ve kuralların çökmüş olduğunun anlaşıldığı... Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın bile “Kırılganlık oluşturan konuların olduğu doğru. Ancak Orta Vadeli Programı beklememek haksızlık” dediği...
Böylesi karışık bir ortamda kararın sürpriz olmadığı açık değil mi?
‘Yatırım yapılabilir’ notu duran son kuruluş olan Fitch’in de 18 Ağustos itabarıyla notu gözden geçirme kararı aldığını hatırlatalım. Fitch de notu kırarsa işler o zaman çok daha zor olacak.
Fed Başkanı artık para politikasının değişeceği sinyali verdiği tarih Gezi protestolarına denk düşünce açıklamayı Gezici... Not indirimi darbe sonrasına denk gelince, Moody’s’i darbeci yapan anlayış... Fitch’in kararını beğenmezse o karara da bir ad takacak. Lakin bunun kimseye faydası yok!

5 – SİYASİ DAVRANMAZLAR MI?

Kararları sarsıcı olmasın diye  değerlendirmelerini Cuma akşamı geç saatlere bırakırlar.
Çünkü borsa kapanmış, piyasalara hafta sonu boyunca yeni durumu hazmetmek için zaman kazanmış olur.
Bu hassasiyetleri onların siyasi karardan tamamen uzak oldukları anlamına gelmez. Asıl işleri bir ülkeye kazanmak üzere para aktaran uluslararası sermaye kuruluşlarının ellerindeki devlet ve özel sektör tahvillerinin, mevduat sertifikalarının, hisse senetlerinin çıkarlarını gözetmek. Söz konusu çıkarı gözetirken fonların ülkelerinin siyasi çıkarları da gözetilir.
Örnek 2003’teki ABD’nin Irak işgali öncesi... Meclis’te, 1 Mart tezkeresi görüşülürken S&P’den, “ret kararı çıkarsa Türkiye’nin notu indirilir” tehdidi gelmişti. “ABD ve Avrupa emperyalizmiyle ters düşmeyle fon akışı arasında siyasi bağ kurulmuştu.

6 – TÜRKİYE’NİN SIKINTILARI NELER

Türkiye’nin hiçbir derecelendirme kuruluşunun not vermesine gerek kalmadan hepimizin bildiği ağır sorunları var.
* Türkiye, ekonomisi çarklarını dışarıdan gelen parayla döndürüyor. Para akışı azalınca ekonomi tekliyor. Devlet, özel sektör ve bankaların toplam dış borcu 400 milyarı aşmış durumda.
* Türkiye’nin ihracat kayıpları sürüyor. Düşen turist sayısıyla birlikte dış ticaret performansı iyice düşmüş durumda.
* Türkiye ekonomisinin büyüme temposu yavaş. Kredi kartıyla iç talebin canlanmasına, devlet harcamalarının artırılmasına, inşaata bel bağlanıyor.
* Sanayi üretiminde çarklar yavaşlamış durumda. Karların finans giderlerine ayrılan kısmı her geçen gün  artıyor.
* İşsizlik çift hanelerde dolaşıyor.
* Tüketicinin geleceğe dair iş, aş, tasarruf umudunu gösteren güven endeksi düşmüş durumda. Darbeyi atlatmanın coşkusu giderek yerini umutsuzluğa ve gerçeklerin kendisine bırakıyor.
* Savaş faturası ve karmaşası her geçen gün büyüyor.

7 – EKMEK KAVGASI NEREDE?

Ülke emekçilerinin...
Kötü notun sorumluluğunu öğretmenlerde arayan öğrenci tutumuna da...
Kredi derecelendirme kuruluşlarının kriterlerine de aldanmamaları gerekiyor.
Her ikisinin de buluştuğu nokta ‘reform’. Misal, kemer sıkıp emekçinin lokmasını küçültme politikalarını ‘reform’ gereği sayıyorlar.  
Türkiye İstatistik Kurumu ülke genelindeki gelir dağılımı durumunu açıkladı. 12.5 milyon mutlak yoksul var. 400 bine yakın kişinin (Nüfusun en fakir yüzde 5’lik dilimi) yıllık kullanılabilir geliri 2.999 TL olarak belirlendi. Ayda 250 lira.
İş bulmaktan ümidini kesenler eklendiğinde her 5 gençten biri (yüzde 20) işsiz.
Genç işsizlik son 75 ayın zirvesine ulaşılmış durumda.
Çek senet ödeyemeyen esnaf sayısı artıyor.
Artık iktidarın yaptığı yardımlar devede kulak kalıyor. Yoksullar ve zenginler arasındaki uçurum büyüyor.
Bu durumda hâlâ... Borsa, kur, faiz, kredi notu, FED üzerinden ekonomi anlatanlara mı kulak verelim. “Ekonomimiz sağlam yeter ki  mali disiplini bozmayalım” diyenlerin peşinden mi gidelim.
Yıllardır bunları yapıyoruz da öyleyse neden mutlak yoksulluğumuz artıyor.
“Uluslararası güçler not düşürerek ekmeğimize saldırıyor” tespiti yapan Ahmet Hakan’a da duyurulur ki... Bu tablonun sorumlusu hükümete ‘laf’ ettirmemek ekmeği küçültüyor.
Kredi kuruluşlarını alkışlamak da, hükümete arka çıkmak da bu tabloyu değiştirmez.
Ekmek kavgası başka yerde. Emekçileri kandırmayalım!

8- ÖFKELİNİN KABAHATİ YOK MU? 

2012 yılında (S&P) Türkiye’nin not görünümünü ‘pozitif’ten ‘durağan’a çevirdi. Türkiye’nin kredi notunun indirilmesine karşı başbakan Erdoğan Kazakistan’da yapılan G20 zirvesinde esip gürledi.
Kredi derecelendirme kuruluşu ‘cezalandırdı’ ve Hazine Müsteşarlığı S&P ile 2013 yılı için sözleşme yenilemedi.
Sonra her beğenilmeyen kararda... ‘Milli derecelendirme kuruluşu’ çalışması yapıldığı (kim dikkate alacaksa) vurgulandı.  
Sözleşmesi olmasa da müşterileri için Türkiye hakkında rapor hazırlayıp not vermeyi sürdüren S&P bu yıl...
Türkiye’nin yatırım yapılabilir bir ülke olmaktan çıktığı yönünde bir not verdi. Cumhurbaşkanı yine gürledi: “Benim seninle anlaşmam bile yok sana ne oluyor. Sen işine bak”.
O dönem Türkiye’ye haksızlık yapıldığını iddia edenlere şu cevabı veriyorduk. Türkiye’nin sözleşmesi bulunduğu Moody’s, Türkiye’nin notunu ‘çöp’ seviyesine düşürmek için Türkiye’yi incelemeye aldığını açıkladı. Ağustos ayında bu yönde bir karar gelirse kimse şaşırmaz. Çünkü Türkiye’de  yaşananlar sermayeyi ürkütecek cinsten. Bu yüzden, ‘Darbe girişimi siyasi kutuplaşmanın kurumsal kontrol mekanizmalarını zayıflatacağına inanıyoruz’ diyorlar” demiştik.
Aldıran olmadı. Şimdi beklenen olunca da... Erdoğan, “Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyesinin altına indirmelerini hiç dikkate almıyorum” dedi.  
Peki şimdi sormak gerekmez mi. İnşaat, ucuz emek, ucuz ithalat üzerinden dövize ve dışa bağımlı bir ekonomik model kuran ülke yöneticilerinin hiç mi kabahati yok. Hem elin parasını al hem de elin kaygılanmasından öfke duy. Olacak iş mi?

ÖNCEKİ HABER

‘Fısıldayarak değil doğrudan sosyalizm diyeceğiz’

SONRAKİ HABER

Midilli mültecileri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa