26 Eylül 2016 04:57

Suriye: Ortadoğu’daki çatışmanın düğümü

ABD ve Rusya öncülüğünde başlatılan ateşkes anlaşmasının başarısız olması, Suriye krizinde yeni bir dönem açtı.

Paylaş

Başta anlaşma yapan ABD ve Rusya olmak üzere çatışmalarda yer alan hiçbir tarafın uymadığı başarısız bir ateşkesten sonra Suriye’deki savaşın yeni bir boyut kazandığına dikkat çekiliyor. ABD’nin Deyrizor’da, İsrail’in Golan Tepelerinde Suriye Ordusuna ait mevzileri bombalaması, 41 bin Türk askerinin el Bab’a girmek için sınırda beklemesi Suriye’de ‘Vekillerin yerine asillerin savaşacağı daha tehlikeli bir aşamanın’ işareti olarak değerlendirildi.

SURİYE: ABD-RUSYA ÇATIŞMASININ ODAĞI

Lübnanlı Akademisyen ve Yazar Muhammed Nureddin, as Safir gazetesindeki yazısında, Suriye’deki krizin, başlamasından kısa bir süre sonra bölgesel ve uluslararası bir çatışmaya dönüştüğüne dikkat çekerek ülkeyi “Ortadoğu’daki çatışmaların düğümü ve uluslararası alanda çatışmaların yönünü belirleyen kapı” olarak değerlendirdi. Nureddin, “Suriye, ABD ile Rusya arasında bir çatışma odağına dönüştü” yorumu yaptı.

ABD DOĞRUDAN MÜDAHALE ÇİZGİSİNE GELDİ

2011 yılında Irak’taki askerlerini çekerek ‘dolaylı müdahale’ yolunu seçen ABD’nin bugün yeniden ‘doğrudan müdahale’ çizgisine geldiği değerlendirmeleri yapılıyor. Washington’un, Irak’tan çekildiğini ilan etmesinden bu yana uzmanlar, danışmanlar ve az sayıda asker ile doğrudan olmayan destek yolunu izlediğine dikkat çeken Muhammed Nureddin, Suriye askerlerini Deyrizor’da bombalamasını, ABD’nin “doğrudan müdahale etmeme siyasetini bırakmaya hazır olduğunu ifade eden ciddi bir mesaj” olarak değerlendirdi.

VEKİLLER ARASI SAVAŞTAN ORDULAR ARASI SAVAŞA

ABD’nin yeşil ışık yakmaması ve İran, Rusya ve Şam’ın muhalefeti nedeni ile Türkiye’nin, Suriye’ye doğrudan askeri müdahale hedefine ulaşmak için beş sene beklediğine işaret eden Nureddin, “El Bab’a girmesi durumunda kriz başladığından bu yana Türk ordusu ilk defa Suriye ordusu ile karşı karşıya kalacak” diye yazdı. 41 bin Türk askerinin el Bab’a girmek için sınırda beklediğine dikkat çeken Nureddin, “Bu da savaşı silahlı guruplar vasıtasıyla vekalet savaşından, doğrudan doğruya orduların savaşı aşamasına taşıyacak” yorumunu yaptı.

MISIR VE SUUD SURİYE KONUSUNDA KARŞIT POZİSYONDA

Öte yandan Mısır’ın, Suriye krizi konusunda Suudi Arabistan ile farklı pozisyonda olduğunu ilan etmesi bu iki ülke arasındaki “balayı” döneminin sona erdiğinin bir işareti olarak değerlendirildi. Suudi Arabistan ve Mısır medyasının “tarihi” olarak nitelendirdiği Suudi Kralı Süleyman bin Abdulaziz’in geçen Nisan ayında Kahire’ye yaptığı resmi ziyarete işaret eden Rai al Youm yazarı Abdulbari Atwan, “Suudi Arabistan ile Mısır’ın balayı üç aydan fazla süremedi. ‘Boşanma’ süreci başladı” yorumunu yaptı. Atwan bu boşanma sürecinin temelinde Suriye krizinin yattığına dikkat çekti.


EL BAB VE FIRAT’IN DOĞUSUNA 41 BİN TÜRK ASKERİ

Muhammed NUREDDİN
As Safir

Suriye krizi, son birkaç haftadır belirsiz olanaklar ve beklentilere neden olan etmenlerin etkili olduğu aşamalar kaydetti. Ancak krizin  temel ve alt seviyeler halinde incelenmesi daha açık bir fotoğraf veriyor.

1. Suriye’deki çatışma, krizin başlamasından kısa bir süre sonra bölgesel ve uluslararası bir çatışmaya dönüştü. Suriye’nin kendisi Ortadoğu’daki çatışmaların düğümü ve uluslararası alanda çatışmaların yönünü belirleyen kapıdır. Suriye bölgedeki itiraz ve direniş eksenin önemli bir ayağıdır. Aynı zamanda dünyada Rusya’nın stratejik çıkarlarının da köşe taşıdır. En önde İsrail, Türkiye ve bazı Körfez ülkeleri olmak üzere Batı ve bu eksenin düşmanları, bu krizi sömürmek için daha önce görülmedik biçimde askeri, diplomatik bir çabanın içine girdiler. Suriye, ABD ile Rusya arasında bir çatışma odağına dönüştü. Washington üzerine, Ukrayna krizini ve NATO’nun Doğu Avrupa ve Baltık’ta ilerlemesini ekledi.

2. ABD; Irak’tan Suriye’ye, Libya’ya kadar uluslararası alandaki çatışmalara doğrudan müdahale etmeme siyaseti izlemektedir. Irak’tan çekildiğini ilan ettiğinden bu yana Washington uzmanlar, danışmanlar ve az sayıda asker ile doğrudan olmayan destek yolunu izlemektedir. Bu yolu hâlâ Irak ve Suriye’de takip etmektedir.

Lakin ABD’nin Suriye askerlerini Deyrizor’da bombalaması, Halep’e yardımların girmemesinin intikamını almayı hedeflemektedir. Bu saldırı aynı zamanda ABD’nin doğrudan müdahale etmeme siyasetini bırakmaya hazır olduğunu ifade eden ciddi bir mesajdır.

Yine İsrail Golan’daki Suriye Ordusu mevzilerini bombalayarak ve aleni bir şekilde Nusra’yı Golan’da ateşkesle destekleyerek geçen haftalarda bizzat sahaya indi. Türkiye de ilk defa askerleriyle Suriye topraklarına girdi. Bu gelişmeler Suriye’nin vekillerin yerine asillerin savaşacağı daha tehlikeli bir aşamanın ön gününde olduğunu göstermektedir.

3. Türkiye, Suriye’ye doğrudan askeri müdahale hedefine ulaşmak için beş sene bekledi. Daha önce hedefini gerçekleştirmesini engelleyen iki faktör vardı. Bunlardan birincisi: ABD yeşil ışık yakmamıştı. İkinci engel ise Rusya, İran ve Şam’ın muhalefetiydi. Yeni Şafak gazetesi iki gün önce 41 bin Türk askerinin el Bab’a girmek için sınırda beklediğinden söz etti. Özgür Suriye Ordusu’nun bunu yapacak gücü yok. Erdoğan kendisini New York’ta izleyen gazetecilere; “el Bab’a gireceğiz” dedi. Bu durum beraberinde birçok soruyu getirmektedir. El Bab’a girmesi durumunda kriz başladığından bu yana Türk ordusu ilk defa Suriye ordusu ile karşı karşıya kalacak. Bu da savaşı silahlı guruplar vasıtasıyla vekalet savaşından, doğrudan doğruya orduların savaşı aşamasına taşıyacak.

4. Eğer siyasi aşamaya gelirsek Türkiye’nin niyeti daha açık ortaya çıkar. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çarşamba günü New York’ta Başkan Yardımcısı Joe Biden ile bir araya geldiğinde, bölgedeki terörün esas kaynağının Suriye rejimi olduğunu tekrarladı.  Başlaması gereken geçiş sürecinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın yerinin olmadığını yineledi.

Türkiye’nin düşüncesi ve zeminde yaptığı bu.


ÖZGÜR İDLİP ORDUSU NUSRA’YA ÖRTÜ MÜ?

Al Mayadeen

Suriye silahlı muhalefetinden üç grubun İdlip’te “Özgür İdlip Ordusu” adıyla birleştirilmiş yeni bir yapıyı ilan etmesi, Suriye ordusu ve müttefiklerinin el Nusra’ya karşı mücadelesinde zeminde değişikliğe yol açmayacak gibi görünüyor.  

Sukur el Cebel (Dağ Şahinleri), el Fırka el Şimaliye (Kuzey Grubu), el Fırka 13 (13.cü Grup) birleşti. Özgür İdlib Ordusu’nun liderleri yayınladıkları bildirgede birliğin amacının tümden bir birlik olduğunu, daha önceki bütün adları iptal ederek tek bir liderlik ve tek bir örgüt altında birleştiklerini ifade ettiler. Ancak oluşturulan birlik birçok cephede başarı kazanan Suriye ordusuna karşı bir rol oynamaktan uzak görünüyor.

Suriyeli askeri ve strateji araştırmacısı Hasan Ahmet Hasan, al Mayadeen’e yaptığı açıklamada “Eğer bu gruplar geçmişte birleşmeyi başabildiyse yeni bir yapılanmaya neden ihtiyaç oldu?” sorusunu sordu. Burada ilk hedefin psikolojik faktör olduğunu, iktidarın kuvvetlerine ve milislerine karşı ortak eylem ve birlik ihtiyacına dikkat çekti. Türkiye tarafından desteklenen Sukur el Cebel, Amerikalıların “Fırat Kalkanı” operasyonuna katılmalarını protesto etmek için operasyondan ayrılmıştı.

El Fırka 13’ün lideri Ahmet Saud daha önce oluşturulan birliğin el Nusra ile koordinasyon çabası içinde olacağını ve iyi ilişkiler geliştirmeyi istediğini söylemişti. Yeni birlik oluşturma girişimi el Nusra gibi terörist örgütler sınıfında olan ve ılımlı olarak adlandırılan gruplar arasında işbirliği oluşturmayı amaçlıyor. Bu başarılı olacağı anlamına gelmez ama en iyi ihtimalle el Nusra’nın, Suriye ordusu ve müttefiklerine karşı eylemlerine örtü olmasını garanti altına alacak.


MISIR İLE ARABİSTAN ARASINDAKİ KRİZİN NEDENLERİ

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Suudi Kralı Süleyman bin Abdulaziz’in geçen Nisan ayında Kahire’ye yaptığı resmi ziyaret, iki ülke arasında siyasi, ekonomik ve askeri alanda onlarca yıl sürecek stratejik bölgesel ittifak beklentisi yarattı. Fakat özlemler ve dilekler bir şey, gerçekler başka bir şeydir!

Suudi Arabistan ve Mısır medyasının “tarihi” olarak nitelendirdiği bu ziyaretten beş ay sonra iki ülke arasında ilişkilerde boşluk oluştu. Vaatler, ekonomik anlaşmalar buharlaştı. Akabe Körfezi üzerinde yapılacak olan Kral Süleyman Köprüsü, Mısır tarafında Sina’da oluşturulacak olan serbest ticaret bölgesi artık söz konusu bile değil. Belki de gömüldü.  Suudi bakanlar kurulunun acil bir şekilde onaylamasına rağmen, Körfez’deki Sinafir ve Tiran adalarının Suudi Arabistan’ın egemenliğine iadesi Mısır meclisinde onaylanmış değil.

Suudi Arabistan ile Mısır’ın balayı üç aydan fazla süremedi. “Boşanma” süreci başladı. Mısır’dan Suudi ortağı şoka uğratan adımlar yansımaya başladı;

1. VAHABİLİK SÜNNİLİĞİN DIŞINDA
Birincisi; geçen ay Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de “Sünniler ve Sünni toplum kimlerdir” başlığıyla gerçekleşen konferansa Mısır’ın katılması. Mısır’ın katıldığı bu konferansta Vahabilik bu tarifin dışında tutuldu. Mısır’dan dört büyük din adamı; el Ezher Şeyhi Doktor Ahmet Tayyip, Mısır Müftüsü Şeyh Şevki Allam, İslam Konuları Müsteşarı Osama Ezheri ve bir önceki Müftü Ali Cuma bu konferansa katıldı.

2. MISIR ESAD’I DESTEKLİYOR
İkincisi; Cumhurbaşkanı Sisi’nin Birleşmiş Milletlerde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı desteklediğini onaylayan konuşması. Bu konuşmada Suriye’nin geleceğinde terörist örgütlerin yerinin olmadığını vurgulaması. Daha sonra Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri, Mısırlı gazetelere yaptığı açıklamada ülkesi ile Suudi Arabistan arasında özellikle Suriye’de var olan iktidarın ve liderliğin değiştirilmesi konusunda vizyonlarının farklı olduğu belirtmesi. Şükri, Mısır’ın, Suriye’de iktidarın değişmesine karşı olduğunu ve Suudi Arabistan’ın yaklaşımlarını benimsemediğini ifade etti.

3. BM’DE LİDERLER BULUŞMADI
Üçüncüsü; Birleşmiş Milletler toplantısında ikisinin de ülkelerinin heyetlerinin başlarında olmasına rağmen Mısır Cumhurbaşkanıyla Suudi Veliaht Prens Emir Muhammed bin Naif arasında herhangi bir buluşmanın gerçekleşmemesi. Aynı şekilde dışişleri bakanları da “Suriye’yi destek grubu” toplantısı haricinde bir araya gelmedi.

4. MISIR-İRAN GÖRÜŞMESİ
Dördüncüsü ve bizce en önemlisi Dışişleri Bakanı Şükri’nin İranlı Mevkidaşı Muhammed Cevat Zarif ile Birleşmiş Milletler oturumlarının kenarında buluşması. Aralarında Suriye’nin de olduğu dosyaları görüşmesi. Bu buluşmalar bile Suudi Mevkidaşı Adil el Cebir’in yaralanmasına yetti. Şükri’nin Suriyeli mevkidaşı Velid Muallim ile görüşme kehanetinin gerçekleşmesi durumunda krizin pıhtılaşarak kalp krizine yol açması uzak değil.

Suudi Arabistan yaptığı ekonomik yardımlarla; Mısır’ı itaatkar bir dost yapacağını, bütün projelerini uygulayacağını, bütün savaşlarını destekleyeceğini, İran ve Suriye karşısındaki pozisyonu destekleyeceğini, Körfez’deki bütün düşmanlarını ortaklaştıracağını zannederek hata yaptı.
 

ÖNCEKİ HABER

Stuttgart'tan metal işçisi: Sesimize dokunmayın

SONRAKİ HABER

"Ali Babacan, Erdoğan’a partiden ayrılacağını söyledi" iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa