23 Eylül 2016 16:28

Dünya sinemasından anarşist filmler Beyoğlu’da

Anarşist Sinema Kolektifinden Reha ve Mete Alp ile Coğrafyalararası Anarşist Film Festivali'nin hedeflerini konuştuk

Paylaş

Sevda AYDIN
İstanbul

Anarşist Sinema Kolektifi tarafından düzenlenen Coğrafyalararası Anarşist Film Festivali bugün ikinci gününde. Üç gün boyunca otoriteyi sorgulayan ve dünya direnişini anlatan filmlerin yer alacağı festival, Tarlabaşı Beyoğlu’da bulunan infiAl’de yapılacak. 

İlk gününü “İmam Böceği”, “Yanan Öfke”, “Emma Goldman’ın Devrimci Hayatı”, “Tanrıyı Öldüren Adam” gibi filmlerle açan festivali Anarşist Sinema Kolektifinden Reha ve Mete Alp ile festivalin hedeflerini konuştuk.

Coğrafyalararası Anarşist Kısa Film Festivali’nin nasıl ortaya çıktığını bize anlatır mısınız?
Biz zaten Tarlabaşı’da, anarşist kolektif İnfial’de her perşembe film gösterimleri düzenlemekteydik. Film seçiminde de ağırlık noktasını anarşizm ve onun çoklu evrenine uzanan filmler oluşturuyordu. 

Gerek gösterimlerimizdeki enerji birikiminden gerekse sinema ve anarşizm arasındaki ilişkiyi daha işlevli hale getirmek isteyen yeni arkadaşların çabalarıyla meydana geldi diyebiliriz. Külliyatı genişletmek gibi aşılması sıkı dayanışma gerektiren sorunlar bir yerellikle halledilemeyecek kadar büyüktü ve merkezileşme tehlikesi arz ediyordu. Yayılabilecek, ürünü ve üreticisi- anonimleşebilecek, dayanışmayı sağlayabilecek bir kolektif gerekliydi. İlk adım ‘Anarşist Sinema Kolektifi’ kurmak yazmak oldu. Anarşi ve sinema çevresindeki insanları kesiştirebilmek, çevre çeper ilişkisindeki etkileşime bağımlılığı  kırmak için manifesto hazırlamaya koyulduk ve fitili ateşlemek adına ne yapabileceğimiz üzerine sanırım üç aylık bir kuluçka süresi var diyebiliriz. Festival fikri olgunlaştı ve işe giriştik. 

Ön kelimelerle hayata geçirilmek istenen festivallerin, konu evreni genellikle sınırlanmış bir çerçeveden doğru kendini ifade ettiği için, film tercihleri sabitlenmiş bir durağanlığa sahip olduğu kanısını uyandırır. Bu yüzden öncelikle “coğrafyalar arasılık” ve “anarşist” kavramalarının bize ne ifade ettiğini açıklamak gerekir. Neden “uluslararası” kelimesi varken coğrafyalar arasılığın tercih edildiği akla gelebilir. “Uluslar” üzerinden bir eşitlik varsayımı (delegasyonlar) yerine, yaşam alanından doğru hayata yönelmiş soru ve yanıtların içerisinden konuşup başka yaşam alanlarıyla bağlar kurmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Coğrafyalar arası “bağlar” kurmanın sadece sınırlar ve ülkeler gibi uzaklıkları aşmanın bir yöntemi olmadığını, resmi ve tek düze bir düşüncenin ötesinde bu coğrafyalar arasılığın sebebi; tekillikler arası, ortaya çıkmamış potansiyeller arası, özneler ya da reddiyeler arası, tartışan düşünceler arası, en önemlisi de yaşayan ütopyalar arasında bağların kurulmasındandır. Festivalin materyalleri de bu bağlanmaların etrafında yol aldı.

Bizler spesifik olarak anarşist filmin ne olduğunu ve ne olabileceğini tartışırken (film içerikleri, imajların yapısı, yapının organize edilişi, imajların hangi duygulanımlara uzandığı, seyirciyi nerede konumlandırdığı vs.) sanat-hayat mottosunun ve form-içerik mottosunun altını çizmekteydik. Dahası bizler için, filmlerin oluşum süreçlerini kapsayan anarşist ilkeler; filmlerin gösterim koşulları için de geçerli olması gerekti. Bu yüzden film festivali denilince bizim aklımıza hiyerarşisiz, ve ütopyalara davetiye çıkaran bir praksis geliyor.

Festivalin hedeflerinin “coğrafyalar arası bağları güçlendirmek, dayanışmayı ve mücadeleyi artırmak” olduğunu belirtmişsiniz sayfanızda. Gelen filmler arasından coğrafyaların durumuna dair nasıl bir izlenim elde ettiniz? 
Farklı coğrafyalardan gelen filmlerin suni dengeyi sağlayan faktörleri; ceberut devleti, nispi refahı veya emperyalizmi, küreselleşmeyi, erkek egemenliğini, modernizmi hedef tahtasına koyduğunu gördük. Kimi yapımcılar bunu adlandıramasa, sadece yaşamına dokunan aygıta tepkisel olarak bir ürün koymuş olsa bile festivalde yer almasını istedik. Hem sosyal hareketlerin anarşizme evrilebileceğini çok iyi bildiğimiz (Kimi yoldaşlarımız bu yol ile anarşist teorilerle tanıştı ve kendini anarşist tanımlamaya başladı) için hem de ürünlerinin ortaklaştıkları nokta mücadelelerinin, var olduklarının bilinmesi dileği. Çoğunun fiziksel olarak yanlarında yer alamasak, belki hiçbir zaman onları gidip göremeyecek olsak da işlerini göstermenin, bir selam göndermenin sağlayacağını motivasyona güveniyoruz. ‘Zoom out’ yaptıkça tüm canlıların, yaşamın ihtiyaç duyduğu rahat bir nefesi hem ‘oluş’  hem vardıracağı nokta anarşizm ile soluyacağına yeniden kani olduk.

Türkiye’de ve dünyada anarşist filmler üzerinden değerlendirmeleriniz neler?
Anarşist festivaller ve filmlerin dünya genelinde yoğunluk kazanmaya başladığını görüyoruz örneğin 4-5 şehirde (Barselona, Madrid, Montreal, Sao Paulo,  New York ) anarşist film festivali yapılmakta, bunların tamamına yakınını batı coğrafyası içerisinde değerlendirebiliriz. Bu festivallerde  eski kanonik anarşist eserler ve daha çok belgesel ve deneysel filmlerin yer aldığını görüyoruz. Mesela Avrupa’daki anarşist üretimlerde kadraj yoğunluğunun komün ve işgal deneyleri kapsayan belgesellerin üretildiğini görüyoruz. Yani “anarşist çokluk” temalı belgesel film yönelimi olduğunu söyleyebiliriz. Dünyadaki anarşist festivaller üzerinden bizim yaşadığımız coğrafyalar arasında köprüyü sağlayan ortak temanın Rojava devrimi olduğunu söylememiz gerekir. Türkiye için bir parantez açarak başlayayım anarşizm o kadar yaygın değilken hâlâ daha kelimenin kendi anlamıyla akıllarda uyanmıyorken film ilişkisinde kendini gösterebilmesi bir mucize olurdu. Biz tam da bu ilişkiyi hakkaniyetiyle oluşturmak için çabalıyoruz. Bunun için kısa kısa yola koyulmuş olduk..

FESTİVALDE YARIN

Festivalin ikinci günü “Neden Büyük Şirketlerden Çalmayı Seviyorum” filmiyle start alıyor. Film, alışveriş hırsızlığı değişim ekonomisinin reddiyesi üzerine kurulu. “Yeşil Paranın Rengidir” filmi de çevrecilik popülerleştikçe, şirketler ve iyi finanse edilmiş çevre örgütleri halkın çabalarını pazara dayalı çözümlere yönlendirmek için el ele çalışmasına değiniyor. “Zelal” filmi hazırlık sınıfında arkadaşının maruz kaldığı baskıya şahit olan ve bu yüzden kendi etnik kimliğini gizleyen bir üniversitelinin hikayesini anlatıyor. “Roza” belgeseli de Rojava Devrimi’ni Kürtler, Süryaniler ve Araplar üzerinden anlatıyor. İkinci gün gösterilecek filmler ise şunlar: “Les Anarchistes”, “İyi Tüketici”, “Toplama Kampına Karşı Anarşistler”, “Bizler Patlamanın Peşinde Olan Sonsuz Parçacığız”, “Ligetvêdok”, “What is Nationalism?”, “Dehlizdekiler”

Festivalin son günü “Diren Ayol!” filmiyle başlıyor. Film, Gezi ayaklanmasının oluşturduğu direnme ruhunun LGBTİ+ hareketi üzerindeki etkisini anlatıyor. “Kapitalizm: Game Over”da Varşova’da 6 Haziran 2014’te gerçekleşen işgal olaylarını konu alıyor. Festivalin son günü programda yer alan filmler arasında çok sayıda film bulunuyor: “Bone – Kemik”, “Getrentt – Ayrı”, “1 Mayıs 2012”, “Direnişi Pasifize Etmek”, “No Borders”, “Anarşist Tutsaklara Özgürlük 2012”, “Kara Blok: Şiddetin ve Aşkın Hikayesi”, “35”, “What is Autonomy?”, “Darwin vs Kropotkin”, “Another Story of Progress”, “…Yumruğunu Kaldır”.
 

ÖNCEKİ HABER

Mühendisler Nejdet Atalay’ın serbest bırakılmasını istedi

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa