Metin Celal’e mektup

Metin Celal’e mektup

Merhaba Sevgili Metin Celal,Bütün şiir kitaplarını bir araya topladığında kuşağının acısını bir dizeye sığdırmayı başarmışsın: Herkes Kendine Yabancı. Kutlarım. Şairliğinin kitaplarının adlarını, bir bakıma dönemi de özetleyerek, etkileyişi hayranlık verici: Adım Ölüm, Kendi Kendini Tatmin, Konformist, Küçük Haya

Sennur Sezer

Merhaba Sevgili Metin Celal,
Bütün şiir kitaplarını bir araya topladığında kuşağının acısını bir dizeye sığdırmayı başarmışsın: Herkes Kendine Yabancı. Kutlarım. Şairliğinin kitaplarının adlarını, bir bakıma dönemi de özetleyerek, etkileyişi hayranlık verici: Adım Ölüm, Kendi Kendini Tatmin, Konformist, Küçük Hayat Bağları, Kendine İyi Bak. Ben ilk romanının adında hep bir iç çekiş duyarım, Ne Güzel Çocuklardık Biz.
Kimin olduğunu bilmediğim bir tanım gelir dilimin ucuna: “Bütün mutlu ilk gençlikler az çok birbirine benzer, mutsuz ilk gençliklerin mutsuzluklarıysa kendine özgüdür.” Sizin mutlu bir gençlik geçirdiğiniz söylenemez. 1961’de doğmuşsunuz. Kargaşayı ve kanı gördünüz. Ölümü: “bu şehrin koynunda süzülen benim/çığlığım kırbaçlayan geceyi/tükenmeyen, kırılmayan//neden hep sedef kakmalı bıçaklar/neden derviş ahı gibi bir bordo gül/neden gümbür gümbür süzülüşü dudaktan//evet biliyorum siz de düşkünsünüz maviye/biliyorum bordo gül kanı anımsattı/soldu çiçeği şarkınızın//ama nasıl söylemeli/bu şehrin koynunda süzülen benim/ister kan olur otururum gözlerinize/ister kör kurşun sokaklarda/bu şehrin koynunda süzülen benim/ne kadar gizleseniz de adımı mektuplarda
/tüm fotoğraflarda varım/bir ucu kırık biraz mahzun//çünkü bu şehrin koynunda süzülen benim/benim kuyruklarda sizi bekleyen/her an her yerden çıkan/karanlık köşelerde gecenin içinde/ve her kapının ardında/benim sizi bekleyen”
Şiir için söylediklerin içinden geçtiğin dönemle örtüşmüyor:
“Şiir her şeyden önce şiir olmalıdır. Şiir, şairin aynasıdır. O aynaya baktığınızda şairi tanırsınız. Tabii şair aynayı dökmeyi becerebilmişse. Şiir imgelerle yazılır. Sözcükler imgeleri oluşturan yapı taşlardır. Ama sözcükler, imgeler oluşturulurken şiirin dışında hiçbir dizgeyle açıklanamayacak bir şekilde kullanılırlar. Anlamsız şiir olmaz, ama tek anlamlı da şiir olmaz.”
Şiirin tek anlama sığmazlığını dile getirmen önemli. Sözcüklerin çok anlamlılığı yanında okurun algısına göre renk değiştirecek şiir yazabilmek epey zor: “şehir yıkılırken üstümüze/tüm caddeleri ve sokaklarıyla/yutarken alışkınlıklar insanı/ve değişirken sokak adları/kim güvenir büyüye/su falına, vadeli mevduata//tabii ki yalnız kendime inanıyorum/inançların en değişmez olanına/jestler ve bakışlarla oluşan dile/on emrin sonuncusuna”  Şaşırtıcı olan şiirlerinde konuşan kadınları ne kadar doğru saptadığın. Uzaktan uzağa aşık olunmuş bir erkeğin karısını gördüğünde yüreği burkulan, “Kocam yüzümü hatırlamaz ama beni kıskanır” diye düşünen yorgun ve güzel kadınlar. Çaresiz ve aşksız ev kadınları. Aşkları düşleyen. Ve bir sevda konuşmasına başlamak isterken, söyledikleri üç sözcükten sonra cayıverenler.
Bir de eylemler var. Ancak bir romanda bir yanı kıvrık bir resim gibi aklımıza takılı kalmış, yaşanmışlığı belli, ancak bir gülüşle gölgelenerek anlatılabilen eylemler: “Kuryeliğin tam bana göre olduğunu da Ali tespit etmişti. Çünkü dikkati çeken tiplerden değildim. Aksine silik olduğum bile söylenebilirdi. Bir topluluğun içinde kolay kolay fark edilmez, fark edilse de akılda kalmazdım. Çokluk eylemlerde benim de olduğumu unutup, eylemin nasıl geçtiğini bana anlatırlardı. Giyimim de tipik, parkalı devrimci giyimi değildi. Annemin aldıklarıyla yetinmek gibi bir zorunluluğum olduğundan hanım hanımcıktım. (...)Bir gün tam dersten çıkarken Hülya bir naylon poşeti bana uzatmış, Bakırköy tren istasyonuna gitmemi söylemişti. Tam bir saat sonra orada olmalıydım. Halkalı yönüne giden peronda bekleyecektim. Benimle aynı tip poşet taşıyan birisi gelecekti. “Erkek” demişti altını çizerek Hülya. Evet, bir erkek gelecekti ve biz tam tren geldiği anda, insanlar binerken poşetleri değiştirecektik. Adam trene binecekti. Bense geri dönecektim. Hülya beni Beyazıt otobüs durağında bekleyecekti.(...)”
Kuryeliği başarmak ama denenmek için boş poşet taşıtıldığını görmek. Bir ömrün özeti gibi, bir eylem. Peşinize takılan işe yaramama kuşkusu.
Ümitli ve güzel çocuklardınız Metin Celal... Çünkü bütün çocuklar gibi yaşamayı ve sanatı ciddiye aldınız.

www.evrensel.net