Felsefe açısından eğitim kavramı ve sorunlarına bir bakış

Felsefe açısından eğitim kavramı ve sorunlarına bir bakış

Eğitim ne için olmalıdır? Felsefe açısından eğitimi ele almak istediğimizde, insan kavram odağında konunun çeşitli yönlerini düşünmek yerinde olur.

Mustafa GÜNAY

Eğitimin insan için önemi, birey ve toplum açısından işlev ve gerekliliği her zaman gündemde olmuştur. Günümüze kadar pek çok filozofun da eğitimle, insanın eğitimiyle yakından ilgilendiğini ve eğitimi felsefe açısından irdelediğini saptayabiliriz. Eğitimin felsefe bağlamında ele alınması gereği, özellikle “Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?” sorusuyla kendini gösterir. Nasıl bir insan yetiştirileceği sorusunun yanıtını ise, ancak felsefenin ışığında aramak ve ifade etmek mümkündür.
Eğitim ülkemizde sorunlarla dolu bir alandır. Ancak eğitimi felsefe açısından irdeleyen çalışmalar yetersiz. Bu konuda bazı çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, eğitimin ve eğitim felsefesinin felsefecilerimiz tarafından ihmal edilmesi ve daha çok eğitim bilimcilere bırakılması söz konusudur. Aslında felsefecilerin işlemesi gereken bir konuyu ve problemler alanını önemsemeyişleri düşündürücüdür. Felsefi temelleri olmadan eğitim bilimlerinin de eğitimi kavramada ve ülkemize özgü bir eğitim düşüncesi ve sistemi inşa etmede yetersiz kaldıkları görülmektedir. İthal kuramlar ve paradigmalarla eğitim konusunda yol alınamayacağını ve karşılaştığımız sorunlara çözüm üretilemeyeceğini, yaşadığımız tarihsel deneyimler ve sıkıntılar açıkça göstermektedir. 
Cumhuriyet döneminde yeni bir kültür yaratma ve insan yetiştirme girişimleri bağlamında eğitim paradigmalarının da değişimi söz konusudur. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar eğitim alanında pek çok değişiklik ve düzenleme yapıldığını görebiliriz. Güncel ve dönemsel düzenlemeler kadar tarihsel ve paradigmatik değişimler de saptanabilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulama alanına konulan ve aydınlanma geleneğinden beslenen modernleşmeci yaklaşımlardan 1940’lı yıllardan itibaren uzaklaşılmıştır. Akıl ve bilimi yol gösterici olarak gören pozitivist-ilerlemeci Atatürkçü eğitim felsefesinin yerine 1940’lardan sonra dinsel yaklaşımların egemen olduğu bir eğitim anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır.

Özellikle 12 Eylül darbesi sonrasında Türk-İslam sentezi olarak adlandırılan ideolojik yaklaşım devletin zihinsel haritasının sınırlarını belirlerken eğitim politikalarında da aynı anlayışın yansımaları yoğun biçimde görülür. İçinde yaşadığımız son dönemlerde de eğitime dinci anlayışların damgasını vurduğu saptanabilir.  15 Temmuz darbe girişimi sonrasında toplum ve siyaset üzerinde dinin ve dinsel cemaatlerin ağırlığının apaçık biçimde görünür hale gelmesi, eğitimi; akıl, bilim ve felsefe temelinde ele almanın yaşamsal önemini ortaya koymaktadır. Bu noktada cumhuriyetin kuruluş ve gelişme dönemleri ile son dönemlerini karşılaştırmak uygun olur. Aydınlanmış, çağdaş bir toplum inşa etme ve bu amacı laiklik, demokrasi vb. ilkeler ve değerler temelinde gerçekleştirme anlayışı, belli bir tarihe kadar devletin eğitim politikalarında yer alan bir anlayış iken, günümüzde cumhuriyetin kurucu ilke ve değerleriyle çatışmalı bir iktidarın politikaları büyük ölçüde dinsel referanslara dayandırılmakta ve eğitim anlayışları ve uygulamaları da laiklikten giderek uzaklaşıldığını ortaya koymaktadır.”Altın nesil” idealiyle genç yurttaşlarının zihinlerinin ve geleceklerinin karartılması karşısında herkesin ve her kurumun kendine düşen sorumluluğu ve görevi yerine getirmesi ve eleştirel bir tutumla olup biteni değerlendirmesi gereklidir.

Dine dayanan siyasal-toplumsal mühendislik projeleri uzun zamandır gündemdeki yerini korumaktadır. Zihinlere dinsel dogmaları, inançları okul öncesinden başlayarak yerleştirme düşüncesi, ne eğitimsel ölçütlerle bağdaşabilir ne de demokratik değerlerle. Eğitim, eğitilenin istenildiği gibi biçimlendirilip büküleceği bir süreç değildir. Bireyleri istediğiniz kalıplara sokmanın, eğitimsel değerlere ve ölçütlere aykırı müfredatlarla ve yöntemlerle şekillendirmenin adı eğitim olamaz. Beyin yıkama, sakatlama, körleştirme denebilir, ama eğitim denemez. Bireylerin kişilik gelişimini sakatlayan, zihinsel gelişimini körleştiren, insan ve yurttaş olarak kazanması gereken nitelikleri çarpıtan bir şeye eğitim demek mümkün görünmemektedir. Eğitimin gerçek sorunlarının yerine siyasal mühendislik projesinin çeşitli boyutlarının gündemde olması, aklı tutulanlara ve akıl tutulması durumuna karşı aklın, felsefenin, bilimin ve insanı temele alan bir anlayışın gündemde tutulmasını gerekli kılmaktadır.

Eğitim ne içindir? Ne için olmalıdır? Felsefe açısından eğitimi ele almak istediğimizde, hiç şüphesiz insan kavram odağında konunun çeşitli yönlerini düşünmek yerinde olur. Bu bağlamda insan-eğitim ilişkisini irdelemek gerekir. Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz? Bu soru felsefe açısından eğitim anlayışının ve sisteminin temelinde nasıl bir insan ve değer anlayışı bulunduğunu belirlemeyi gerektirir. Son yıllarda gündeme getirilen konular ve alınan kararlar, eğitimi bütün yönleriyle sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Daha anaokulundan, o da olmazsa ilk sınıflardan itibaren gencecik zihinlere, dinsel inanç ve kabullerin yerleştirilmesi çabaları, çok vahim ve düşündürücü bir tablo ortaya koymaktadır. İslamcılıktan kaynaklanan toplum projesi ve buna bağlı eğitim anlayış ve uygulamaları “insan” kavramı temelinde analiz edilmeli ve eleştiriden geçirilmelidir. Belli bir kesimin kendi dinsel dogmaları ve anlayışlarına dayanarak, insanı çok yönlü ve bütünlüklü biçimde eğitme-yetiştirme amaçlı ve işlevli bir eğitim yerine, tek yönlü ve ideolojinin ağır bastığı bir zihniyetle sürdürülen eğitim uygulamaları ve yola çıkılan varsayımlar ve amaçlar, bu konuda eğitimle ilgili tüm hususlar felsefi eleştiri ve yorum nesnesi olarak ele alınmak durumundadır. 

Eğitimle ilgili sorular ve sorunlar, bir toplumun varoluşunun temel nitelikleriyle ve geleceğiyle ilgili sorular ve sorunlardır. İnsan haklarına dayanan, demokratik, laik ve çağdaş insanlık değerlerine dayanan bir yaşama biçimi ve kültür mü yoksa kapitalist sistemin kurallarıyla işleyen, dışa bağımlı, yurttaşlarının zihnini ve değerler dünyasını bir ölçüde milliyetçiliğin ama daha fazlasıyla dinsel dogmaların belirlediği bir kültür mü olacak varoluş koşullarımızı belirleyen? Bugün temel sorunlardan biri budur. Felsefenin, bilimin ve aklın gerektirdiklerinin olabildiğince dışlanmaya çalışılması ve genç kuşakların duygu ve düşünce dünyalarına aşırı biçimde milliyetçi ve dinsel propaganda niteliğinde ideolojik yüklemelerin yapılması, aynı zamanda iktidarın çağdaş insani değerlere olan mesafesini ve korkusunu da ortaya koyar. Bu nedenle eğitim politikaları ve anlayışlarında akla, bilime ve felsefeye sahip çıkmak, özgürlüğe, insan onuruna ve değerine de sahip çıkmaktır. Temel ilke, değer ve amaçları bakımından eğitimin gereklilikleriyle uyuşmazlığı devam eden politikaların başarısızlığı, yapılan sınavlarda ve genç kuşakların eğitimden kazanmaları gereken yeterliliklere ne yazık sahip olamamalarında görülmektedir. 

Bu bağlamda günümüzde yaşanan eğitim sorunlarını inceleyip değerlendirirken insan felsefesinden kaynaklanan bir perspektifle yola çıkılması gereklidir. Eğitimin akıl, bilim, felsefe ve eğitim bilimlerinin ölçüt ve belirlemeleri doğrultusunda şekillenmesi aynı zamanda insana-yurttaşa verilen değerin de göstergesidir. Yıllardır “altın nesil” masallarıyla uyutulmaya çalışılanların gözünü, gönlünü ve aklını açabilmesi, yalnızca kendileri için değil ülkemiz ve toplumumuz adına da olumlu olacaktır.

www.evrensel.net
ETİKETLER Eğitimokul