Rojava’ya içerden bakmak

Rojava’ya içerden bakmak

Arif Koşar, Yasin Duman’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Rojava” isimli, “Bir Demokratik Özerklik Deneyimi” alt başlıklı kitabı yazdı

Arif KOŞAR
İstanbul

Vekalet savaşıyla iç savaş arasında gidip gelen Suriye’deki bilanço, mezhepsel çatışmanın olası sonuçlarını önümüze seriyor. Laiklik, devletin din işlerinden ayrılması ve inanç özgürlüğünün önemi bir kez daha görülüyor. Rojava ise Ortadoğu’nun karanlık tablosu içerisinde bir vaha olma başarısını gösterdi. Yüzbinlerce insan Suriye’nin çeşitli bölgelerinden Rojava’ya sığındı. Ezilmiş ve baskı altına alınmış inançlar kendilerini özgürce ifade ettiği gibi, devlet ve din işleri ayrılması bir ilke olarak ilan edildi. 

En azından yarım yüzyıldır dili, kültürü yasaklanmış, kimliksiz bırakılmış, defalarca katledilmiş Suriye Kürtleri için Rojava’daki gelişmeler ayrıca önemli. Çünkü Rojava, aynı zamanda Kürt sorununa ilişkin bir çözüm pratiği olarak şekilleniyor. Merkezi yönetimin iç savaşla boğuştuğu bir zamanda, Rojavalılar hem “muhalefet” hem de Esad yönetiminin dışında “üçüncü” ve demokratik bir yol aradı. Görünüşe göre de buldu...

ANLAMLI BİR GİRİŞ

Yasin Duman’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Rojava” isimli, “Bir Demokratik Özerklik Deneyimi” alt başlıklı kitabı inşa edilen yeni toplumsal hayata daha yakından bakma olanağı sağlıyor. İlk bölümde ulusal çatışmaların çözüm yöntemi olarak özerklik kavram ve uygulamaları, teorik ve dünya örnekleriyle birlikte özetleniyor. Suriye’de Kürtler ve Kürtlere yönelik baskıların kısa bir tarihçesine ikinci bölümde yer veriliyor. Bu iki bölüm; Suriye’de Kürt sorunu ve Kürt sorununun çözümü, belki de Türkiye’deki çözüm için okura anlamlı bir giriş yapma şansı veriyor.

“Rojava’da Demokratik Özerklik” başlıklı üçüncü bölümün, demokratik özerkliğin ilanı süreci, tartışmaları ve bu ilanla birlikte kurulan ya da geliştirilen örgütlenmeler ele alınıyor. “Komünler”, halk meclisleri, halk evleri, birlikler/sendikalar, akademiler, kadın eğitim ve bilim merkezleri, barış ve uzlaşma komiteleri, ekonomiyi geliştirme merkezleri ve kooperatifleri daha çok betimleyici bir tarzda, bazen de değerlendirmelerle birlikte anlatılıyor. Böylece Rojava’da ne olduğunu, kurumlardaki kişilerin anlatımları, doğrudan gözlem ve yorumlarla anlamak, en azından bir ölçüde, mümkün oluyor. Rojava’daki Algılar ve İlişkiler (Dördüncü bölüm), Rojava’daki Toplumsal Sorunların Çözüm Yolları (Beşinci Bölüm) ve karşılaşılan zorlukları anlatan son bölümle birlikte okuyucu Rojava’nın ruhuyla daha yakından temas ediyor.

3 RESMİ DİL

Rojava’da Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakın duran ENKS ile PKK’ye yakın PYD iki önemli güç. PYD’nin Rojava’da etkin ve hegemonik siyasi güç olduğu kesin. Ancak PYD, olabildiğince tüm ulus ve azınlık inançların yönetime katılması için özel bir çaba içinde. Örneğin Rojava’da Kürtçe, Arapça ve Süryanice resmi dil. Anadilde eğitim için yoğun bir çaba sarfediliyor. Yasama Meclisi’nde Süryaniler, Ezidiler ve her türlü azınlık grubun temsili garanti altına alınmış durumda. Herhangi bir konuda alınacak kararlar mutlaka ilgilisinin onayına sunuluyor. Yine bir çok yönetim organında yüzde 40 kadın kotası var. Ataerkil alışkanlıklar güçlü olsa da kadınların bağımsız örgütlenmesi, hatta silahlı birlikleri bunların aşılması için önemli bir olanak sağlıyor. Bunların yanında yazarın inşa sürecine ilişkin kimi haklı eleştirilerini de görmek mümkün. Ayrıntılar mı? Kitapta... 

DEVLET VAR MI YOK MU?

Demokratik Özerkliğin en önemli iddiası, ulus devlet ve kapitalist modernitenin iktidarcı ve hiyerarşik devlet yapısının ortadan kaldırılmasıdır. Buna göre; sosyalist ya da kapitalist her türlü devlet baskıcıdır. Anarşist yazar Murray Bookchin’e referans veren Öcalan’ın ifadesiyle “devlet olmayan demokratik konfederasyon” kurulmalıdır. Kuruluşundan itibaren “demokratik özerk” yönetimin iddiası da bu oldu. Ancak, yazarın ifade ettiği gibi “Rojava Demokratik Özerk Yönetimi, devlet benzeri bazı özellikler” taşıyor. Ardından “esasında devlet olmayan bir perspektifle örgütlenmeyi amaç ediniyor” ifadesi de gerçekleşmemiş bir iddianın savunulmasıyla sınırlı kalıyor. Rojava’da özerk iktidar; gerçekten güçlü bir toplumsal taban hareketine dayanarak örgütlendi. IŞİD, el-Nusra ve diğer cihatçı terör örgütlerinin saldırıları karşısındaki güçlü direniş ve Kürt hareketinin ulusal motivasyonları güçlü toplumsal örgütlenmeler yarattı. Bunlar Rojava’nın, merkezi iktidara karşı demokratik devrim niteliğindeki kurumsallaşmaları oldu. 

Kısa bir tanıtım yazısında uzun bir teorik tartışma yapılması mümkün değil. Ancak Rojava Toplumsal Sözleşmesi’ndeki (Anayasa) 20 bakanlık (dış işleri, içişleri, adalet, maliye, sağlık, ticaret ve ekonomi vb.), yasama meclisi, yürütme meclisi (hükümet) ve anayasadaki doğrudan vurgular (91/a maddesi: “din ve devlet işleri birbirinden ayrıdır”) bizzat devlet örgütlenmesini gösteriyor. Bu açıdan Rojava, demokratik, laik varlığıyla Ortadoğu coğrafyasında halklar için umut ışığı olurken, ihtiyaç ve örgütlenmesiyle kitabın alt başlığını da oluşturan “Demokratik Özerklik” teorisinin hatalarına işaret ediyor. Rojava’da halklar demokratik bir iktidar olarak örgütlenmeli, bu iktidar kitlelere ve onların doğrudan katılımına dayanmalı; ki Rojava’da olan ve tüm eksikliklerine rağmen gerçekten de iyi olan budur. Yazar, tabana hareketlerine işaret ederek (ki haklı bir işarettir) ve “Demokratik Özerklik” teorisine bağlı kalmak adına yakından incelediği Rojava’daki bu devletleşme gerçeğine gözlerini birazcık kapamıştır. Aynı yöntemle “kapitalist” olmadığı iddiasındaki “özel mülkiyet” vurgusu da, “sanayici komünü”, “kolektivite” vurgularının ardına gizleniyor. Ancak bu ideolojik ısrar kitabın bilgi dolu olma özelliğine gölge düşürmüyor. 

www.evrensel.net