Avrupa’nın Türkiye çıkmazı

Avrupa’nın Türkiye çıkmazı

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in bir araya gelmesi, Avrupa medyasında önemli yer kapladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in uçak krizi sonrası ilk kez bir araya gelmesi, Alman medyasında önemli yer kapladı. Kimi gazeteler Batı karşıtı bir ittifaktan söz ederek bunun suçlusunun Türkiye’ye karşı sert bir tavır izleyen AB üyesi ülkeler olduğunu yazdılar. Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi ise; “NATO ve Avrupa Birliği’nde bazıları bu yakınlaşmayı endişeyle izliyor, zira ikilinin birlik olup Batı’ya karşı olacaklarından çekiniliyor. İnsanın kendi kendini korkutmasına gerek yok. Öncelikle NATO’nun da geçen sonbahardaki gelişmeler karşısında alarma geçtiğini, olayın askeri açıdan çığırından çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu ve krizin kesinlikle üstesinden gelinmesi gerektiğini hatırlamak lazım. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Batı’dan destek görmediği inancıyla yüzünü Putin’e döndürmesi ise, St. Petersburg’da stratejik derinliği olan Batı karşıtı bir ittifakın oluşmasına değil, olsa olsa uzlaşma söylemi ekseninde kurulan‚ dışlanmışların’ çıkar ortaklığına işarettir.” dedi. 

FT: BATIYA KARŞI BİR HAMLE

İngiliz Financial Times da Erdoğan’ın Rusya ziyaretini değerlendirdi. FT, ziyaretin Batıya karşı yapılmış bir hamle olduğunu ve Türkiye’deki yaşanan anti-demokratik gelişmeler sonucu Erdoğan’a daha fazla taviz verilmemesi gerektiğini yazdı. Financial Times, NATO ve Avrupa’ya endişelendirecek birçok gelişmeler olduğunu savunarak bölgede Türkiye’nin Rusya ile onarılmış ilişkisinin Suriye konusunda olumlu bir gelişme olabileceğine de dikkat çekti. 
Fransa’da ise el Khomri denilen ve işçi ve emekçilerin aylarca çıkmasın diye mücadele ettiği yeni iş yasasını Anayasa Mahkemesi de onayladı ve ardından Cumhurbaşkanlığının onayıyla da resmi gazetede yayınlandı. Yine aynı günlerde Calışma Bakanlığı Air France şirketi CGT (Genel İş Konfederasyonu) İşyeri Delegesi Vincent Martinez’i işten atılmasını da onaylayarak işçi ve emekçilerin mücadelesine duyduğu kini de bir kez daha göstermiş oldu. Bu karar, beş aylık iş yasası karşıtı mücadelenin başını çeken CGT’ye karşı alınmış siyasi bir karar olarak değerlendiriliyor. 

AIR FRANCE’TA NELER OLDU?

2 bin 900 işçiyi işten atma kararı veren ve 5 Ekim 2015’de bu kararı onaylamak için toplanan Air France yönetimi toplantısını basan isçiler İnsan Kaynakları Müdürünü hırpaladı ve gömleğini yırttı. Tüm dünya televizyonlarına yansıyan bu haberden sonra Air France şirketi bu olayı işyerindeki tüm mücadeleleri bastırmak için değerlendirmek istedi ve aralarında CGT temsilci ve işçi delegelerinin olduğu 15 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ve tümünü işten atmak istedi. 

15 EYLÜL’DE MİTİNG KARARI

Mahkeme 4 işçinin işten atılmasını onayladı fakat işçi temsilcilerinin işten atılması için iş müfettişinin raporu ve Çalışma Bakanlığının da onayı gerekiyordu. İş müfettişi CGT’li iş yeri temsilcisinin işten atılması için bir gerekçenin olmadığına karar verdi. Kararı onaylamak ya da bozmak için 4 ay süresi bulunan Çalışma Bakanlığı ise iş yasasına karşı mücadelenin yüksek olduğu bir dönemde yetkisini kullanmayı tercih etmedi ve tatil dönemini bekledi. Karara tepki gösteren sendikalar mücadelenin bitmediğini ve 15 Eylül’de dev bir miting gerçekleştireceklerini açıkladılar. 

BATI’NIN TÜRKİYE İLE İLGİLİ DİPLOMATİK ÇIKMAZI

Financial Times 
Başyazı

Recep Tayyip Erdoğan, Batı için her zaman dengesiz bir dost oldu. Özellikle son bir kaç ayda. Daha geçen Haziran’da Rus savaş uçağına ateş açıktan sonra Ankara’nın Moskova ile ilişkileri dondurulmuştu. Bu sırada Türkiye, AB ile önemli bir anlaşma yapıyor, mülteci akışını kontrol altına alması karşılığında hem para hem de AB’de vizesiz dolaşım hakkı kazanıyordu.
Şimdi mülteci anlaşması çökmüş durumda ve başarısız darbe girişiminin ardından karışan Türkiye’nin, Batı ile ilişkilerinde bir gerginlik yaşanırken, Rusya’da Vladimir Putin Türkiye Cumhurbaşkanı ile dayanışma gösterisi yapıyor.
NATO ve Avrupa’nın endişelenecek çok sebebi var. Darbenin ardından yapılan sert müdahale, 16 bin kişinin tutuklanması, binlerce kamu işçisinin işinden olması, medya kuruluşların kapatılması ve Erdoğan’nın idam cezasını tekrardan yasal yapma tehditleri, Türkiye’nin AB üyelik amaçlarına son verebilir. Darbenin sorumlusu olarak görülen Fetullah Gülen’i iade etme taleplerini ABD’nin reddetmesinin ardından Amerika karşıtlığı tekrar körükleniyor. Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde her zaman biraz dengesizlik vardı ama şimdi daha uzun soluklu bir kırılma riski var.
(...) Türkiye için öncelik Suriye’deki Kürtlerin güçlenmesini önlemek oldu ve İŞİD’e karşı savaşta Türkiye güvenilemez bir partner oldu, fakat Türkiye, Suriye’de Esad’a karşı direnen güçleri silahlandırmak için önemli bir araçtı. Şimdi Batı, herhangi bir geçici süreçte, Moskova’nın Esad’ın kalması talebini kabul etmesi için baskı altında olacaktır.
Bu risklere rağmen, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’yi konuşmasının olumlu etkileri olabilir. Bu iki ülke olmadan çatışmaya siyasi bir çözüm bulunması mümkün değil; Rus hava kuvetlerinin, güçlerinin sınırlarının zorlandığı ve Türkiye’ye daha çok mültecinin gelme riski olduğu bir dönemde her iki ülkenin Halep’teki kuşatmaya son verilmesinde çıkarı var.
Türkiye’nin baskıcı rejime doğru gidişatı Batıda kaygı uyandırsa da, Erdoğan’dan umut kesmek için daha erken. Erdoğan’nın Moskova’ya ziyareti, Batı’yı önemsemediğini göstermek için yapılan hesaplı bir hamle, fakat aynı zamanda pragmatik olduğunun göstergesi. 
Türkiye tüm komşularıyla kavga etmeyi göze alamaz. Terör saldırıları ve siyasi dengesizlik turistleri ve yatırımcıları korkutuyor. Rusya eğer yasakları kaldırırsa ve enerji anlaşmalarını tekrardan başlatırsa Türkiye’nin ekonomik sıkıntılarını hafifletebilir. Fakat AB halen çok daha önemli bir ticaret partneri ve NATO zor bir bölgede en iyi güvencesi.
Batı düşündüğünden daha etkili olabilir. Türkiye, Brüksel ile mülteciler üzerine zor bir pazarlık yaptı, fakat darbe girişimi kıyıdaki güvenlik kontrollerini etkilemesine rağmen Avrupa’ya gelen mülteci sayılarında bir yükseliş görülmedi. Daha da önemlisi, Erdoğan için Batı’nın ne düşüğündüğü halen önemli; darbe girişiminden beri yoğun propaganda yapabilmek için çok para harcadı.
AB ve ABD, Türkiye ile anlaşma yaparken ödün vermemeli. Hukukun egemenlik ilkesinin ihlalerini kınamalı ve Gülen’in iadesi için Ankara’nın delil göstermesi konusunda ısrarcı olmalı. Aynı zamanda Türkiye’nin evde ve sınırlarında yaşadıkları zorlukları görmeliler.
Birçok Batılı ülke, darbe girişimini kınama konusunda geç kaldı; bu Erdoğan’a karşı olan kesimleri bile soğuttu, ve Batı’nın darbeyi desteklediği şüphelerini güçlendirdi. Eğer darbeci generaller başarılı olsaydı Türkiye çok daha kötü bir durumda olacaktı, bunu açıkça kabületmek yararlı olacaktır.

(Çeviren: Çınar Altun)

Ortak yanları çok az olan Erdoğan ve Putin, ilişkilerinde yeni bir başlangıç yaptılar. Aslına bakarsanız bu iki kişinin temsil ettiği ülkeleri birbirine bağlayan tek şey her ikisinin de AB ile ilişkilerinin kötü olması. 

DIŞLANMIŞLARIN ORTAKLIĞI

Benjamin TRIEBE
FAZ

Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimi sonrası ilk ziyaret ettiği ülkenin Rusya olması tesadüf değil. Putin, Erdoğan’ı Avrupa’ya açılan pencere olarak nitelenen St. Petersburg şehrinde kabul etti. Onlardan AB ile ilişkilerini düzelteceklerine dair ortak ya da tek tek mesaj bekleyenler ise doğal olarak yanıldılar. Her iki ülkenin Batı’ya yönelik tavrı problemli, bu nedenle de iki liderin açıklamaları ülkelerinin yalıtılmışlıklarını sergilemekten öte bir anlam taşımadı. Erdoğan ise birkaç ay öncesindeki sert tavrını öylesine terk etmişti ki, iki ülke arasındaki dayanışmayı överek bölgedeki sorunların çözümünde büyük rol oynanacağından söz etti. 
Ukrayna sorunu nedeniyle AB ve ABD ile arası açık olan Putin açısından ise Erdoğan’ın ziyareti itibarını yükselten bir başarıydı.
Kremlin, darbe girişimi sonrası gündeme gelen kitlesel tutuklamalarla ilgili olarak Erdoğan’a herhangi bir uyarı/sitem etmediğinden ve iki başkanın görüşmelerden hoşnut olmalarından olmalarından, bu yeni başlangıçın başarılı olduğu sonucuna varabiliriz. 
Erdoğan’ın ziyaret öncesi, kendisiyle yapılan bir röportajda Putin’den ‘dostum’ diye söz etmesi dikkat çekiciydi. Halbuki Suriye hava sahasında Rus jeti düşürüldüğünde, Rusya ve Putin’e yönelik ağır suçlamalarda bulunan oydu ve Putin’den ‘Allah akıl fikir versin’ cevabını almıştı. Daha sonra ortaya çıkan ekonomik durum Erdoğan’ın Rusya’dan özür dilemesiyle sonuçlandı. Şimdilerde ise Rus uçağının düşürülmesindeki sorumluluğu başarısız darbe girişiminde bulunanların üstüne attı. Ancak kameralar önünde bu konulara değinmedi ve Rusya’dan yükselen tazminat  taleplerine de yanaşmadı. 
Rusya, 2015 sonbaharında Suriye’de başlattığı, Türkiye açısından problem teşkil eden askeri müdahaleye herhangi bir değişiklik yapmadan devam ediyor. Türkiye Esad’dan kurtulmak için elinden geleni yapıyor, Rusya ise Esad’ı güçlendirip kurtarmak için çaba harcıyor. Moskova, diğer yandan da IŞİD’e karşı mücadele eden, Türkiye’nin ise terörist olarak nitelediği  Kürt direnişçileri destekliyor. Görüşme sonrası bu sorunların çözülüp çözülmediği konusunda herhangi bir bilgi verilmedi ama Putin ve Erdoğan sorun teşkil eden konular üzerinde konuşulacağını açıkladılar. 
Putin, görüşme sonrası ekonomik ilişkilerin normalleşecek olmasından memnun olduğunu söyledi. Moskova, jetin düşürülmesinden sonra Türkiye’ye karşı çok sayıda ekonomik yaptırım uygulamıştı. Erdoğan’ın özür dilemesinden sonra  bile bu yaptırımlardan çok azından vazgeçildi. Putin, ekonomik yaptırımların adım adım kaldırılacağını söyledi.  
Yaptırımlardan en çok Rusya’ya meyve-sebze ihracı, Türkiye’ye gelen Rus turistlerin sayısı ve doğal gaz dağıtım hatları etkilendi. Rus kaynaklarının verdiği bilgiye göre Türkiye’nin turizm sektöründe sadece Rusya’dan yana uğradığı kayıp 840 milyon dolar olarak belirlendi. Erdoğan’ın özür dilemesi sonrası Rusya’nın uyguladığı  tatil yasağı kaldırıldı ama yine de güvenlik nedeniyle Rus uçakları Türkiye havaalanlarına iniş yapmadığı için kayıp devam ediyor. Türk Akımı adı verilen doğal gaz boru hattının yapımının ne zaman başlayacağı ise bilinmiyor. Türkiye ve Rusya 2014 yılı sonunda Rus doğal gazını Bulgaristan üzerinden Balkanlara iletecek olan ama AB’nin tepkisiyle karşılaşan Güney Akımı boru hattının yerine Türk Akımı boru hattını kurmayı kararlaştırmışlardı.  Türk Akımı’nın, Türk-Yunan sınırında sona erecek olması ve boru hattının Avrupa’da nasıl devam edeceğinin bilinmemesi sorun yaratmaktaydı. 
Bir süre önce Rus şirketi Gasprom, Türkiye’nin kendi ihtiyacı ile sınırlı olacak şekilde doğal gaz iletmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Güney Akımı için döşenen borular bu amaçla kullanılabilirdi ancak Rus jet uçağının düşürülmesi bu konudaki adımları da sekteye uğrattı. Putin ile Erdoğan’ın görüşmesi sonrası Türk Akımı konusunda en kısa süre içinde anlaşma sağlanacağı tahmin ediliyor. Bu arada Baltık denizine döşenen boru hattıyla doğal gaz taşınmasını sağlayan Kuzey Akımı’nın, kapasitesini iki katına çıkarma başarısı Rusya’nın Güney Akımı projesinde AB’ye rağmen ısrarcı olmasına yol açabilir. 

(Çeviren: Semra Çelik)

YAZ ORTASINDA İĞRENÇ BİR HAMLE

Michel GUILLOUX
Humanite 

Gerçekten içler acısı bir durum. Berbat, en azından içler acısı bir kararın verilmesi için yaz döneminin en sakin zamanı beklendi. Çalışma Bakanının, Air France CGT işyeri delegesi Vincent Martinez’in işten çıkartılması kararını onaylaması mide bulandırıcı. CGT genel merkezi, Nakliyat Federasyonu ve Havayolları Sendikası ortak yayınladıkları bir basın açıklamasında, hükümet ve MEDEF’in “her türlü mücadeleye karşı bir cadı avı” yürüttüğünü belirtmekte tamamen haklılar. “Yırtılan gömlek” diye kamuoyuna yansıyan davada, mahkeme bile aceleye getirerek bir karar vermemek için mayıstaki duruşmayı gelecek 27 ve 28 Eylül’e ertelemişti. 
Şu ana kadar 4 işçi zaten bu davadan işten atıldı. 4 Haziran’a kadar Çalışma Bakanlığından onay olmadığı için Vincent Martinez’in işten atılma talebinin haliyle iptal edilmesi gerekiyordu. İş müfettişinin yaptığı araştırma sonucu, dosyanın tamamen boş olduğunu ifade ettiğini hatırlatmakta fayda var. 
Air France yönetiminin, iş yerinde her türlü sosyal mücadeleyi bastırmaya yönelik “bir örnek” olsun diye istediği bu işten atmayı onaylamak için olması gereken süreden 2 ay fazla bekleyerek 8 Ağustos’ta ilan edilen bu kararı vermek için (Çalışma Bakanı) Myriam el Khomri’ye herhalde büyük cesaret gerekliydi. Fakat yazın ortasında yapılan bu iğrenç hamle tek değil, buna bir de Çalışma Bakanının yanı sıra 11 bakan ve Cumhurbaşkanının imzasıyla yayınlanan İş Yasasının yine yaz ortasında onaylanması ve resmi gazetede yayınlanmasını da eklemek lazım. 
İktidar bu yasaya karşı çıkan halkı, sendikalar, siyasi partiler ve milletvekillerine kulağını tıkamanın yanı sıra, CGT’ye karşı, onun üzerinden de her türlü sosyal mücadeleye karşı kindar bir tavırla hareket etmeye devam ediyor. 
Rio’dan dönerken gazetecilere demeç veren François Hollande tek pişmanlığının -yine 2015 Ağustos’ta resmi gazetede yayınlanan- Macron Yasası vesilesiyle İş Yasası taslağını onaylatmadığı olduğunu ifade etti. 
O zaman Eylül’de görüşmek üzere. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)

www.evrensel.net