‘Can’la aile olmak...

‘Can’la aile olmak...

Aile olmak nedir? Annelik-babalık duygusu nasıl gelir, nasıl taşınır? Aslında Can filminde hikaye bilindik: Bir aile kurmak isteyen karı-koca mutlaka çocuk sahibi olmalıdır. Fakat işler pek istedikleri gibi olmaz.“Doğurmadan anne olunamazın” da, “Erkek adamın çocuğu olurun” da çetelesi Can filmi, sabır ve sevgi üzerine de g&uu

Ayşen Güven / Suzan Demir

“Doğurmadan anne olunamazın” da, “Erkek adamın çocuğu olurun” da çetelesi Can filmi, sabır ve sevgi üzerine de güzel anekdotlar taşıyor. Yer aldığı birçok festivalin ardından, önceki akşam galası yapılan film, Anneler Günü haftasında vizyonda olacak. Senaristliğini ve yönetmenliğini Raşit Çelikezer’in üstlendiği filmin başlıca rollerinde; Selen Uçer, Serdar Orçin, Yusuf Berkan Demirbağ ve Erkan Avcı yer alıyor.
Raşit Çelikezer’in, çocukların zor zamanlarını anlattığını söylediği Can, yönetmenin ikinci sinema filmi. Aileler ve çocukları üzerine eğilen filmde, toplumdaki yerini dengelemeye çalışan insanların öyküsü anlatılıyor. Film, birbirini çok severek evlenen, kaçarak geldikleri büyükşehirde mutlu mesut yaşayan ve tek eksikleri bir çocuk olan Ayşe ve Cemal’in illegal yollardan çocuk sahibi olmaya çalışmalarını ve böylesine bir kararı aldıktan sonra bir çeşit cehenneme dönen hayatlarını son ayrıntısına kadar irdeliyor.

BİRAZ ANNE, BİRAZ BABA, BİRAZ DA ÇOCUK

Filminizi kısaca anlatır mısınız?
Raşit Çelikezer:
Genç bir çiftin aile olmaya çalıştıkları süreci anlatan bir hikaye. Orta direk diyebileceğimiz bir ailenin içinde bulundukları muhafazakar toplum yapısına tutunmaya çalışmaları, aldıkları seçim ve kararlar ile yanlış bir yolda yürüdüklerini anlatmaya çalışıyorum. Severek evlenmiş bir çift. Anadolu’dan gelmişler klasik bir tutunma hikayesi. Çocukları tıbbi yollardan olamamış ve yasa dışı yollarla çocuk sahibi oluyorlar. Ortak almadıkları bu karar hayatlarında, kötüye doğru ciddi bir dönüşüm başlatıyor. Film biraz anne olmayı, biraz baba olmayı, hatta çocuk olmayı anlatıyor. Aynı yaşlarda bir oğlumun olması, eşimle birlikte anne ve baba olma süreci içerisinde çıktı bu hikaye. Eşimle birlikte yazmıştık. Sonra senaryosunu yazdım, o da prodüksiyon başındaydı.

Gösterime girecek  film, festivallere de gitti. Önünüzde farklı projeler ya da festivaller var mı?
R.Ç:
Evet var. Geçtiğimiz hafta Türkiye’de çok ses getirmedi ama New York’da bir Türk filmleri seçkisi vardı. Can orada açılış filmiydi. Bundan sonra yolculuk devam edecek. Bu ayın sonunda yine bağımsız bir film festivalinde yarışacak Seattle’da. Amerika’da bir festival daha var. Daha sonra Avrupa’da Slovakya’da ve Belçika’da yarışacak. Bir de Japonya ve İsrail’de olacak. Yolculuk ağustos sonuna kadar sürecek. Ama asıl hedefimiz, Türkiyeli seyircinin beğenmesi. Çünkü bu toplumun bir hikayesini anlatıyoruz. Bu hikayeden kendine dair şeyler çıkaran, kendinden bir şeyler bulan bir seyirci arıyoruz.

Film hakkında neler söylemek istersiniz?
Serdar Orçin:
Bir dram izliyoruz filmde. Şöyle ki kasabadan gelen bir çift işleri, güçleri de var. Birbirlerini çok seviyorlar. Ve aile olmanın gereği olan çocuk sahibi olmayı, çok arzuluyorlar. Fakat bir türlü olamıyorlar. Cemal, karısını doktora götürüyor. Orada hiç ummadığı bir şeyle karşılaşıyor ve orada denklem bozuluyor. Sorun hiç ummadığı bir yerden geliyor. Burada bir kabullenememe durumu söz konusu. İki ayrı fert için de farklı sonuçlar doğuruyor. Hem Cemal için hem Ayşe için. Biz bu süreci izliyoruz. Yok oluş ve varoluşun iç içe geçtiği bir hikaye.

Toplumsal normların ve kalıpların dışında bir anne baba olma hikayesi mi?
S.O:
Evet , aslında tam da o bizlere öğretilmiş olanın dışında bir şey olunca bunun nasıl olacak, nasıl gelişecek, bu süreç içersinde bu iki karakter de bununla yüzleşiyor. Biri için bir varoluş, diğeri için bir vazgeçiş süreci oluyor.

TÜRKİYE’DE ERKEK OLMAK ÇOK ZOR

Film bir aile hikayesi fakat aile deyince akla ilk gelen bir  kadın, bir anne. Bunlar üzerinde merkezileşen bir hikaye, ne diyeceksiniz Ayşe karakteri için?
Selen Uçer:
Yeşilçam’da çok işlenmiş bir hikaye bu. Kasabadan şehre taşınan ve burada bir yaşam kurmaya çalışan bir kadın ve bir erkeği anlatıyor. İşçiler, adam bir fabrikada çalışıyor, kadın temizlik yapıyor. Çocuk sahibi olmak ve burada bir hayat kurmak istiyorlar. Fakat hayalleri gerçekleşmiyor. Burada gerçekleşmeyen hayallerin insanlar üzerinden neler yarattığını nelere sebep olduğunu izliyoruz. Evet yuvayı dişi kuş kurar fakat bu kadına hiçbir şey sorulmuyor. Bu kadın yalnız, herkes tarafından terk edilip yalnız kaldıktan sonra kendine dürüst davranıyor. Kendine dürüst davranmaya çalıştığı zaman, yanındaki bebekle verdiği imtihan oluyor. Çünkü o bebeği, o doğurmamış ve bunu kabullenebilecek bir toplumsal yapıdan gelmiyor Ayşe. Sizin, bizim için evlat edinmek kabullenilebilir bir şey fakat Ayşe için hiç de kolay değil. Onun için kadın olmak, önce doğurmak, sonra büyütmek. Bu kadın kendine samimi bir şekilde hayatına devam ediyor, boyun eğmek yerine ne hissettiğine bakarak devam ediyor. Hem bir yandan klasik bir gelişimi var, klasik bir Türk kadını gibi ama bir yandan da bakıyoruz kendi seçimlerini yapıyor. Aynı zamanda bu hikaye toplumdaki erkekler üzerindeki baskıyı da anlatıyor. Erkek adam olmak için bir takım seçimler yapan adam, kadına da zarar veriyor. Kadına şiddet de buradan doğuyor bence. Çünkü Türkiye’de erkek olmak o kadar zor ki, her şeyi yapabiliyor olman lazım. Taş gibi olman lazım. Bunu yapamayan erkek şiddete başvuruyor. Kadınlar bence daha güçlü ve daha savaşçı.

Hikaye buradan da topluma bir ayna tutuyor anlaşılan. Peki festivallerde izleyici refleksleri nasıldı?
S.U:
Kadın izleyici önce çok kızıp, filmin sonlarına doğru çok rahatladı. Bence kendilerinden bir parçayı ve bu kadar detaylı kadın rollerini bulamıyorlar sinemada. Ben şanslıyım bu rolü oynadığım için bir oyuncu olarak. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net