Aradığınız insana şu an ulaşılamıyor

Aradığınız insana şu an ulaşılamıyor

Avukatla özdeşleşen savunma, bir devlet organı olan yargının bir ayağı olmakla birlikte onun dışındadır.

Çiğdem ÖZCAN
Avukat

Genel oy sisteminin hayata geçmesinden bu yana parlamenterlerin ağzından doğru bir söz çıktığı pek görülmemiştir ama istisnai de olsa hiçbir metafora ya da mecaza başvurmadan gayet dürüst beyanatlarda bulunabiliyorlar. Örneğin bir bakan cemaatçi olduğu iddia edilen ve yasal takibata uğrayan kamu görevlileri ve diğer kişilerin geleceklerine ilişkin olarak “1,5-2 metrelik yerlerde lağım fareleri gibi ölecekler, keşke geberip gitseydik diyecekler” diyebiliyor.

Totaliter iktidarların “düşman”dan fazlaca beslendiği bir gerçek. Düşman, ulusun da ön koşulu aynı zamanda, düşman olmadan ulus da anlamını yitiriyor. Bir nevi ulusu bir arada tutan tutkallardan biri, belki de en önemlisi. Çünkü düşman olmazsa bir arada olmanın bir anlamı yok, birlik ve beraberlik ancak bir tehlikeye karşı anlamlı. Düşmanlardan biri fazlaca semirirse ve darbe dahi yapacak kadar güçlenirse ona karşı verilecek yanıt “savaş” olduğu gibi kullanılan dil de parlamenter ya da diplomatik dilin sınırlarını aşıyor, bambaşka bir şeye dönüşüyor. Ulusun korunması adına düşmana karşı her yöntemle savaş nasıl ulusun gözünde meşrulaştırılıyorsa, bu savaşın bir parçası olarak kullanılan bu dil de meşru hale geliyor. 

Bu noktada suç, suçlu, yargı, ceza vb hukuksal kavramlar geçerli mi artık? Bakanın, suçlu olduğu iddia edilen cemaat mensuplarını kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince yargıya havale etmesi gerekirken ve henüz ortada bir yargılama ve bir ceza yokken sarfettiği sözler bir yürütme organı üyesi olarak durduğu yeri bilmediğini gösterdiği gibi kendini yargı yerine koyduğunu da gösteriyor. Bununla da kalmıyor bakan, modern ceza sisteminin dışına çıkıp her vatandaşın tabi olduğu adil yargılama ilkesine düşman bir “düşman hukuku” yaratmakla kalmıyor, özlemini duyduğu infaz şekli de “en düşmanından” bir ortaçağ işkencesine dönüşüyor. 
Yürütme organının şüpheliler hakkında böylesi vahşi bir dil kullanmasını kabul etmenin mümkün olmaması bir yana bundan daha vahimi de var; o da zaten düşman hukukunun bir parçası olan ve iktidarın devamı için bu dilden çıkar sağlayan iktidarın değil de bir avukatın, başka bir deyişle savunma aygıtının, iktidara ve devlete karşı halkı savunmakla yükümlü olan bir yargı unsurunun darbe girişiminden sonra şüpheliler hakkında söyledikleri. 

Şöyle diyor Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Av. Mehmet Sarı: “...Mahkemeler bu konuda hukuki yardım talebinde bulunuyor. Çünkü CMK kapsamında devletin zorunlu olarak avukat ataması gerekiyor. Savunma hakkı dediğimiz şey, kişinin düşünebilen bir varlık olmasından ileri gelir. Batıda buna insan onuru deniyor. Fakat darbecilerin insan onurundan faydalanması için insan olmaları gerekir. Biz de onları insan olarak kabul etmediğimizden bu talepleri reddediyoruz ve CMK kapsamında savunulmamaları gerektiğini düşünüyoruz.” 

Avukatla özdeşleşen savunma, bir devlet organı olan yargının bir ayağı olmakla birlikte onun dışındadır. Başka bir deyişle avukat bireyi/halkı devlete karşı devletin kurallarını belirlediği yargı içinde savunan bir yargı unsurudur. Savunma devletin, iktidarın dilinden konuşmaz, devlet karşısında bireyi dillendirir. Bu anlamda da beğenelim, beğenmeyelim ya da yetersiz bulalım hâlâ genel olarak kabul gören “insan hakları” bağlamında herkesin adil bir yargılanmaya, yaşamaya, işkence görmemeye hakkı vardır. Her ne kadar düşman hukuku çerçevesinde yürütme kurulunun üyesi bir bakan nezdinde şüpheliler fareden farksız olsa da birey haklarını devlete karşı savunan bir avukat her hal ve şartta -o bireyleri kendi savunmasa da- savunma haklarını savunmak zorundadır. 
Av. Mehmet Sarı savunma mefhumunu ya da devlete karşı bireyin haklarını anlamamış ya da göz ardı etmiş olacak ki bir avukat olarak devletin yanında durmakta ve devlet tarafından kullanılan ortaçağ zihniyetini dillendirmekte bir sakınca görmüyor. “İnsan” diyor, “İnsan Hakları” diyor ama insan haklarının neye tekabül ettiğini, bu hakların işkence ve kötü muamele görme yasağını kapsadığını, herkesin savunma hakkı olduğunu ve herkesin adil mahkemeler önünde adil bir şekilde yargılanma hakkı bulunduğunu kabul etmiyor.

Kendine göre bir “insan” tanımı da yapıyor Mehmet Bey. Bir şekilde iktidarı devirmeye çalışan canlı varlık onun gözünde insan olmayan bir çeşit “yaratık”. Dolayısıyla devlet iktidarına karşı olan herhangi biri insan sıfatını hak etmeyecek ve insan haklarından da bu nedenle faydalanamayacak. Başka bir şekilde söylersek, devletin karşısında bireyin yanında, bu nedenle de insan haklarının yanında olması gereken savunma, birey bir şekilde devlete karşı çıktığı için Anayasada ve diğer yasalarda kendisine tanınan hiçbir hakka sahip olmayan bir ucubeye dönüşecek. İnsanın sadece insan olmasından kaynaklanan ve vakti zamanında kendisine bahşedilen, bugün de eksiğiyle gediğiyle bir şekilde geçerli haklar, birey iktidara karşı geldiği için yok sayılacak, üstelik bu haklar iktidara karşı bireyi savunmak için konulmuş olmasına rağmen. 

İktidarın düşman hukuku diliyle yargının alanına haddi olmayarak müdahale etmesinin yanlışlığı karşısında, savunmanın aynı iktidar dilini kullanması çok daha büyük bir tehlike. Yürütmeyi kendi sınırları içinde kalmak ve yargıya müdahale etmemek konusunda uyarabiliriz fakat iktidarın karşısında olması gereken ve farklı bir dil kullanması elzem olan savunmayı insan haklarına ve adil yargılanmaya ikna etmek sıfırdan değil eksiden başlamak demek. Yine de söyleyelim; savunma tarafında bir yargı unsuru olarak Mehmet Sarı şüphelileri insan olarak kabul etsin ya da etmesin, savunma denilen yargı aygıtı devlet için iktidar için değil, halk için vardır ve katil de olsa cuntacı da olsa herkes adil yargılanmayı hak eder. Düşmanı iktidar yaratır, avukat değil.

www.evrensel.net