Hepimiz biriz, bazıları değil

Hepimiz biriz, bazıları değil

Evrensel Gazetesi Yazarı Nuray Sancar Yenikapı mitingi ile ilgili izlenimlerini yazdı

Nuray SANCAR

Öğleden sonra, sıcağın neredeyse insanın hücrelerini eritecek kadar yoğun olduğu saatlerde Yenikapı mitingine gitmek için yollara düşenlerin bir kısmı trafik kapatıldığı için epey yürümek zorunda kaldılar. Enerjinin bir kısmı böylece yolda tüketildi. Alan, istiap haddini aşacak kadar dolduğunda ise nefes almak bile zorlaşmıştı. Çoluk çocuk, konu komşu, arkadaş grupları veya aileleriyle gelenlerin ellerinde, önceden koyulan kural gereği, Türk bayrakları dışında hiçbir şey taşımıyorlardı. İstanbul’un AKP- MHP seçmeni emekçilerinin büyük bir çoğunluğunun mitingden ne murat ettiğini, ne talep ettiğini, ne düşündüğünü, ne istediğini gösterecek işaretler yoktu. Ne bir döviz ne bir pankart. 

Meydan her anonsla sallanan bayrakların oluşturduğu kırmızı-beyaz büyük bir dalga haline geldi; mitingin katılımcılarının adı sanı, kimliği bu büyük dalgaya soğurulurken sahnedeki ses “bugün burada ayrımız gayrımız yok; Alevisi sünnisi, Arap’ı, sağcısı solcusu hepimiz” biriz diyordu. Bu birlik içinde, çoluğun çocuğun nafakasını nasıl doğrultacağım tasası, işsizlik korkusu, iki yakanın bir araya gelememesi gibi günlük dertler önemsizleşip küçüldükçe küçüldü. Çünkü miting başlayıncaya kadar sahneden yapılan anonslar, TSK’nın mehteran bandosunun çaldığı marşlar daha büyük, daha ulvi bir mesele koyuyordu oradakilerin önüne. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın diyordu mehteran, Osmanpaşa zafer kazanıyor, Alpaslan Malazgirt’e giriyor; kırmızı-beyaz dalga haline dönüşmüş kitle; maziden atiye bütün zaferlerin öznesi olarak arşa yükselmeye hazır hale geliyordu.

AKP liderlerinin kürsü konuşmalarının başlıca temasıdır fetih ve zafer. Geçmişin muzafferleri bu konuşmalarda resmi geçit yapar. Ancak halkın darbeye karşı göğsünü siper ettiği 15 Temmuz’dan itibaren zafer ve fetih siyasi iktidarın popülizmini besleyen örnek ve önemli şahısların bir eylemi olmaktan çıkmış fatih, bütün millete teşmil edilmiştir. Fetih geçmiş değil gelecek, zafer o kitlenin şimdisidir.  

Karşımızda bizzat devlet yetkilileri tarafından övülen, kutlanan bu yüzden de gururlu, özgüvenli bir kitle var. Bu aynı zamanda köprüler ve yollar yapıldıkça bunlarda AKP hükümetinin sosyal politikalarının devam edeceğinin ya da ekonomik istikrarın işaretini görerek rahatlayan, aslında kaybetmekten de korkan bir kesim bu. Sürekli bir tehdit altında hissetmekle o tehdidin bertaraf edilmesi arasındaki boşluğu 14 yıldır AKP’nin popülizmi dolduruyor. Bu tehdit hissiyatı olmazsa, ektiğinden on katını hasat eden AKP olmaz zaten. Parti nüfusun bir yarısının diğer yarısına duyduğu husumet sayesinde ihya oluyor.  

“Ana muhalefet partisi başkanı Kılıçdaroğlu da burada olacak” anonsu yapıldığı sırada kitle bu milli birlik beraberlik mitinginde eski alışkanlığını bozmadı ve diğer liderlere gösterdiği teveccühü göstermedi. Hatta yuhalamalar duyuldu. Bu partiyle simgelenen bir tehdit algısı o kadar kolay geçmiyor demek ki. Sunucu “asla, asla böyle şeyler yapmıyoruz” diye uyarıp anonsu tekrarladığında ise cılız alkışlardan başka bir şey duyulmadı. Demek ki sahnedeki milli birlik ve beraberlik görüntüsü kürsü önündekilerde pek fazla karşılık bulmamıştı. Çok uzun süre birbirine karşı kutuplaştırılmış, düşmanlaştırılmış kesimlerin öyle bir çırpıda kutuplarından merkeze çekileceğini düşünmek elbette bir hayal. Ama AKP şimdilik bu hayale bir kere “ol” dedi; öyleyse şimdilik olacak! 

Devletin genelkurmay heyetiyle, başbakanı ve cumhurbaşkanıyla, iki muhalefet partisinin başkanıyla bulunduğu mitingde Kılıçdaroğlu en kiritik zamanlarda AKP’ye el vermesinin ödülünü almış oldu. Muhalefetinin sınırlarını “acaba AKP ne der” kaygısıyla belirlemenin sonucu, kendi seçmenlerinin olmadığı bir mitingde Erdoğan’ın beka inşasına katkıda bulunmak olsa da.

Bu milli birlik ve beraberlik resmine HDP alınmadı. Böylece siyaset yeniden dizayn edilirken tehdit algısında Kürtlerin eski pozisyonu korunmuş oldu. Bu resimde emek demokrasi güçlerine de yer açılmadı; sendikalar, Meclis dışındaki partiler, sivil toplum örgütleri bu alanda yoktu. Meydanın en kallavi sözü, “millet”i, ne kadar yakın olduğu kanıtlanmış bir tehdit ile tarihte değil şimdi deneyimlenmiş bir zafer duygusu arasında yeniden inşa etmekse alandakiler kadar alanda olmayanlara da bir rol yüklendiğini kabul etmek gerekir. Gezi, “terör”, “bölücülük”, “darbe tehdidi” öteki iç ve dış düşmanlarla ilgili imanın miting alanının dışında bırakılan kesimlerle süreceği anlaşılıyor.

Söylemeden geçmemekte yarar var; bu mitingin söylemi büyük ölçüde dini bir söylemdi. Konuşmalardan önce sahneden okunan kur’an, sala ve alandan yükselen Allahüekber’ler, adında şehit sözcüğü bulunan bu toplaşmanın rengini önemli ölçüde verdi. Ait oldukları dini tarikatların kıyafetleriyle dolananlar 15 Temmuz akşamına göre epey seyrelmiş görünse de bu kıyafetlerin aslında bütün mitinge giydirildiğini söylemek yanlış olmaz. Kılıçdaroğlu’nun hakkını yememek lazım, laikliği hatırlayan/hatırlatan oydu.

Başbakan’ın sürprizi ise Nazım Hikmet ve Ahmet Arif’ten dizeler okumaktı. Bunları bir başbakandan son duyduğumuzda 12 Eylül referandumuna oy toplanıyordu. Milli birlik ve beraberlik çağrısı için bir kez daha Nazım’a ihtiyaç duymak AKP’nin iktidar hallerinin bir cilvesi olsa gerek. “Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın” derken şair, toprak ve makam fethetmekten bahsetmiyordu ama mitingin toplam söyleminde güneşin zaptı, Tuna nehrini aşan Osman Paşanın fethine, Başkanlık sistemine filan eklemlendi, Nazım kendisinden başka her şey oldu.      

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Ağustos 2016 07:25
www.evrensel.net