Demokrasi için Hukukçular: Darbe hukuku yerleştiriliyor

Demokrasi için Hukukçular: Darbe hukuku yerleştiriliyor

Demokrasi İçin Hukukçular, darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’le uygulamaya sokulan süreçle darbe hukukunun yerleştirildiğini belirtti.

Demokrasi İçin Hukuçular, yazılı bir açıklama yaparak darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’le uygulamaya sokulan süreçle darbe hukukunun yerleştirildiğini belirtti. Bu süreçte yaşanan hak ihlallerine dikkat çekilen açıklamada, OHAL’in ardından işkenceli sorgunun tüm ülkeye taşındığı, tüm yargı işlemlerinin polise bağlandığı, savunma bağımsızlığının yok edildiği belirtildi. Türkiye Barolar Birliği’nin tek tek sıralanan hukuksuzluklara sessiz kalmasının eleştirildiği açıklamada, “Tüm baroları, hukuk kurumlarını ve herkesi, askeri ve sivil darbelere, her türlü darbe hukukuna karşı demokratik hakları savunmaya çağırıyoruz” denildi.

AKP KENDİ SİYASAL AJANDASI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLEMELER YAPIYOR

15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrasında, OHAL kararnameleriyle yürütülen sürecin demokrasinin savunulması değil, darbe hukukunun yerleştirilmesi anlamına geldiği dile getirilen açıklamada, “Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan AKP Hükümeti, kanlı darbe girişimini fırsata çevirmiş, TBMM’yi bypass ederek çıkardığı 667, 668, 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle yargıda, kamuda, ordu bünyesinde kendi siyasal ajandası doğrultusunda birçok yapısal düzenlemeler yapmıştır” denildi.
Açıklamada, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yaşanan hukuksuzluklar şöyle sıralandı;

İŞKENCELİ SORGU TÜM ÜLKEYE TAŞINDI

- Sadece darbeyle ilgili değil, yıllardır Kürt ve sosyalist muhaliflere, vicdani retçilere kadar geniş bir siyasi yelpazeye karşı uygulanan Ceza Yasasının 302, 309, 314, 318. vd. Maddeleriyle ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde yapısal değişiklikler yapılmıştır. Masumiyet karinesi, işkence yasağı, hekim hakkı ve savunma hakkıyla ilgili adil yargılanma ilkesinin temel prensipleri yok edilmiştir. 2015 Ağustosundan bu yana Kürt il ve ilçelerinde uygulanan fiili OHAL ve işkenceli sorgu yöntemleri, KHK’lerle bütün ülkeye taşınmıştır.

1 AYLIK GÖZALTI İŞKENCE İZLERİNİN SİLİNMESİ SÜRESİDİR

- Gözaltı süresinin 1 aya çıkarılması, işkencenin sistematik sorgu yöntemi haline dönüştürülmesi anlamına gelmektedir. Bu süre işkence ve işkence izlerinin silinmesi süresidir. Nitekim bu soruşturmalarda gözaltına alınan çok sayıda kişiye işkence edildiği fotoğraf ve video görüntüleriyle sabittir. Gayrı insani koşullarda, cinsel işkenceyi de kapsayan insan onuruna aykırı gözaltı işlemlerine dair çok sayıda iddia ve kanıt bulunmaktadır.

TÜM YARGISAL İŞLEMLER POLİSE BAĞLANDI

- Ceza soruşturmalarında iletişim tespiti, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, arama, yakalama, avukatın dosya incelemesinin kısıtlanması gibi işlemlerdeki hakim kararı zorunluluğu kaldırılmış; hakim işlemleri yerine savcılığın yazılı talimatı geçirilmiştir.
- Savcılık tarafından yapılması gereken ifade alma, arama, el koyma işlemleri ve asker kişilerin soruşturulması kolluğun yetkisine terkedilmiştir. Bağımsız bir adli kolluk olmadığı için, pratikte bu durum, tüm yargısal işlemlerin polise bağlanması anlamına gelmektedir.  

SAVUNMA BAĞIMSIZLIĞI YOK EDİLİYOR

- BM Havana Kuralları ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile tanımlanan avukatlık güvenceleri yok edilmiştir.Avukatların bürolarının savcının yazılı talimatıyla, savcı hazır bulunmadan kolluk tarafından aranmasına yol verilmiştir. Savunma hakkı kısıtlanmış, gözaltına alınan kişilerin 5 gün süreyle avukat görüşünden yasaklanması, gizli olması gereken avukat görüşmesinin kayda alınması, izlenmesi, kişinin seçtiği veya Baro tarafından atanan avukatın Savcı tarafından değiştirilmesi ve yasaklanması keyfiyeti, en fazla 3 avukatla sınırlanması gibi düzenlemeler; savunmanın etkili olması olanağını ve savunma bağımsızlığını yok etmektedir.

ANAYASAL ÇALIŞMA HAKKININ İHLALİ  

- Hekimlerin gözaltı merkezlerinde, hekim-hasta mahremiyetine aykırı koşullarda tıbbi rapor düzenlemeye zorlanmaları Hipokrat Yeminine, Tıbbi Deontoloji Tüzüğüne ve işkenceyle mücadele kapsamında imzalanan BM İstanbul Protokolüne aykırıdır.
- 2935 sayılı OHAL yasası da aşılarak, idari kararlarla hakim, savcı, akademisyen, asker, işçi, sözleşmeli personelin görevine son verilmesi, sıkıyönetim yetkilerinin kullanılması uygulamasıdır ve Anayasal çalışma hakkının ihlalidir.
- Kamu hizmeti genel, objektif kurallara bağlanmalıdır. Kamuda boşalan pozisyonlara, Gülen örgütüyle ilgili sabıkası ortadayken, Hükümetin sübjektif tasarruflarıyla yasal şartlar gözardı edilerek yeni dinci kadrolaşmasına alan açılmaktadır.
- OHAL Kanunu sendikalarla ilgili kapatma yetkisi vermemektedir. Yasa gereğince Dernekler ve öğretim kurumlarıyla ilgili teker teker karar alınması zorunlu iken, sendikaların, derneklerin, öğretim kurumlarının topluca kapatılması usulsüzdür.  
- Kapatılan dernek, sendika ve vakıflar mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Hazineye devrine ilişkin düzenlemeler, Anayasanın örgütlenme ve sendika hakkını koruyan 34 ve 51. maddelerine aykırıdır.
- Ceza yasası kapsamında sadece, suçta kullanılan veya suç faaliyetlerinin ürünü olarak ortaya çıkan malvarlığının müsaderesi söz konusu olabilir. Bu kapsamın dışına çıkan ve idari karar niteliğindeki mülkiyete el koyma işlemleri, kolektif cezalandırma niteliğindedir ve AİHM içtihatlarına aykırıdır.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ YOK EDİLİYOR

- OHAL yasasında, yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceğine ilişkin 33. Madde Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilmiş olmasına rağmen, KHK’lerle yeniden yürütmenin durdurulması yasağı getirilmesi Anayasa’nın 2 ve 36. ve AİHS 6. maddelerine aykırıdır.
- Hakimler ve savcılar hakkında, hakimlik teminatına özgü yargılama usullerine uyulmadan, savunma hakları ihlal edilerek kitlesel gözaltı ve tutuklama kararları verilmesi; stajyerlerin mesleğe alımında yasal şartlar aranmaksızın Adalet Bakanı teklifiyle atamalar yapılması yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesini yok etmektedir.
- Kararnamelerle, suçların ve cezaların yasallığı ve objektifliği ilkesi bozulmaktadır. KHK’lEr kapsamında karar alan ve uygulayanlar hakkında cezai, idari, hukuki ve mali sorumsuzluk getirilmektedir. Bu sorumsuzluk kapsamı, 12 Eylül darbecilerininkinden daha geniştir. Ancak,işkence bir insanlık suçudur ve bu yöne ilişkin cezasızlık düzenlemelerinin hiçbir önemi yoktur.

KAZANILMIŞ HAKLAR GASBEDİLİYOR

- Darbe bahane edilerek, daha önce kamu çalışanlarının mücadelesiyle kaldırılan güvencesiz sözleşmeli öğretmenlik kadrosu yeniden ihdas edilmiştir.

DEMOKRATİKLEŞME DEĞİL, ORDUYA TAM EGEMENLİK

- 668 ve 669 sayılı KHK’ler ile orduyla ilgili olarak AKP lehine pek çok stratejik yapısal değişiklik gerçekleştirilmiştir. Askeri Liseler kapatılmış, Harp Okulları Milli Savunma Üniversitesi koordinesinde toplanarak Milli Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı ve Ordu Komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığına bağlanmıştır.  MİT ve Genelkurmay Başkanlığı ise siyaseten sorumsuz olan Cumhurbaşkanlığına bağlanmak istenmektedir.
- Bu düzenlemelerin amacı demokratikleşme değil, orduya tam egemenlik sağlamadır. Örtülü operasyonlar, örtülü ödenekler yerinde durmaktadır. Roboski katliamı, Cizre, Sur, Nusaybin ve pek çok il-ilçe merkezinde tanklarla toplarla yüzlerce sivilin öldürülmesi, kentlerin yakılıp yıkılmasının hesabını sormayanların, askere koruma zırhı yasasını yapanların, EMASYA Protokolüne yeniden hayat verenlerin amacı; halk iradesine saygı ve demokrasi nöbeti olamaz.

FİİLİ BAŞKANLIK SİSTEMİ DÜZENLENİYOR

- AKP, darbe girişimi ve OHAL yetkisini, kendi siyasal ajandası için fırsat olarak kullanmaktadır. OHAL kararnameleriyle fiili başkanlık sistemine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır.
- Darbeye karşı mücadele adı altında darbe hukuku yürürlüktedir.  

DEMOKRASİ MÜCADELESİ DEĞİL, İKTİDAR KAVGASI!

Açıklamanın devamında şu görüş ve çağrılara yer verildi;
1) Mevcut hukuk düzeni, darbecileri yargılamaya ve cezalandırmaya elverişlidir. KHK ile adil yargılama ilkesini, savunma ve yargı bağımsızlığını, avukat ve hakim teminatını ortadan kaldıran, polis devleti dizaynı anlamına gelen düzenlemelerin hukuki meşruiyeti yoktur.
2) Darbe ile ilişkisine dair, bağımsız yargı kararıyla somut ve kişisel bir değerlendirme yapılmadan, kolektif cezalandırma anlamına gelecek idari ve yargısal kararlar alınması; darbe soruşturmasını şüpheli hale getirmekte, geçmişteki benzer siyasal davalarda olduğu gibi etkisizleştirmektedir.
3) Darbe soruşturması bahanesiyle gerçekte tüm yurttaşların özgürlük ve güvenlik hakkı, her türlü siyasal ve toplumsal muhalefet baskı altına alınmıştır.
4) Darbecilerin Hükümete karşı darbe dışında, Cizre, Sur vb. yerlerde insanlık suçu oluşturan suçlardan soruşturulmaması, meseleyi demokrasi mücadelesi değil, iktidar kavgası olarak özetlemektedir.

DARBECİ GÜLEN ÖRGÜTÜNE KAMUDA VE SİYASETTE YER TAHSİS ETTİĞİNİ BEYAN EDENLER DE YARGILANMALI

5) 15 Temmuz darbe gecesine dair pek çok soru işareti aydınlatılmamıştır. MİT ve Genelkurmay Başkanı tarafından darbe istihbaratı alınmasına rağmen saatlerce Hükümete haber verilmediği ileri sürülmekte, Başbakan ve Cumhurbaşkanı bu konuda tatmin edici cevap alamadıklarını beyan etmektedir. O halde neden korundukları ve görev başında oldukları soru işaretidir. Hükümet’in sınırlarını çizdiği bir soruşturma ve yargılama faaliyeti baştan kadüktür. Hiç kimse yargılamadan azade tutulamaz. Darbeci Gülen örgütüne kamuda ve siyasette yer tahsis ettiğini beyan eden Cumhurbaşkanı, Hükümet ve iktidar partisi üyeleri, darbe istihbaratına rağmen önleyici görevini yapmayan MİT müsteşarı ve Genelkurmay başkanı dahil tüm sorumlular yargılanmalıdır.

ASKERİ VE SİVİL DARBELERE, DARBE HUKUKUNA KARŞI DEMOKRATİK HAKLARI SAVUNALIM

6) Anayasanın 120, 2935 sayılı OHAL kanunun 9 ve 11. maddeleri kapsamında alınabilecek tedbirlerin dışına çıkılarak kalıcı yasal değişiklikler yapılması Anayasaya aykırıdır.Yetki yasasını aşan ve temel hakları ihlal eden her 3 OHAL kararnamesi, AYM’nin emsal 05.03.1991 tarih ve 1990/25 E. 1991/1 K. sayılı kararı ışığında; ana muhalefet partisi veya 110 milletvekili tarafından Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapabilir. Ayrıca, her birey kendisiyle ilgili işlem yapıldığında Anayasa ve AİHS’e aykırılık itirazında bulunabilir
Barolar ve TBB, OHAL düzeni ile darbe hukuku yerleştirilirken, yargı bağımsızlığı, avukatlık hukuku ve savunma hakkı ihlal edilirken tam bir sessizlik içindedir. İstanbul Barosunun, sadece Orduya sahip çıkan bir açıklama yapmış olması ibret vericidir. Tüm baroları, hukuk kurumlarını ve herkesi, askeri ve sivil darbelere, her türlü darbe hukukuna karşı demokratik hakları savunmaya çağırıyoruz. (HABER MERKEZİ)

www.evrensel.net