İhanet  kokulu  bir opera

İhanet kokulu bir opera

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Çerçeve, ayrıca The New York Book Review tarafından 2015’in en iyi on kitabından biri olma özelliğini taşıyor.

Eylem AYDOĞDU
İstanbul

“Kocamın banyoda ‘L’amor est un oiseau rebelle” şarkısını söylediğini duyduğumda dank etti beni aldattığı… Tabii söylediği Carmen’in aryasıydı.”

2003’de “En İyi 20 Genç Britanyalı Yazar” listesinde yer alan  ilk kitabı “Saving Agnes ile Whitbread” ilk roman ödülünü alan, Kanadalı Yazar  Rachel Cusk romanlarına bir yenisini daha ekledi. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Çerçeve, ayrıca The New York Book Review tarafından 2015’in en iyi on kitabından biri olma özelliğini taşıyor.

NASIL ANLATIYORSUNUZ?

Çerçeve romanının tek nefeste hevesle okunacak bir kitap olduğunu söylememek sanırım çok yanlış olur. Romanın aslında çok çok farklı bir konusu yok. Fakat Rachel Cusk’ın işleyişi roman bitiminde şu cümleyi söylettireceğinden de hiç kaygınız olmasın. “Ne anlattığınız değil, nasıl anlattığınız önemlidir.” Akıcı, yoğun, yormadan, boğulmadan satırların arasında, çeşitli mekanlarda tanışılmış insanların evlilikleri  -daha doğrusu kırık dökük evlilik sonraları- üzerine hissettikleri geçiyor Çerçeve’de… Evliliği sona ermiş, orta yaşın eşiğinde çocukluğunun kırsal yaşamından kendi yeteneğiyle kazandığı burs sayesinde kurtulmuş, kendi çabasıyla yazarlık mesleğini elde etmiş, fakat evlilik yaşantısında mesleki başarısını gösterememiş karakterimizin Atina’ya yazarlık dersi vermek için gelmesiyle başlar. Yazarımızın kavurucu yaz sıcağında  Atina’ya yaptığı yolculuğunda tanıştığı yan koltuğundaki uçuş arkadaşı “ komşu” olarak nitelendirdiği renkli karakterimiz romanın önemli karakterlerinden biri. Nasıl olmasın? Tam üç hüsranla bitmiş evliliğin baş oyuncusu ve çocuklarının velayetlerini üstlenmesi, ilk evliliğinden olan çocuğunun ikinci eşiyle olan sıkıntılı ilişkisi, hatta çocuğunun şimdilerde şizofren oluşu gibi bir ömre çok fazla gelecek, kırık dökük, eksik ilerleyen bir hayat “bay komşunun” hayatı… Hiç mi iyi bir şey yok hayatında? Var tabii yazarımızı da konuk ettiği ve yıllardır yaşadığı teknesi ve denizin özgürlüğünde bir anlıkta olsa aldığı nefesi… Romanda komşunun anlattıklarını yazarımız kendi süzgecinden geçirmeyi ihmal etmiyor. Tıpkı realde olduğu gibi, ilişkilerini anlatan bir ağzın kendini haklı göstermek için olaylara kattıkları entrikaları, “subjektif bakış açılarını” okuyucu için itinalı bir şekilde ayrıştırarak anlatması Çerçeve’ye  samimiyet havası katıyor.

SON PARMAĞA ASILI DURAN TEBESSÜM

Komşuyla çıkılan deniz gezisinden sonra şimdi sıra hem eski hem yeni arkadaşların yarım kalan hayatlarına konuk olmaya geliyor. Bir akşam yemeği havasında geçen sohbet birkaç derslik felsefe eğitimi havasında geçiyor. “Öğreten bir yazar ve öğrenen bir okuyucu” duygusuyla karakterlerin yediği yemekle doyan karınlarına, okuyucu da  “doyan zihniyle” tokluk duygularına eşlik ediyor. “Neler mi anlatılıyor?” Aslında soruyu şu şekilde değiştirmek gerekir. “Neler anlatılmıyor ki?”Yaşananlar, yaşananların kıymetini sonradan anlayan pişmanlıklarla dolu ruhlar, biçimsiz gelecekler, anılar ve o anılara bağlı yaşamaya çalışan, hayata tutunan eller… Avuçların arasından kayan son parmağa asılı duran tebessümü kana kana içine çeken zihinler… En son mutlu olduğu anıları hatırlamaya çalışan ve o mutluluğu geriye gide gide sadece çocukluğunda bulan insanlar…

İHANET NOTALARI

Yola belki de biten evliliğini unutmak için çıkmış yazarımızın, kendi evliliklerindeki ve sonrasındaki ruhsal çöküntülerini anlatan insanlar içinde kalması hiç şüphesiz “çekim gücü” etkisi; kalabalığın içinde yaşayan modern insanların hayatlarındaki ilişkiler ve sorunlarının çekimi bu…  Bu çekim gücünün içindeki insanların ellerinde bir enstrüman varmış gibi hayatlarını bizlere dinletiyorlar, ilk hikayesini anlatan insanla en son anlatan insan, enstrümanlarını aynı notayla çalıyor. İnsanın kendine yaptığı ihanet notası, insanın insana yaptığı ihanet notası, doğurduğu çocuğuna yaptığı ihanet notası misali kalabalık bir opera bu…
Rachel Cusk, oldukça modern yazımı ve günümüz toplumsal alışkanlıklarımızı da unutmayarak itinalı bir şekilde tasvirlediği, insan, ortam ve coğrafya sayesinde Atina’ya melankolik insanların hayatlarına Çerçeve ile okurlarını konuk ediyor. Anlatım biçimleri ile alışılagelmiş tespitlere ve hikayelere kendine has lezzet katan Cusk, okuma duygusunu arttıran merak sözcüğünü ve geride kalan hayatların duygularına cömertçe ışık tutuyor. Cusk, biten evliliklerin zaman geçtikçe neden ve nasıl bittiğini daha iyi gösteriyor. Sorundan uzaklaştıkça sorunun küçüldüğünü asıl sorundan kurtulmak olarak görünen “boşanmanın” sonsuza dek sürecek yeni bir soruna sahip olmaya yol açtığını dile getirdiği Çerçeve’de bir evliliği tasvir ederken sıralanan isteklerin, gerçekte mutlu bir sona getirmediğini anlatan Rachel Cusk, evliliğin belki de bir şans işi olduğunu söylemeye çalışıyor olabilir mi?

www.evrensel.net
ETİKETLER Eylem Aydoğdu