Olaylar, olaylar ve ormanlar...

Olaylar, olaylar ve ormanlar...

Yazabilmek insana iyi geliyor, kendi üzerimde iyileştirici etkisi var. Ama en keyif aldığım şeyi yaparken bile saçmalıyorum

Ayşen AKSAKAL

Tarkan’ın Cuppa pek tutmadı sanki değil mi?
Hiç çalınırken duymadım; eskiden olsa yer gök Tarkan şarkısı ile inlerdi. Kuzu kuzu ve Oynama Şıkıdım Şıkıdım’ı yazlık beldelerde tüm turistlerin aksanlarından dinleyebiliyorduk. Alman, İngiliz, Rus, Fransız aksanları ile bağıra bağıra nakarata eşlik edilirdi.

Hakkını da yemeyelim, daha parça çıkalı dün bir bugün iki. Belki de yine bangır bangır çalar.

Geçen yıllarda Kaş ve Bozcaada övmeyeni dövüyorlardı; bu sene sakin gibi sanki oralar da. Asıl yoğunluk nerede tam bilemiyorum ama galiba Bodrum ve Çeşme yine başı çekiyor.

Bayram’da trafikten yakınan çoktu bu iki tatil beldesinde. Bodrum ya da Çeşme’ye giderken gece giymelik efil efil hoş ve şık kıyafetler götürmenize gerek yok. O kadar kalabalıkmış ki, zaten boyunuz uzunsa sadece saçınız, kısaysa “nefes alamıyorum, imdat” anlamında havaya kaldırdığınız eliniz görünebilir.

Tabi bu bayram için geçerliydi, şu an sakin de olabilir bilemiyorum, siz yine gidecekseniz yanınıza bir şeyler alın akşam dışarı çıkarken giymelik. Yani belki giderseniz ve çıkacak gibi olursanız diye.

Güneş ışınları çok yakıcı, çocuklar zaten bronzlaştı demeyin, gün içinde mutlaka güneşe karşı koruyucu krem sürün. Siz de yüzünüzü korumak için günlük hayatta da muhakkak sürün zaten. Norveçli balıkçıların hep ellerini görüyoruz. Güneş, yaz, kış farketmez, yüzde hızla yaşlanma belirtileri oluşturur. Norveçli balıkçılar 40 yaşındayken yüzleri 60 gibi duruyor.

Bu deniz ortamında çocuklarda ishal görülebilir diyorlar. Hemen panik olmayın; kusma ve ateş de var mı diye, önce gözlemleyin. Bu arada sık sık sıvı gıda tükettirin özellikle de su.

Yazın vizyona iyi film gelmemesini hayatım boyunca çok ayıp bulmuşumdur.

Neticede sinemasever bunu mevsimlik hobi olarak yapmıyor. Canımız film izlemeyi çekiyor ama vizyonda düzgün hiç bir şey yok. 

Moda açısından yaza bakarsak; kısa botları yazlık olarak kullanmanın modası geçmiş gibi. Bu sevindirici bir durum.

Çünkü ayaklara acıyordum, o sıcakta her taraf efil efil, ayaklar lastik tabanlı bileğe kadar deriler içinde acılar çekerek, mantar tehlikesi ile savaşıyor. Yazık.

Bu benim kaleme aldığım en absürt, en dağınık, en manasız yazı olabilir. Çünkü hayat tam da öyle şu an.

Gözünüzde canlanması için şöyle örneklendireyim; aklınıza bir romantik komedi filmi getirin. Adam hayatının en müşkül durumundadır. Akşamdan kalmıştır. Sabah uyandığında hangi şehir ve hangi ülkede onu dahi bilmemektedir. Üstelik bedeninde saçma sapan dövmeler vardır ve acımaktadır.

Cebinde sadece 18 dolar kalmıştır. O arada hayatında en keyif aldığı şey olan flörtü bırakamaz çünkü karşısına harika bir kadın çıkmıştır.

Ama kahve ısmarlasa kahve 20 dolar, fırsatı kaçırmayı da kendine yakıştıramaz ve saçmalamaya başlar.

Yazabilmek insana iyi geliyor, kendi üzerimde iyileştirici etkisi var. Herkese iyi gelsin istiyorum. Ama durumlar müşkül, en keyif aldığım şeyi yaparken bile saçmalıyorum.

Çünkü “Neleri yazabiliriz” bilemiyorum, “Ne iyileştirici olur” aklıma gelmiyor.

En iyisi; her konuda şiir yazabilmiş  şair Mehmet Emin Yurdakul’un Türk Sazı eserinden, Sakın Kesme isimli, orman sevgisi hakkındaki bir şiiri sizinle paylaşayım.

Doğa çok güzel bir şey. Eğitim şart. Orman ne güzel. Ama yerinde tabi, her orman da değil, kamusal çıkar ağır basmış ve belki ormana bir şey olmuş olabilir. O zaman orman çok önemli de olmayabilir. Yine de ağaçlar güzel kokar. Ağaç dediysek tabi hepsi de o kadar önemli değil gibi gelebilir başkalarının bakış açısından. Olaylar karışık. Şiir aşağıda.

SAKIN KESME

Ey hemşeri, sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el unmaz
Na kütükler… Nice yıldır hiçbirine kervan gelmez, kuş konmaz
Bunları kes o baltanla o çürümüş ağaçları yere ser

Bak sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel
Gönülleri açmadadır yaprakların arasından esen yel
Yazık günah değil mi ki çıplak kalsın bu zümrüt, yurt, şirin yer

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula
Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da bir orman?
Eğer öyle olmasaydı ne kalırdı oğula
Mirasını arttır diye öğüt veren atadan?

Sakın kesme, her dalından bir güzel kuş ses versin
Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin
Sakın kesme, şu sevimli köye kanat, kol gersin
Sakın kesme, aziz vatan günden güne şenlensin 

www.evrensel.net
ETİKETLER Ayşen Aksakal