Parti devletine gidişin, darlaşma ve sekterleşmenin işareti

Parti devletine gidişin, darlaşma ve sekterleşmenin işareti

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşen Candaş ile 15 Temmuz askeri darbe girişimi konuştuk.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşen Candaş ile 15 Temmuz askeri darbe girişimi konuştuk. Endişe verici günlerden geçtiğimizi söyleyen Candaş, eşit vatandaşlık hukukuna dayanan bir anlayışın geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yönde emarelerin yaşanmadığına vurgu yapan Candaş şu uyarıda bulundu: “Herkese eşit mesafede duran ve denetlenebilir, hesap verebilir haklarla, özgürlüklerle ve eşitlikle sınırlandırılmış, yani anayasal bir demokrasidir çözüm. Barış içinde beraber yaşamanın başka bir formülü bulunmamakta, bu kadar net” 

Ancak emarelerin bu yönde ilerlemediğine de dikkat çeken Candaş, “Kapsayıcılık yerine iyice bir parti-devletine gidişin, kapanışın, darlaşmanın ve sekterleşmenin işaretleri veriliyor. Halkı silahlandırmaktan bahsedilebiliyor. Umalım ki bu gidişten dönülsün. İç savaş korkunç bir felakettir” dedi. 

15 Temmuz darbe girişimini hem iç siyaset hem de uluslararası siyaset açısından baktığınızda, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok korkulu ve acılı, teyakkuzda olduğumuz, bin bir endişe taşıdığımız günler geçiriyoruz. Bir ülkede askerle polisin karşı karşıya gelmesi, sivil halkın üzerine ateş açılabilmesi, 18 yaşında silah bırakmış, teslim olmuş, ne için kullanıldığını dahi bilmeyen zavallı askerlerin linç edilebilmesi; ordunun bölünmesi, hepsi, bu kez tüm Türkiye’yi içine alan ve korkunç boyutta bir iç savaşın göstergesi niteliğindeydi. 

Bu hal halen sürmekte... Güneydoğuda yaşadığımız iç savaşın bütün Türkiye’yi yutması ihtimalini izledik, izliyoruz... Darbe teşebbüsünde bulunanların kim olduğu, neye güvenerek bu işe kalkıştıkları halen bazı yönleriyle bir muamma. Teşebbüsün dünya ve Türkiye darbeler tarihinde darbecilerin yaptığı hamlelerin hiçbirini yapmamış olmaları da bir muamma, planları ve sayıları bundan ibaret idiyse zaten bastırılacağını biliyor olmalılardı. 

Neyse ki birkaç saat içinde bastırıldı, Türkiye’de darbe dönemlerinin geride kaldığı açıkça ortaya serilmiş oldu. Tüm muhalefet bunu kınadı ve iktidar ve muhalefet ortak tavır aldı. Ancak bir gecede çok insan öldü ve iç savaş olsa nasıl görüneceğine dair çok korkunç, çok acı veren ama çok gerçekçi bir fikir edinmiş olduk. 

Peki ne yapılmalı bundan sonrası için?
Şimdi yapılması gereken, evrensel standartlarda, eşit vatandaşlık hukukuna dayanan, hak ve özgürlükleri bu standartlarda tanıyan, herkese eşit, kapsayıcı bir demokrasinin ve barış ikliminin hem söylemde ve hem kurumlar yoluyla biran önce tesis edilmesi. Kuvvetler ayrılığının, bürokraside liyakatin, fren ve denge mekanizmalarının, yargı bağımsızlığının ve medya ve ifade özgürlüğünün tüm medeni ve siyasal hakların hemen ve herkese eşit tanınması. 

Ancak emareler bu yönde ilerlemiyor maalesef. Aksine darbe girişiminin asker, yargı, medyada yeni tutuklama dalgalarına yol açtığı ve bunun devam edeceği anlaşılıyor. Kapsayıcılık yerine iyice bir parti-devletine gidişin kapanışın darlaşmanın ve sekterleşmenin işaretleri veriliyor. Halkı silahlandırmaktan bahsedilebiliyor. Umalım ki bu gidişten dönülsün. İç savaş korkunç bir felakettir.

‘FIRSAT KAÇIRDIĞIMIZ İÇİN ÜZGÜNÜM’

Meclisteki partiler “darbeye karşı ortak deklarasyona” imza attı. Cumhurbaşkanı CHP ve MHP’nin genel başkanlarına teşekkür mesajı gönderip bunları basına da verdirirken, Meclisin üçüncü büyük partisi olan HDP’nin genel başkanına teşekkür mesajı göndermedi. Cumhurbaşkanın tutumu nasıl değerlendirirsiniz?
Oysa içinde bulunduğumuz durum herkesi her kesimi kucaklamak, herkesin eşit vatandaş olduğunu hissettirmek, bu mesajı vermek ve toplumsal barışa ve toplumsal uzlaşmaya adım atmak için iyi bir fırsattı. HDP, Kürtlerin çok önemli bir kısmının ve büyük şehirlerde özellikle gençlerin oy verdiği bir parti. Meşruiyet krizini aşmak için bütün herkesi bütün partileri içermek, hepsine seslenmek, bunu gerçekten bir demokrasi zaferi haline dönüştürebilirdi. Meşruiyet krizini aşmamıza imkan verecek bir fırsatı kaçırdığımız için üzülüyorum.

‘ÇÖZÜM ANAYASAL DEMOKRASİDİR, BARIŞ İÇİNDE BERABER YAŞAMANIN BAŞKA YOLU YOK’

İçişleri Bakanı Efkan Ala gazetecilerin, “Darbecilerin TSK içindeki faaliyetini istihbarat neden önceden haber alamadı?” sorularına; “Bu konuda bir zaaf var mı yok mu her yönüyle araştırılacak” dedikten sonra da, “Bu bir sistem sorunudur. Hazır bir birlik sağlamışken sistemi değiştirerek işi tamamlamalıyız!” açıklaması yaptı. Ala’nın bu açıklaması ne anlama geliyor?
Eğer bundan başkanlık sistemi kastediliyorsa bu da talihsiz bir açıklama. Zira başkanlık sistemine verilen destek AKP tabanı içinde de düşük. Bu darbe girişimi sonrası AKP içindeki çatlakların onarılmasıyla bu desteğin artacağı hesaplanıyor belki...Hiçbir toplum yüzyıllarca geriye gitmek istemez. 

Bunu çoluğu çocuğu gelecek hayali olan kimse istemez. Sudan’a Pakistan’a Afganistan’a göç oluyor mu? Türkiye genç nüfusu özgür bırakılsa yaratıcılığı desteklense inanılmaz potansiyeli olan, çok dinamik bir topluma sahip. Siyaset biliminin yüzyıllar önce keşfettiği yöntemlerle, yönetimi adil, şeffaf, herkese eşit mesafede duran ve denetlenebilir, hesap verebilir ve haklarla özgürlüklerle eşitlikle sınırlandırılmış kılmak yani anayasal demokrasidir çözüm. 

Barış içinde beraber yaşamanın başka bir formülü bulunmamakta, bu kadar net. 

Rotayı; zamanı durdurmuş, halkı kullaştıran ve özgürlükleri çeşitliliği çoğulculuğu farklılıklarımızı yok eden, fren ve denge mekanizmalarını yok eden ve yüzyıllar öncesinde kalmış ve kalması gereken yönlere kırmak, ancak felaket ve çok acı getirir. Çok yazık olur bu ülkenin bu muazzam potansiyeline...

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Temmuz 2016 13:26
www.evrensel.net