Darbeden sonra:  Demokrasi mi yoksa dava mı?

Darbeden sonra: Demokrasi mi yoksa dava mı?

Nuray Sancar 15 Temmuz'daki darbe girişimini yazdı

Nuray SANCAR

12 Eylül cuntacıları, TRT ekranına sıralandıkları sabah “demokrasinin tesisi için gerekli şeyler hazırlanıncaya kadar ülke yönetimine el konulmuştur. Şartlar oluştuğunda asker kışlasına geri dönecektir” mesajını vermekten imtina etmemişlerdi. Maruz kaldığımız zamane darbesinin ortalıkta görülmeyen mimarları ise, ilan ettikleri halde, hem bu el koyma işlemini aslında yapamadıklarını göstermişler, o valiliğe bu valiliğe yönelerek memleketi parsel parsel ele geçirmeye çalışmışlardı. Hem de TBMM’yi altı yedi kez bombalayarak TRT muhabirine zorla okuttukları bildirinin içeriğiyle çelişmişlerdi. Uzun süre kimin kime darbe yaptığının, niye yaptığının anlaşılamadığı bu, ele yüze bulaşan girişimin “Erdoğan’ın, baş etmek üzere kurguladığı bir komplo olduğu”nu düşünenler hâlâ var. Bazı yayın organlarının alt alta sıraladığı sorular da bu algıyı köpürtmeye yarıyor. 

Ne olduysa oldu ve erleri “tatbikata gidiyoruz” diye kışladan sokağa çıkaran komutanların “illegal” kalkışması, muhtemelen çok kolay alabileceklerini düşündükleri onayı, toplumun hiçbir kesiminden alamadı. Hükümetin, darbe girişimiyle suçladıkları cemaat de dahildi buna.

Kuruluş defoları sayesinde darbecilik ordunun neredeyse fıtratıdır. Siyasi zemininin olmadığı koşullarda bile askeri darbe, toplumun üzerinde bir demokles kılıcı olarak durur. En ünlüleri Talat Aydemir ve Madanoğlu tarafından gerçekleştirilen başarısız girişimler, postmodern kalkışmalar, ihtarlar, muhtıralar ve andıçlar da kallavi darbelere eklendiğinde modern ordunun 90 yıllık tarihinin sürekli olarak cunta salgılamaktan ibaret olduğu düşünülebilir. 

Bu sadece askerin sorunu değildir. Cumhurbaşkanlarının kendilerini başkomutan ilan edebildikleri bir yönetim örgütlenmesinde “sivil siyaset” silahlı müdahale ile arasına mesafe koyabilme cüretinden yoksundur. Askerin siyasetin bir parçası haline getirildiği MGK’lardan çıkan sonuç bildirgelerinin hepsi bir iç ve dış düşman tayin ederek egemen siyasetin akışını şekillendirmiş; askeri tarzı siyasetin genel tarzı haline getirmiştir. Seçimler, Meclis; yasama ve yürütme organları bu sayede her zaman içi boş bir gösteren durumundadır.

Birkaç yıl önce bir rüşt ispatlama hamlesine giren Türkiye siyaseti tatbikat kılığında düzenlenen darbe senaryolarını deşifre etti. Ne var ki bunu hem delil toplama sürecindeki usulsüzlükler hem de siyasi bir teyakkuz halinde iken işlediği suçlar yüzünden eline yüzüne bulaştırdı. Ve nihayet bir süre sonra rüşt ispatlama çabasından çark eden AKP Hükümeti, çok geçmeden askeri, siyasi müttefik olarak yeniden sahneye çağırdı. Ergenekon tutuklamalarının suçlusu olarak Cemaati işaret ederek dosyayı kapattı.

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan darbemsi girişimde bu türden siyasi beceriksizliklerin ve Hükümeti askere apar topar yeni bir rol vermeye yönelten Ortadoğu’daki ve içerdeki gelişmelerin hazırlayıcı rolü vardır. AKP viraj alamadığı noktada askere sığınmıştır. Darbe girişiminin bir husumetten çok bu ittifakın yeniden kuruluş tarzındaki defolarla ilişkisinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz.

ASLOLAN  DAVA

Darbe “kalkışması” birkaç saat içinde püskürtüldü. Ne var ki gelişmeler ve siyasi erkanın demeçleri bunu demokrasinin bir zaferi olarak görmek konusunda itidali elden bırakmamayı gerektiriyor. Tayyip Erdoğan’ın facetime ile bağlandığı kanalda kendisini başkomutan ilan ederek bir savaşçı olarak konuşmaya başlaması, ardından darbeyi Allah’ın bir lütfu olarak gördüğünü söylemesi bundan sonra olacakların işaretidir. Nitekim sokağa davet ettiği halkın yükseltilmiş ajitasyon düzeyi ele geçirilen genç askerlere saldırıyla sonuçlandı. Sosyal medyada kafası kesilen asker görüntüleri dolaşıyor. Darbe gecesinden itibaren camilerden kesintisiz okunan sela ve ezanlar, sokağa belli formasyondaki bir halk kesiminin davet edildiğinin işaretiydi. Nitekim ikinci gece, esasen gösterilere yasaklı meydanlara yeniden çağırılanlar tekbirler ve ilahilerle yürüdüler. Bu ajite ruh hali içindekiler Moda sahilinde bira içenlere yönelik saldırıya imza atarken, olağan kriz bölgeleri Gazi ve Okmeydanı yine gaza boğuldu. 

Bu arada; darbecileri protesto edenler demokrasi lafını telaffuz etmediler; onlar Tayyip Erdoğan’ın kurtulmuş olmasından memnundular. Alanlarda AKP’nin seçim şarkıları çalındı, Recep Tayyip Erdoğan sloganları atıldı. Darbeciler için idam talebi, Kürt karşıtı sloganlar sokağı doldurdu. Taksim AKM’ye Erdoğan’ın posteri asılarak Gezi’nin rövanşı da alındı. 

Bu gelişmeler, darbe girişiminin püskürtülmesinden sonraki siyasi ortamın daha derin kutuplaşmayla bölüneceğini gösteriyor. Meclis’te dört partinin imzasıyla darbe karşıtı ortak bir bildiri okunmuş olmasına karşın Erdoğan ve AKP kitle mobilizasyonunun bu bildirinin imzalanmış olduğu bir zeminde sürmesini umursamadığını gösterdi. Tersine Meclis varlığının, sokakta şeriat isteyen ajite olmuş, bir kısmı şeriat yanlısı kitleye bir meşruiyet sağlamaya yedeklenmiş görünüyor. Parti başkanlarının Meclis’teki konuşmaları da doğrusu bu beklentiye eklemlenecek mahiyette olmuştur. 

Bu süreç Gezi döneminde Erdoğan’ın “evde zor tutuyorum” dediği yüzde ellinin; Mavi Marmara, İsrail anlaşması vb. dış politikada keskin virajlar alınarak telafi edilmeye çalışılan başarısızlıkların, Cizre’de olan bitenin gevşettiği kitleyi yeniden ve daha tahkim edilmiş olarak davaya bağlanmasının vesilesi olarak görülmektedir.

“Allahın lütfu” HSYK’nın boşaltılmasının, seri tutuklamaların, muhalefete yönelik ayar çabalarının, son demokrasi sübaplarının iptal edilmesinin de yolunu açmıştır. Sokaktan gelen tekbir sesleri, hızlıca yapılan siyasi ve idari düzenlemeler sırasında çıkan itirazların üstünü bir güzel örterken “dava”ya kadro alımlarının kapısı gürültüyle açılmıştır. Demokrasi değil dava pohpohlanmıştır.

Fakat eğer darbe askerin fıtratında varsa bu darbe girişimi son olmayacaktır. Ama bundan daha önemli olan siyaset zemininin darbecilikle çoktan kirlenmiş olmasıdır. Darbenin öznesinin asker ya da sivil olması halk için fark etmiyor. 

Her zaman mağdur olanlar yine oluyor, ezilenler yine eziliyor. 

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Temmuz 2016 10:17
www.evrensel.net