Orak çekiçli Buckingham

Orak çekiçli Buckingham

Ercüment Akdeniz, Buckingham Sarayı’ndan Londra’ya bakan Victoria Anıtı’nı ve onu koruyan aslan figürlerinin simgelediklerini kaleme aldı.

Ercüment AKDENİZ

Westminster Dükü’nün konağı göz kamaştırıyordu. “Buckhingam Evi” 3. George’ın kızı Kraliçe Charlotte için harukalede bir hediye olurdu doğrusu. Ve konak, kraliyetin gücüne yaslanarak kısa zamanda “kraliçenin evi” yapıldı.
19. yüzyıla gelindiğinde binaya yapılan eklemeler ve mimari projeler devasa boyutlara erişti. Buckingham artık bir “kraliçe evi” olmanın da ötesinde kıtaları elinde tutan bir imparatoriçe sarayıydı Ve nihayet kraliçe Victoria tahta çıktığında (1837) sömürgecilikle-mimari, Londra için bambaşka bir düzleme geçecekti.
Kral 7. Edward, annesi Victoria’nın ölümünün ardından kraliçenin bahçesine dev bir anıt yaptırmaya karar verdi. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk”, gücünü simgeleyecek eseri nihayet bulmuştu. Gizli kapılar ardında yapılan bir toplantıyla (1901) anıtın masrafları İngiliz halkına fatura edildi. Bu faturayı halkla birlikte elbette Avustralya, Yeni Zelanda ve Batı Afrika sömürgeleri de ödeyecekti. Beklenenden fazla para toplanınca da Buckingham’dan Trafalgar Meydanı’na açılan Admiralty Kemeri’nin yapımına başlandı..
Victoria Anıtı için açılan yarışmayı heykeltıraş Thomas Brock kazanmıştı.
Mimar Aston Webb de Brock’la birlikte çalışacaktı. Anıt 1911 yılında tamamlanacak ama üzerindeki detay çalışmalar 1928’e kadar devam edecekti.

PAX BRİTANİCCA

Anıtın temasına ve vermek istediği mesajlara gelince...
Anıtın tepe noktasında bulunan Kraliçe Victoria’nın yüzü şehre doğru bakar. Victoria’nın yaşlılık dönemini yansıtan bu yüz, onu aynı zamanda bütün Britanya için anaç bir kadın haline getirir. O bir kraliçe olduğu kadar tüm tebanın da anasıdır. Zaten anıt da “kraliçenin halkına duyduğu büyük sevgi” seremonisi eşliğinde açılmıştır.
Victoria adildir ve her daim dürüstlüğü temsil eder. Yeni Zelanda’dan “hediye” olarak getirilen altın kaplamalı melekler 28 metrelik bu dev yapıtın tepe noktasına konduğunda; “adalet” de “dürüstlük” de yerini bulmuş olacaktır.
Buckingham Sarayı’nın bahçesindeki bu devasa heykel, toplamında Birleşik Krallığın deniz gücünü simgeler. Victoria’nın dört yanına serpiştirilmiş heykeller de bu temayı güçlendiren figürlerdir. Havuza akan suyun devinimi, izleyeni uzak denizlere götürecek bir atmosfer oluşturur. Victoria’nın solunda; havuzun hemen yanı başında yere uzanmış iki figür, ellerinde tuttukları geometrik aletler ve palet-fırçalarla, bilimin ve sanatın gücünü ifade eder. Bilim ve sanat güçlendikçe kraliyet, kraliyet güçlendikçe bilim ve sanat güçlenecektir! Victoria’nın sol koluna bakan diğer iki figür ise ordunun ve kraliyet donanmasının gücüne işaret eder. Başına miğfer giymiş askerin yüzüne vuran hüzün, kraliyet uğruna ödenen bedelin gururu olarak nakşedilmiştir. Tanrıçanın elinde tuttuğu gemi sahnesi ise donanma gemilerini bütün uğursuzluklardan koruyan bir meleği temsil eder.  
Pax Romana’dan esinlenerek gündeme gelen Pax Britanicca (İngiliz Barışı), esas olarak 1815 Waterloo Savaşı’ndan sonra İngiliz imparatorluğu’nun denizler aşan sömürgeciliğini perdelemek için kullanılmıştır. Şüphesiz ki Kraliyet Donanması, art arda gelen zaferlerin öncü gücü olacaktır. İngiliz emperyalizmi, Amerikan endüstrisinin ortaya çıkışıyla duraksama dönemine gireceği 1870’lere kadar, icat ettiği Pax Britanicca’nın tadını çıkaracaktır.
Kısacası Buckingham Sarayı’nın bahçesindeki anıt, Pax Britanicca (İngiliz barışı/sömürgeciliği) döneminin en görkemli heykel tasarımıdır. Trafalgar Meydanı’na açılan Admiralty Kapısı’nın üzerindeki “Navigasyon” heykeli de bu yapıtın tamamlayanıdır. Zira sömürgelere açılan kapı, donanmanın gücü kadar karliyete hizmet eden bilimin gelişimiyle de doğrudan bağlantılıdır.

‘DİGGERS’ YA DA MEZAR KAZICILAR

Victoria Anıtı’nın dört ayağı dört aslan heykeli tarafından korunmaktadır. Birinci aslana, elinde meşale tutan atletik adam eşlik eder. Bu, Birleşik Krallığın “ilerleme” gücüdür.  İkinci aslana elinde zeytin dalı tutan kadın eşlik eder ki o da Kraliyetin “barış”ını başka bir ifadeyle “pax”ını sembolize eder. Ama işin “ironik” yanı geriye kalan iki aslanın rekafatçilerinde saklıdır!
Şöyle ki; üçüncü aslan, elinde orak tutan köylü kadının koruyucusur. Buradaki orak kraliyetin “tarım” gücünü temsil eder. Hemen onun baktığı taraftaki diğer aslan ise bir işçiyi korur. İşçinin elindeki balyoz (çekiçle aynı espriye sahip) kraliyetin “üretim” gücüne işaret eder.  
Sonuçta Buckhingam’ın orak-çekici, ne İngiliz devrimi içinde mayalanan “Eşitlikçiler” (Levellers), ne tarımsal ütopik “Kazıcılar” (Diggers) ne de Çartist işçi hareketinden izler taşır. Tersine Victoria’nın heykelleri, sömürgelerin yağması kadar içerde ayağa kalkma tenezülü gösteren her işçi ve köylü hareketinin tereddütsüz biçileği ya da amansızca ezileceğini ilan eder.  

ÖZGÜRLÜĞE ÇAĞIRAN MARŞ

Nobel ödüllü Fransız yazar Romain Rolland, 1937 yılında Paris’te uluslararası fuarda sergilenen bir Sovyet heykeli için şöyle demişti:
“Seine Nehri açıklarında iki Sovyet devi coşkuyla orak ve çekici yücelttiler ve biz onların içlerinden halkları özgürlüğe, birliğe çağıran ve onların zaferine yol açan kahramanlık marşının aktığını duyuyoruz”
Boris İofan ve Vera Muhina’nın imzasını taşıyan bu anıtın adı “İşçi ve Kolhoz Kadın heykeli”ydi. Ve 24,5 metre uzunluğundaki bu muhteşem yapıtın hemen üzerinde göğe kalkan orak ve çekiç sembolleri; hiç kuşku yok ki Buckingham’daki işçi ve köylü kadını da esaretten kurtuluşa çağırıyordu.

www.evrensel.net
ETİKETLER Ercüment Akdeniz