Kadınlar ‘hayır hayır demektir!’ dedi ama…

Kadınlar ‘hayır hayır demektir!’ dedi ama…

Almanya’da kadınların uzun zamandır talep ettiği “Hayır, hayır demektir” yasası kabul edildi.

Semra ÇELİK
Köln

Almanya’da kadınlar, uzun süreden beri mücadele ettikleri cinsel suçlar ceza yasasını Federal Meclise kabul ettirdiler. Artık cezalandırma ‘Hayır hayır demektir’ ilkesine göre yapılacak ve kadının fiziki karşı çık(a)mamasına rağmen vücut dili veya sözlü olarak karşı çıkmış olması cezalandırmada esas alınacak. Böylece Almanya’da kadına yönelik cinsel şiddet yasaları Avrupa Konseyi ülkelerince imzalanan İstanbul Sözleşmesi’ne uyumlu hale getirildi.

Almanya’da daha önce cinsel tacizde bulunulan veya tecavüz edilen kişinin beyanı esas alınmıyor, bunu kanıtlaması isteniyordu. Şimdi ise saldıranın saldırmadığını kanıtlaması zorunlu hale geldi. Ancak yasanın ayrıntılarına bakan kadınlar, ya cinsiyetçilik ya ırkçılık ikilemine sokabilecek özel maddelerin olduğuna dikkat çekiyor.  

KADIN ÖRGÜTLERİ TASARIYI EKSİK BULDU

Cinsel suçlar yasasında değişiklik yapılması yıllardan beri Almanya kadın örgütleri tarafından talep edilmekteydi. Çünkü Almanya’da her yedi kadından biri hayatında en az bir kez cinsel şiddetle karşılaşıyor. Tecavüzle ilgili yaklaşık yılda 8 bin suç duyurusu yapılıyor. Uğradıkları tecavüzü saklayan yani suç duyurusunda bulunmayan kadınların oranı yüzde 85 ile 95 arasında değişiyor. Suç duyurusunda bulunulan tecavüz olaylarında ise cezaya çarptırılma oranı oldukça düşük ve bu oran giderek azalıyor. 2012 yılında tecavüzle ilgili suç duyurusunda bulunan kadınların sadece yüzde 8.4’ü suçlunun cezalandırılmasını sağladı.  
Federal Adalet Bakanı Heiko Maas, 2015 yılında kadınların talepleri doğrultusunda bir yasa tasarısı hazırlanacağını duyurmuştu. Ancak ilk yasa tasarısı geçen yılbaşı akşamı Köln ve başka bazı şehirlerde yaşanan toplu taciz ve saldırılar sonrası hazırlatıldı. Bunun nedeni, Köln’de ilk haberlere göre Kuzey Afrikalı ya da Ortadoğulu oldukları söylenen binin üzerinde erkeğin kadınlara sarkıntılık yapmasına bağlı olarak yükselen tepkilerdi. Tepkide bulunanların çoğu önemli olan yapanın etnik kökeninden bağımsız kadınlara yönelik saldırıların cezasız kalmamasını dile getirdi. Ancak aşırı sağcı gruplar ve seçmenlerini kaybetmek istemeyen büyük partiler, sorunun cinsiyetçi değil ırkçı yanını öne çıkardılar. Onlara göre “kucak açılan mülteciler” bir yandan nankörlük yapmışlar diğer yandan da Alman kültürüne uyum yapamayacaklarını göstermişlerdi. Hükümet sesleri bastırmak için cinsel suçların ağır cezalandırılacağını duyurdu ve yasa tasarısını hazırladı.
Mart ayında kamuoyuna sunulan yasa tasarısı kadın örgütleri, değişik partiler tarafından yeterli görülmedi. ‘Hayır hayır demektir’ adıyla çok sayıda kadın örgütünü bir araya getiren bir inisiyatif oluşturuldu ve yasanın sunulduğu haliyle Meclisten geçmesini engellemek için imzalar toplandı, eylemler yapıldı. Kamuoyu baskısı sonucu yasanın ‘Hayır hayır demektir’ yönünde değiştirilmesi başarıldı.

YA CİNSİYETÇİLİK YA IRKÇILIK DAYATMASI

Yasanın heyecanı sona erdikten sonra ayrıntılarına bakan kadınlar, esas olarak iki problemin olduğunu gördüler. Birincisi; grup tacizinde aktif olmayanların da suçlu sayılacak olmasıydı. Bir yandan haklı olarak toplu tecavüz, taciz ve saldırılarda, yanındaki saldırıda bulunurken hiçbir şey yapmamasına rağmen saldırıya seyirci kalan, kadını uyarmayan, kaçmasına engel olan kişiler de cezalandırılacak. Sorun da zaten burada değil. Kadın örgütleri, yanındaki kişi ya da kişiler tacizde bulunurken durumun farkında olmayan kişinin cezalandırılacak olmasının adil olmayacağı eleştirisinde bulunuyor. Ayrıca kimin seyirci kaldığı, kimin farkında olmadığı zor tespit edilecek bir durum.  
İkinci ve temel problem ise yasadaki kadınları‚ ya cinsiyetçilik ya ırkçılık ikilemine sokabilecek özel maddeler. Cinsel taciz, saldırı ve tecavüzün faili göç kökenli veya mülteci ise hapis cezası sınır dışı etmeye çevrilebilecek ve kolayca sınır dışı edilebilecek.  
Hayır Hayır Demektir İnisiyatifi adına yapılan açıklamada hükümet ortağı partilerden CDU’nun (Hristiyan Demokrat Birlik) müdahalesiyle cinsel suçlar hukukunda yapılan yasa değişikliğine cinsel suç işleyen göçmen ve mültecilerin kolayca sınır dışı edilmesinin de eklenmesine karşı çıkılıyor. ‘Biz ırkçılık karşıtıyız!’ diyen kadınlar yasa değişikliğinin işlenen suçtan çok, suçu işleyen belli grupları hedef aldığı duygusunun uyandırıldığını ve oturma hakkının bir kez daha zorlaştırıldığını belirtiyorlar. Federal hükümetin kadınlara, “Cinsel suçların daha sert cezalandırılmasını istiyorsanız oturma hakkındaki zorlaştırmaları ve sınır dışı etmeleri kolaylaştırmayı yani ayrımcılığı  kabul edeceksiniz” düşüncesini dayattığına dikkat çeken İnisiyatif, suçluların oturma izinlerine bağlı olarak farklı farklı cezalandırılması eleştiriyor. Hayır Hayır Demektir İnisiyatifinin açıklamasında şunlara dikkat çekiliyor: “Yasa değişikliği aşırı sağın ekmeğine yağ sürüyor. Mülteci sorununu güvenlik sorunu olarak gören anlayış burada da kendini gösteriyor. Erkek şiddeti bir din veya etnik grubun değil ataerkil yapının sonucudur; bu sorun tüm toplumu ilgilendiren bir sorundur. Cinsel taciz, saldırı, tecavüz suçtur, cezalandırılmalıdır, ancak sanki suçlular yalnızca yabancılarmış gibi gösterilip özel cezalandırma yolları oluşturulması ırkçıların işine yarayacaktır, biz buna izin vermeyiz.’

‘ETNİK YA DA DİNİ KÖKEN BELİRLEYİCİ OLMAMALI’

Kadın Danışmanlığı ve Acil Yardımlaşma Derneği BFF, Cinsel Suçlar Yasası’nın kişinin etnik veya dini kökeni dikkate alınmadan uygulanması gerektiğini vurguladı. BBF, Göç kökenli ve mültecilerin sınır dışı edilebilecek olmasının birçok kadını uğradığı taciz ve tecavüzü saklamaya, çoğu aile çevresinden veya tanıdık olan kişileri mağdur etmemek için suç duyurusunda bulunmamaya yönelteceği endişesini dile getirdi.
Yılbaşı akşamı Köln’deki saldırılar sonrası oluşturulan Ausnahmslos/ İstisnasız İnisiyatifi adına Keshia Fredua-Mensah da, eşlerine bağlı oturma izni olan göçmen kadınlar veya mülteci konumundakiler için “Cinsel taciz, saldırı ve tecavüzün faillerinin göç kökenli veya mülteci olması halinde hapis cezasının sınır dışı edilmeye çevrilmesinin” suç duyurusunda bulunmayı engelleyeceğini tekrarlayarak, suçun erkeğin uyruğundan bağımsız ve işlenen yerde cezalandırılmasını talep etti.  

‘CİNSİYETÇİLİĞE, AYRIMCILIĞA VE IRKÇILIĞA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK’

Göçmen Kadınlar Birliği konuya ilişkin yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
Federal Mecliste “Hayır, hayır demektir” ilkesi esas alınarak cinsel suçlara yönelik cezaları sertleştiren yasa kabul edildi. Böylelikle uzun bir süredir kadın örgütleriyle birlikte değişmesi için bizim de mücadele ettiğimiz Almanya’da kadına yönelik cinsel şiddet yasaları Avrupa Konseyi ülkelerince imzalanan İstanbul Sözleşmesi’ne uyumlu hale getirildi. Yasa, kurbanın mimik ve sözlü ifadeyle cinsel eylemi istemediğini belirtmesi durumunda da artık uygulanacak. Cinsel bir yaklaşımın suç olup olmadığına kurbanın değil suçlunun tavrına bakarak karar verilecek.
Almanya’da 2016 yılbaşında Köln’de yaşananlardan önce de sonra da ne yazık ki kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlara ilişkin rakamlar çok yüksekti. Köln’de yılbaşı gecesinde yaşanan olaylardan sonra kimi çevreler, ataerkil düşünce ve iktidar ilişkilerinin ürünü olan cinsiyetçiliğin ve şiddetin gerçek nedenleri üzerine konuşmak yerine ırkçı ve ayrımcı politikaları güçlendirmek için ortam hazırlamaya çalıştılar. Uzun süredir değişik inisiyatifler, örgütler ve bizim de arasında bulunduğumuz kadın örgütleri tam da bu nedenle cinsiyetçilik ve ırkçılıkla mücadeleyi bir arada ele aldık ve hem cinsiyetçiliğe hem de ırkçılığa karşı taleplerimizi ifade ettik. Kadınların sorunlarının ve taleplerinin suistimal edilerek ırkçılığın körüklenmesine, göç ve sığınmayla ilgili yasaların sertleştirilmesine karşı çıktık.
Cinsel suçlara yönelik yasayı hep birlikte mücadele ederek değiştirmiş olmamızın başarısı ne yazık ki gölgelendi. Zira cinsel suçlar hukukunda yapılan yasa değişikliğine cinsel suç işleyen göçmen ve mültecilerin kolayca sınır dışı edilmesi de eklendi. Göçmen Kadınlar Birliği olarak BFF, Ausnahmlos İnisiyatifi, Kadın Sığınma Evleri Koordinasyonu ve Hayır Hayır Demektir Kampanyası’nın bu konudaki kaygı ve eleştirilerini paylaşıyoruz. Yasaya sınır dışılarla ilgili özel maddelerin eklenmiş olmasını eleştiriyor ve protesto ediyoruz.
Kadın Sığınma Evleri Kordinasyonunun da belirttiği üzere İltica Yasası’nın sertleştirilmesi topluma yanlış sinyal verdiği gibi kadına yönelik şiddetin sanki sadece buraya göç eden insanlardan kaynaklı sorun olduğu izlenimi yaratıyor. Oysa kadına yönelik şiddet Almanya’da bütün toplumsal katmanları kapsayan çok yaygın bir sorundur; Almanya’da her 3 ila 4 kadından biri fiziksel veya cinsel saldırıya maruz kalıyor.
Ausnahmslos İnisiyatifinin de belirttiği üzere eşlerine bağlı oturma izni olan göçmen kadınlar veya mülteci konumundakiler için sınır dışı edilme korkusu suç duyurusunda bulunmayı engelleyebilir. Aile çevresinden birinin taciz ve tecavüzüne uğrayan kadınlar suçlu durumda olan kişinin sınır dışı edileceği endişesiyle suç duyurusunda bulunmayabilir.
Hayır Hayır Demektir Kampanyası’nın belirttiği üzere biz de kadınların ya cinsiyetçilik ya ırkçılık ikilemine sokulamayacağını dile getiriyoruz. Cinsel suç işleyenler sadece göçmen ve mültecilermiş gibi hava yaratılmasına karşı çıkıyoruz. Bir kez daha kadınların bedeni üzerinden ayrımcı ve ırkçı politikalara hayır diyoruz.
İltica hakkının temel bir insan hakkı olduğunu söylüyoruz.
Şiddete karşı mücadelede önemli bir adım attık, ancak toplumsal yaşamın bütün alanlarında devam eden cinsiyetçiliğe, ırkçılığın artarak körüklenmesine ve ayrımcılığa karşı mücadelemiz ise devam edecek.

www.evrensel.net