Tarım işçileri sürekli  yoksulluk nöbetinde

Tarım işçileri sürekli yoksulluk nöbetinde

Kalkınma Atölyesi, Suriyelilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili 'Tarımsal Üretimde Göçmen İşçilerin İstihdamı Öğrenilen Dersler Raporu'nu hazırladı.

Burcu YILDIRIM
Damla YELTEKİN
Ankara

Kalkınma Atölyesi, “Tarımsal üretimde Göçmen İşçilerin İstihdamı Öğrenilen Dersler Raporu”yla, Türkiye’deki göçmen tarım işçilerinin durumuna eğiliyor. Raporu, tarım işçileri hakkında hazırlanan diğer raporlardan ayıran yanı, Suriyeli göçmen tarım işçilerinin de gündeme alınması oldu. Raporu hazırlayan isimlerden Kalkınma Atölyesi Yönetim Kurulu Üyesi Ertan Karabıyık, Evrensel’e göçmen işçiler hakkında değerlendirmelerde bulundu.  

Günümüzde gezici mevsimlik tarım işçileri deyince ilk akla gelen göçmen işlerin yaşam koşullarını, beslenme, barınma, ulaşım sorunları. Tarım işçilerinin yıllardan beri çözülmeyen sorunlarının halen devam ettiğini dile getiren Ertan Karabıyık, “Tarım işçileri sürekli yoksulluk nöbeti tutuyorlar. Şimdi sürekli yoksulluk nöbeti tutan kesime yeni bir yoksul kesim olan göçmen işler çoğunlukla Suriyeliler katılıyor” dedi. 

Uzun yıllardan beri mevsimlik tarım işçileri çok büyük yer kaplıyor. Böyle bir rapor hazırlama ihtiyacı nereden kaynaklandı?
Çalışmaya ilk başladığımızda, mevsimlik  gezici tarım işlerinde çalışan çocuklar bağlamında pamuk hasadında çalışan çocuklarla ilgili kapsamlı bir araştırma yaptık. 2002’den itibaren düzenli, sistemli, Türkiye’nin her yerinde araştırmalar ile devam ediyoruz. Bu araştırmaları yaparken daha çok yabancı göçmen işçilerle karşılaştık. Sadece mevsimlik gezici  tarım işçileriyle ilgili yaptığımız  değil, örneğin doğal gaz boru hattında, sosyal etkiyi ölçmeye yönelik veri toplama işini yaparken de durum çok farklı değildi. Baktık ki Türkiye’de fındıkta, çayda, ot biçmede, çobanlıkta, hayvancılıkta birçok alanda yabancı göçmen tarım işçileri var. Örneğin 2013 yılında Rize’de çay toplamaya gidenleri taşıyan kamyonun devrilmesi sonucu 4 İranlının hayatını kaybettiği haberi sıradan bir haber olarak algılandı. Orada İranlıların çay taşırken öldüğünü kimse sorgulamadı. Ya da “Hemşire Nataşa Karadeniz’in çayını topluyor” haberi çıkınca o kadar sıradan bir haber olarak bakılıyor ki. Buna benzer yine 2011 yılında fındıkla ilgili yapılan araştırmalarda Gürcülerin fındık toplamaya geldiğini görüyoruz. Sınır dışı edilen yabancıların çalıştığını görüyoruz. Böylece bizim Türkiye’de belirli ürünlerde yabancı göçmen işçi çalıştırma olgusu araştırma radarımıza girdi. Türkiye’de tarımın dönüşen iş gücünü de anlamak için bunun genel bir fotoğrafını koymak amacıyla biz bir proje hazırladık. Hollanda Büyükelçiliğinin desteğiyle bu araştırmayı yaptık. Amacımız Türkiye’nin tarım sektöründe mevsimlik gezici tarım işleri dahil olmak üzere özellikle bitkisel üretim ve hayvancılıkta iş gücünün, yabancı göçmen hikayesiyle bir tablosunu ortaya koymak ve nasıl bir dönüşüm yaşıyor, nasıl bir ilişki ağı var, bunu ortaya koymak istedik. Bu araştırma bu bağlamda ilk yapılan bir araştırma. Genel olarak fotoğrafı ortaya koyan, derinlemesine analizleri içermeyen, ama kimin, nerede, hangi koşullarda, ne yaptığını ortaya koyan bir araştırma niteliğinde. 

YOKSULLUK NÖBETİNDEN YOKSULLARIN REKABETİNE 

Raporun kapağına da yazdığınız ‘yoksulluk nöbetinden yoksulların rekabetine’ sözlerini biraz açar mısınız?
Şimdi bu yoksulluk nöbetinden yoksulların rekabetine hikayesinde, yoksullar bir süre, bazen uzun bazen kısa, yoksulluk nöbeti tutuyorlardı. Köyden kente geliyorlardı. Kentte gecekondu yapıyorlardı, daha sonra o gecekondular affa uğruyordu. Bir bakıyordunuz Ahmet Amca köyden geldiğinden 20 yıl sonra çocuklar 3 daire sahibi oluyordu. Bu yoksulluktan bir kısım kurtuluyordu. Nitekim Sultanbeyli’de yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. 3 kat yapıyor, 2’sini kiraya veriyor. Ufacık bir iş buluyor, kente uyum sağlıyor, çocukları biraz eğitim görüyor, yani yoksulluğun bir üst derecesine geliyordu. Mevsimlik tarım işçileri yoksulluk nöbetinden kurtulamıyor, çünkü eğitim hayatları iyi değil, şehre yerleşemiyorlar, eğitim düzeyleri onların sosyal hareketliliğini engelliyor. Çocukları o yoksulluk döngüsü içinde kalıyor. O yüzden yoksulluk nöbetinde sürekli yoksulluk nöbeti tutuyorlar. Şimdi sürekli yoksulluk nöbeti tutan kesime yeni bir yoksul kesim olan göçmen işler çoğunlukla Suriyeliler katılıyor. Henüz Gürcüler ve Azerbaycanlılarla ciddi bir rekabet içinde değiller ama, yakında  bu karşılaşma da yaşanacak.

‘YAŞAR KEMAL, ORHAN KEMAL’İN KİTAPLARINDAKİ GİBİ, EN YOKSULLAR ÇALIŞMAYA GİDER’

Etnik yapı üzerinden işçilerin değerlendirilmesi dikkat çekiyor. Bu etnik yapılar nasıl göç ediyor?
Mevsimlik tarım işçiliği en yoksulların işidir. En yoksul hangi etnik grup varsa o çoğunluktadır. En yoksullar genellikle belirli etnik tabana dayanır. Türkiye’de de Osmanlı’dan bakarsınız. İlk önce Çukurova’da bu iş gücünü görürsünüz, pamukla beraber Afrika’dan bir sürü işçi getirilmiştir. Sudan’dan vs. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’yle beraber Toroslar’ın yoksul Türkmen köyleri gitmiştir. Yaşar Kemal, Orhan Kemal’in romanlarında görürüz. En yoksullar ve yakındakiler gider. O zaman ulaşım imkanları çok yoktu. Örneğin Alman göçü başlayınca Toroslarda en yoksullar göç etmiştir Almanya’ya. Çok ciddi iş gücü açığı oldu. O zaman 1950’den sonra asfalt yollar, otobüsler, ulaşım imkanlarının da artmasıyla Güneydoğudan gelmiştir. Karadeniz’de ise böyle bir açık yoktur. Karadeniz’de 1980’li yılların sonuna doğru çok ciddi bir göç hikayesi başlamıştır. Ordu bir ara Türkiye’de en çok göç veren illerden ikincisiydi. Orada çok ciddi bir iş gücü açığı ortaya çıkmıştır. Çayda, fındıkta Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla yavaş yavaş Gürcüler o açığı kapatmaya başlamıştır. Güneydoğu’da köy boşaltmalarıyla başlayan kentsel yoksullukla Kürtler ve kısmen de Arap kökenliler doldurmuştur bunu. Tabii buranın şöyle bir hikayesi de var; hayvancılık, küçükbaş hayvancılık bitmiştir. Köyler boşaltılmış, kent yoksulları artmıştır. Köylerde de bu tablo ortaya çıkınca ’90’dan sonra Kürtler’in daha çok olduğu bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Yarın kimin olacağını bilmiyoruz. 

TÜRKİYE’DE DE SURİYELİ GÖÇMENLER AZIMSANAMAYACAK BOYUTLARDA...

Bakın şimdi Suriyeliler geldi. 2011’de bu olaylar olmasaydı, hiçbir Suriyeli görmeyecektik. Yarın İran’da, Azerbaycan’da başka bir sorunda onları göreceğiz. Afrika’dan çok ciddi bir göç dalgası gelebilir, onları göreceğiz. Türkiye’de mevsimlik tarım işçileriyle toplumsal, siyasal ya da çatışma haliyle doğrudan ilişki var. Biz artık bunu yakın zamana kadar Kürt sorunu olarak konuşurken şimdi Suriyeli sorunu olarak konuşuyoruz. Yarın kimi konuşacağız bilmiyorum. Ama hep yoksulları konuşuyoruz. Hep çaresizleri, hep hayatta kalma stratejisi olarak hemen gelir elde edebilecekleri konuşuyoruz. Hemen gelir elde edilebilecek alandır mevsimlik tarım işçiliği. Bugün iş buldunuz mu 40 lira cebinizdedir. Bakkaldan peynir ekmek alıp hayatta kalırsınız, 40 lira alıp 3 gün idare edersiniz. Bir çadır alırsınız, biraz da insani yardım alırsanız bunu yaparsınız. O yüzden mevsimlik tarım işçiliği çatışmalardan, yoksulluktan muzdarip olanların girdiği bir alan. Gürcistan, Azerbaycan, İran’dan olduğu gibi en muhtaç olanların. Çünkü bir Gürcü gelip kısa bir süre çalıştığında 6 ay geçinebilir, 2 ay ot biçince 8 ay Nahçivan’da geçinebiliyor, o kadar önemli. 

Suriye’deki savaştan kaçan, üniversite bitirmiş ve mesleği olan insanlar da tarımda çalışıyor. Neden direk tarıma yöneliyorlar? 
Hayatta kalabilmek için eğer kamp dışındaysanız en kolay para kazanabileceğiniz şeyi yaparsınız. Onun bütün derdi hayatını idame ettirmek. Emeğini vererek para kazanmak. Bir görünmezsiniz, iki hayvan bakımı vs. şeylere katıldığınız zaman hemen size barınma yeri veriyorlar, gıda veriyorlar, yedikleri yemeği paylaşıyorlar, para veriyorlar, telefon veriyorlar. Bir sürü imkanları buluyorsunuz. Bir de kentlerden daha güvenli, kentte bir fabrikada çalışacaksanız eğer oradaki işleri bilmiyorsanız riskler çok yüksek. Kendinizi dağda ovada korumasını biliyorsanız kentteki işlere göre daha az riskli. Esas olarak tarım işinden sıcak para gelmesi. Diğer alanda insanların istihdamı ciddi alanda masaya yatırıp ilgili bütün tarafların bu konuyu tartışması lazım.  Şu anda öyle biz zemin yok. Bu insanların istihdamı çocukların eğitim durumu sağlık vb. şeyler yapılıyor ama tüm taraflar sürece katılmazsa maalesef işler istediğimiz gibi olmayacak. Kimisi karın tokluğuna fabrikada, kimisi arka planda mutfakta çalışıyor ama günde 15 saat değil 10 saat çalışayım dersen kapının önüne konuluyorsun. Tam da 1930’lardaki vahşi Amerika gibi tablo.

www.evrensel.net