Tütün piyasasında  devletin rolü kalmadı

Tütün piyasasında devletin rolü kalmadı

Dç. Dr. Osman Elbek, tütün piyasasında üretimde dahil devletin hiçbir etkisi olmadığına dikkat çekti. 

Emine UYAR 
İzmir

TEKEL’in özelleştirilmesinin ardından tütün piyasasının geldiği durum özelleştirmenin durumunu gözler önüne seriyor. 2001’de 500 büyük şirketinde 8. sırada olan TEKEL piyasayı kontrol ediyordu. Özelleştirmenin ardından piyasanın yüzde 90’ı yabancı şirketlere geçti. Dç. Dr. Osman Elbek, tütün piyasasında üretimde dahil devletin hiçbir etkisi olmadığına dikkat çekti. 

Hayatın Sesi Televizyonu’nda yayınlanan Sağlıklı Günler programına katılan Adnan Menderes Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Elbek, TEKEL'in özelleştirilmesinden bu yana geçen süre içerisinde, tütün üretimi azalırken, tüketimin ise arttığını belirtti. Aynı zamanda, Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Gurubu Danışma Kurulu Üyesi de olan Osman Elbek, 1950’lerin ortalarından itibaren otomatik üretim yapan sigara endüstrisi nedeniyle Türkiye ve dünyada tütünün bir salgına dönüştüğünü belirtti. 

Dünya ile paralel bir şekilde Türkiye’de de tütün tüketiminin oldukça arttığını ifade eden Elbek, 1980-2000 arasında artışın yüzde yüz olduğunu belirtti. Elbek’in verdiği bilgilere göre bugün itibariyle Türkiye nüfusunun üçte biri yani yüzde 27’si tütün ürünü kullanıyor. Erkeklerdeki oran yüzde 40’ın üzerinde, kadınlarda ise daha az. Okula giden, yani görece daha iyi bir konumda olan gençler arasında yapılan araştırmaya göre, 2003 yılında herhangi bir tütün ürününü kullanan genç oranı yüzde 19 iken, 2012’de yüzde 27 olmuş. Uygulanan kontrol politikasına rağmen artış yüzde 37.

 

TÜRKİYE’DE TÜTÜN PİYASASI ŞİRKETLERİN ELİNDE

Elbek, bu artışın temel sebebinin IMF ve Dünya Bankası aracılığı ile TEKEL’in özelleştirilmesinin ardından özel şirketlerin piyasada tek belirleyen olmasını gösterdi. Özel şirketlerin çok iyi dağıtım ağı kurduğunu, agresif reklam yaptığını ve alanla ilgili tüm politikaları şirketlerin belirlediğine dikkat çeken Elbek şunları söyledi: “Devlet eğer tütünü üretirse tütün satışı aynı zamanda bir takım hastalıkların oluşması demek, bunların da ilaçlarını kendisi karşılandığı için agresif reklamlar yapmıyor. Ama tütün şirketleri sadece kâr amacıyla çalıştığı için olabilecek tüm reklamları ve tüketim kalıplarını arttırmaya çalışıyorlar. TEKEL, 2001’de 500 büyük sanayi kuruluşu arasındaki 8. sıradaydı. Piyasa ona göre dizayn oluyordu. 2008 yılından beri British American Tobacco ve Philip Morris üzerinden şekilleniyor.” 

DEVLETİN HİÇBİR ETKİSİ YOK

Yine Elbek’in verdiği bilgilere göre TÜİK’in Haziran 2016’da yayınladığı verilere göre Türkiye tütün piyasasında yabancı sermaye oranı yüzde 90. Yani yabancı sermayenin en yüksek olduğu alan. Geri kalan da Sabancı gibi eş Türkiye ortaklarının elinde. Sonuç itibariyle tütün piyasası üzerinde üretim de dahil devletin hiçbir etkisi yok. Piyasada tütün şirketleri istediği gibi at oynatabiliyor. 

SİGORTA ŞİRKETLERİNİN BASKISI İLE 

Elbek, dünyada ve Türkiye’de tütün kullanım alanlarının sınırlandırılması, kapalı mekanlarda içilmemesi gibi uygulamaların altında sadece kâr olduğunu söyledi. Örnek olarak Amerika’da sadece tütünden kaynaklı sağlık harcamalarının 193 milyar dolar olmasını gösterdi. Elbek, “Bunun bir sistem tarafından sürdürülebilmesi mümkün değil ve müdahale olmazsa sistemin çökeceğini fark edildi. Bazı pansuman tedbirlere gereksinim duyuldu. ‘Tütün tüketimini bireysel bir sorun halinde tarif edebilirsek yarın bu harcamaların bir kısmından kurtulabiliriz’ dediler. İnsanlık her şeye rağmen direniyor bu direnişin sonucunda Türkiye’den önce Dünyada Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi imzalandı. İnsanlık sağlığın hâlâ kazanç karşısında önemli bir değer olduğunu tarif etti. Ulusal yasa haline geldi. Tütün Endüstrisi üzerinde bir baskı gücü haline getirildi. İkisi buluştu. Hiç şüphesiz endüstri hâlâ bunun kimi satır aralarında oynayarak kendi alanına dair kâr maksimizasyonu haline getirmeye çalışıyor” dedi. 

Türkiye 2008 yılından bu yana bir ulusal Tütün Kontrol Politikası uyguluyor ve bunun için Dünya Sağlık Örgütü’nden ödüller alıyor ama özellikle gençlerde tütün ürün kullanımı giderek artan bir trende girmiş durumda. 2015 yılı tütün alkol piyasa düzenleme kurulunun verilerine ülke olarak 2008 yılına geri döndük. 2008 yılında 100 milyar adedin altına düşen tütün satışı bugün tekrar 100 milyar adetin üzerine çıktı. 

‘TÜRKİYE BİREYİ HEDEF ALAN BİR POLİTİKA KURDU’  

Osman Belek, tütün salgını ile mücadelenin politik kararlılık ve sistem meselesi olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin tüm politikasını vatandaşa “içme”, demek üzerine kurduğunu, sigara içenlere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptığını belirten Belek, “Tamamen bireyi hedef gösteren, aşağılayan ve hakaret eden bir süreci tarifledi, kişiler suçlu hale geldi” diyor. Şu an TBMM’de CHP ve MHP tarafından ortak önerilmiş bir yasa tasarısı olduğunu belirten Belek, “AKP ve HDP’nin de buna itiraz etmesini beklemiyorum. Çok hızlıca resmileşebilir. Bu yasa kişiyi suçlayan değil yapılması gerekeni tarif eden bir yasa. Asıl sorumlulara, endüstriye bir takım önlemler getiriyor. Örneğin alışveriş merkezlerinde kasaların yanında, sakız, şeker, çikolata gibi şeylerin hemen yanında bulunduruluyor sigaralar, bu hiç tesadüf değil. Yasa tasarısı bunları ortadan kaldırıyor ve ‘kanserojen bir madde koyamazsınız içine’ diyor. Bu endüstri zehre şeker katarak içimini kolaylaştırıyor ve sunuyor. Yasa tasarısı diyor ki ‘zehre şeker katılmaz’.” 

İçimi kolaylaştıran mentolün kullanımı ile ilgili çarpıcı bir bilgi veren Belek, “1960’lardan beri kullanılan mentolün kullanımını 2015’te yasakladılar ama 2020’de devreye girecek dediler, neden” diye soruyor. Üçüncü olarak zifir, katran gibi ölçümlerin Türkiye’de devlet tarafından yapılmadığına dikkat çeken Belek, “Endüstri neyi beyan ediyorsa onu yazıyoruz. Hangi kişi kendi malına kötü der. Devlet tarafından bunların ölçülmesini ve tüketiciye bilgi sunulmasını talep ediyoruz. Bir önlem de, düz paket, yani ürünün kendisini reklam aracı olmaktan çıkarmak. Biz düz paket dediğimizde bir önceki sağlık bakanı, ‘Markaların logo hakları devreden çıkıyor mahkemeye verirler’ dedi. Bu ülkenin sağlık bakanının bir ürün marka logosunu değil de ülkenin sağlığını dert eden bir bakan olmasını istiyorum. Şimdiki Bakan’ın düz paket konusundaki açıklamaları olumlu ama icraat bekliyoruz. Kişiyi suçlayan değil buradan milyar dolar kazananların biraz canını yakan politikalar uygulanmalı. Sağlık kârdan daha değerli” diyor. 

NARGİLE’DEKİ DURUM

Türkiye’de tütünle ilgili tüm piyasayı denetleyen Tütün Alkol Düzenleme Kurulu tarafından ruhsatlandırılmış nargile mekanı sayısı 973. Oysa sadece İstanbul’da 981 mekan var. Türkiye genelinde ise 7 bin dolayında. Bu nargile mekanlarının büyük oranda kayıt dışı olduğunu gösteriyor. Yine Türkiye’de resmi nargile tüketimi 9 ton. Bu rakamın 1500 ton olduğu söyleniyor. Neden nargile içiyorsunuz denildiğinde ‘daha az zararlı’, ‘bağımlılık yapmıyor’, ‘suyun içerisinden geçiyor mikrobu orada kalıyor’ deniliyor. Nargile ile sigara kanserojen maddeler açısından karşılaştırıldığında, nargile içimi sigara içimine göre 1 ile 200 kat daha fazla maddeye maruz bırakıyor. Sigara ortalama 20 kere içe çekilebilirken, bunun karşılığı bir saatlik nargile içimi 200 kere içe çekmek demek. Sigara ile 500-600 mililitre duman alınabilirken, nargile ile 90 bin mililitre alınıyor. Son beş yılda ruhsatlı nargile mekanlarının oranı yüzde 50 oranında arttı.  

‘KADINLARA SAHTE EŞİTLİK POLİTİKASI ÜZERİNDEN GİDİLDİ’ 

Kadınlarda sigara kullanım oranları daha az. 1960’larda makas daha da açıktı ve kampanyalar yürütüldü. Kadınlara yönelik olarak özellikle 1960’larda kadın erkek eşitsizliği kullanılarak, siz de erkekler gibi sigara içebilirsiniz eşitliğinizi buradan yakalayabilirsiniz. Tabi ki bu eşitlik ve özgürlük algısının çarpıtılmasıdır. Tütün endüstrisi açısından potansiyel müşteri alanı kadınlar. Ülkenin siyasi iktidarı tütün kontrol politikalarını muhafazakar bir toplum yaratabilmek için de kullanıyor. Türkiye’nin şu an ulusal tütün kontrol programında kadınlara yönelik sigara ve tütün kontrol politikası ile ilgili tek bir vurgu var; pasif sigara etkilenimi. Yani çocukların sigara içmemesi için kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına sigaranın zararları anlatılacak. Mevcut siyasi iktidar kadın sorununa sadece kadın hastalıkları ve doğum perspektifinden bakıyor. 

ZARAR VERMEDİĞİ ORGAN YOK

Tütün ürünlerinin tepeden tırnağa zarar vermediği organ yok. Saçları döküp, cildi kırıştırıyor, ağızda yaraya, böbrek hastalığı, katarakt, akciğer, kalp hastalıklarına sebep oluyor. Türkiye’nin en büyük ölüm nedenlerinden biri kalp hastalığı, ikincisi inme, üçüncüsü de akciğer hastalıkları. Üçünün de temel nedeni sigara. Dünyada en büyük 8 ölüm nedeninin 6’sı sigaraya bağlı. 

TÜTÜN SALGININDA ORDUNUN ROLÜ

Askerlerin askerlik dönemlerinde bir takım iaşe hakları vardır. Bunların içerisinde bir de sigara paketi tanımlandı yasal olarak devletin askere zorunlu olarak verdiği. “Bunu almak istemiyorum”, örneğin “ekmekle değiştirmek istiyorum” dediğinde ise “hayır ister kullanın ister kullanmayın bunu almak zorundasınız” denildi. Asker bunu ya kendisi tüketti ya da daha kritik bir şekilde köyüne, annesine, babasına, kardeşine gönderdi. Böylece asker sigarası toplumun içerisine yayıldı. Bu Türkiye’ye özgü değil ama Türkiye’de de kullanılan bir yöntemdi. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin 27 Mayıs sigarası var. Türkiye NATO’ya girdiği zaman NATO sigarası çıktı. Kıbrıs’a asker çıkardığında ise Kıbrıs Sigarası çıktı. İzmir Fuarı da anı sigaraları çıkardı bir Meclis sigarası vardı.
 

www.evrensel.net