Bilirkişi keşfi yapılan Akkuyu’nun başı da sonu da karanlık

Bilirkişi keşfi yapılan Akkuyu’nun başı da sonu da karanlık

Akkuyu Nükleer Santralindeki bilirkişi incelemesi sırasında eylem yapan yaşam savunucuları, 'Ölüm fermanı Akkuyu' yazılı döviz astılar.

Özer AKDEMİR
İzmir

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli Mahallesi’nde yapımı süren Akkuyu Nükleer Santralinde bilirkişi incelemesi yapıldı. Davaya müdahil olanlar alana alındığı inceleme sırasında dışarıda kalan yaşam alanı savunucuları demirlere vurarak ses çıkarma eylemi yaptı. Keşif sırasında avukatlar bilirkişilere “Yakıtlar nasıl bertaraf edilecek?, 'Olası kazada sorumluluk kimde olacak?” gibi sorular yöneltti.
Bilirkişi inceleme yaparken santralin bulunduğu alana gelen yaşam alanı savunucuları üst aramasının ardından santral girişinin olduğu alana alındı. Jandarma geniş güvenlik önlemi alırken, yaşam alanı savunucuları da “Nükleer santral istemiyoruz”, “Nükleere inat yaşasın hayat” sloganlarını attı. İçeriye alınmadıkları için tepki gösteren vatandaşlar, dakikalarca kapılara vurarak ses çıkarma eylemi yaptı. Kapının önünde yere yatan bir vatandaş, boynuna “Ölüm fermanı Akkuyu” yazılı bir döviz astı. Bir süre yerde yatarak nükleer santrali protesto etti.
Keşif sürerken görüştüğümüz EGEÇEP Hukuk Komisyonu üyesi Avukat Arif Ali Cangı, kendisinin davacılardan EGEÇEP, TBB ve YSGP adına keşfe katıldığını belirterek; “Sorularımızı sorduk ve onlar da yanıtlar verdi. Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’ın TBB adına hazırladığı proje ile ilgili rapor da orada sunuldu. Karşı tarafın yanıtları üzerine Ege Üniversitesi Halk sağlığı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa da söz alarak özellikle sağlık boyutuna dikkat çekti. Biz de Gazemir’deki nükleer atıkları gündeme getirerek, burayı bile yönetemeyen TAEK’e olan güvensizliğimizi ortaya koyduk” diye konuştu.

NEDEN İTİRAZ EDİLİYOR?

Akkuyu’da yapımı süren, Rusya ortaklı nükleer santraline verilen ÇED olumlu kararına karşı meslek odaları, ekoloji örgütleri ve yurttaşlar tarafından açılan davada Danıştay 14. Dairesi 11 Temmuz’da bilirkişi keşfi yapılmasına karar vermişti. Olumlu görüş verilen ÇED raporuna karşı özellikle nükleer atıklar, kaza durumunda ekonomik ve sosyal sorumluluğu kimin alacağı, deprem riski vs. gibi birçok konuda önemli eleştiriler getiriliyor.

ÖMRÜ 60 YIL, RİSKİ BİNLERCE YIL

2010 yılında Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın devlet nükleer enerji şirketi Rosatom tarafından başlanan nükleer santral kurma çalışmalarında 1 Aralık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED olumlu kararı verildi. 14 Nisan 2015 tarihinde ise tesisin içindeki çeşitli yapıların temel atma töreni gerçekleştirildi. 4 üniteden oluşması planlanan nükleer santralin her bir ünitesinin 1200 megawat gücünde olması planlanıyor. Santralin işletme ömrü ise 60 yıl olarak öngörülüyor.

KEŞİF HEYETİ, NÜKLEERCİLERİN OTELİNDE KALDI

Santralin ÇED raporuna kaşı açılan dava için mahkeme 200 bin lirayı bulan önemli bir keşif bedeli belirlerken, bilirkişi heyeti ve hakimlerin, santrali yapan şirketin otelinde konaklayacak olması daha keşiften önce tartışmaları gündeme getirmişti. Yanaşlı beldesindeki 5 yıldızlı otelin sahibi olan Ulu Grup adlı şirketin aynı zamanda Akkuyu NGS’yi de yapan şirket olduğu ortaya çıkarken, geceliği 580 TL olan otelde konaklamanın kamu kaynaklarının harcanması ile ilgili kurallara da aykırı olduğu eleştirileri getirilmişti. Tüm eleştirilere karşın keşif heyetinin konaklayacağı otel değiştirilmedi.

YAKITLAR NASIL BERTARAF EDİLECEK?

Bilirkişi keşfi sırasında Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından bilirkişilere, hazırlayacakları raporlarında yanıtlanması istemiyle sorular soruldu. EGEÇEP Hukuk Komisyonu ve TBB Çevre Komisyonu Üyesi Avukat Arif Ali Cangı’nın yönelttiği sorulardan bazıları şöyle:
•  Türkiye- Rusya Nükleer Enerji Transferi Anlaşması, teknoloji transferini sağlayacak nitelikte midir?
•  Bu anlaşmaya ek olarak kurulacak nükleer yakıt fabrikasyonunda üretilecek yakıtın sahibi ve satıcısı kim olacaktır? Bu işletmede Türkiye’nin hukuki ve ticari konumu bahsedilen anlaşmaya göre nedir?
•  Nükleer santrallerde meydana gelen kazalar sonucu 3. şahıslara sorumluluk konvansiyonu diye bilinen ESPOO Konvansiyonuna Türkiye taraf mıdır?
•  ÇED raporunda radyoaktif yakıt ve kullanılmış nükleer yakıtın ne şekilde bertaraf edileceği hususu netleştirilmiş midir?
•  ÇED raporunda tesiste meydana gelecek olası nükleer kazanın neden olacağı, hasarı karşılayacak sorumluluğun hangi tarafa ait olacağına dair bilgi var mıdır?

PROF. DR. HAYRETTİN KILIÇ'IN RAPORUNDAN:

ABD'de yaşayan nükleer enerji uzmanı Prof. Dr. Hayrettin Kılıç'ın Akkuyu NGS ile ilgili hazırladığı 63 sayfalık raporda bilirkişi keşfi sırasında bilirkişi heyetine sunuldu. Türkiye Barolar Birliği'nin uzman görüşü olarak sunulan rapordan bazı paragraflar şöyle;
“Bu nükleer tesisin hem Türk Hazinesi’ne mali bir yük getirmeyeceğini hem de üretilen elektriğin satışından yüzde 20 kârın Türk Hazinesi’ne aktarılacağı öngörüsü ile Akkuyu’daki binlerce dönüm arazinin ticari değeri göz ardı edilmiştir. Başka bir deyişle, eğer bu santral kâr ederse, Türk halkına satılan elektrik üzerinden yeni ve dolaysız yoldan bir vergi eklenmiştir.”
“Akkuyu’da kurulacak nükleer santralın asıl amacının Türk halkına elektrik üretmek değil, bu bölgede kurulacak uranyum zenginleştirme ve yakıt fabrikasyon tesislerine elektrik üreteceği, bir gerçektir.”
“Akkuyu, Türkiye Cumhuriyet’inin bir toprak parçası olarak bu yüzyılın sonuna kadar küresel ticari manipülasyonun bir mekânı olacaktır.”
“Nükleer tesiste meydana gelecek ciddi bir kaza sonucunda “üçüncü taraf sorumluluğu”, yani komşu ülkelerde meydana gelecek maddi zararların sorumlusu uluslararası anlaşmalara göre Türkiye Cumhuriyeti olacaktır.”
“Bugüne kadar Akkuyu’da kurulacak nükleer santralın inşaat lisansı aşamasına kadar olan sözde belgeler, izinler, yer lisansı gibi 30 yıl önce yapılmış olup, hâlâ içeriği ve 2010 yılında geçerliliği tartışma konusudur.”
“Böylece, dünyada örneği olamayan ve ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin bir toprak parçası, bölge halkına referandum şansı verilmeden, başka bir yabancı devlete yani Rusya’ya, Akkuyu’da bir “nükleer eyalet” kurulması için bedelsiz bağışlanıyor. Binlerce yabancı işçinin çalışması planlanan bu proje süresince bu durumun bölgenin sosyokültürel ve ekolojik yapısına nasıl etki edeceği hesaplanmıyor.”
“Akkuyu’nun coğrafi konumu, soğutma suyu olarak kullanılacak deniz suyunun yüzde 39 tuzluluk derecesi ve yapımda kullanılacak Rus malzemesinin kalitesi göz önünde tutulursa, bu santaralın kârlı ticari ömrü zaten 15 yılı geçmeyecektir.”
“Türkiye ile Rusya arasinda veya bu bölgede meydana gelebilecek bir politik veya elektrik enerji krizi sırasında, Rus tarafının ürettiği enerjiyi kriz süresince Türk tarafına satma zorunluluğu yoktur.”   
“Rus nükleer endüstrisinin İran'da, Hindistan'da kurduğu santarallarda yaşanan ekipman ve malzeme konularında son günlerde ortaya çıkan skandallar da dikkate alınınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni sonu açık, belli olmayan bir jeopolitik, teknolojik, ekonomik, ekolojik maceraya sürüklendiğini görüyoruz.”

www.evrensel.net