Türkiye; hedef haline gelen müttefik

Türkiye; hedef haline gelen müttefik

Türkiye, hem İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısı hem de son haftada dış politikada attığı adımlar nedeniyle Arap basının gündeminde.

Türkiye, hem İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısı hem de son haftada dış politikada attığı adımlar nedeniyle Arap basının ve köşe yazarlarının bir numaralı gündemi olmaya devam ediyor.  

Arap basının tanınmış yazarı Abdulbari Atwan, Rai al Youm’da kaleme aldığı makalesinde Türkiye ile IŞİD arasında adı konmamış bir ateşkes varken, İstanbul saldırısının nedenlerini sorguluyor. Atwan, “Bize göre IŞİD’i öfkelendiren ve Türkiye’ye karşı ‘tarafsızlığını’ bozmasının dönüm noktası, Türkiye’nin Suriye rejiminin yıkılması için askeri müdahalede bulunmaması, Irak’ta Heşdi Şaabi tarafından desteklenen saldırılardan korumamasıdır. Bu saldırılar Felluce ve Ramadi’den atılmasında başarılı olmuş ve Musul’dan çıkarılmasının başlangıcı olmuştur” diye yazdı. 

Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin de Türkiye’nin son günlerdeki dış politikasındaki gelişmeleri değerlendirdiği makalesinde, İsrail ile Türkiye ilişkilerinde gerçekte hiçbir zaman kesinti olmadığına vurgu yapıyor. Son altı yıllık ekonomik verilerin, ilişkilerin yıldan yıla geliştiğini gösterdiğine dikkat çekiyor. Nureddin, Türkiye’nin İsrail ile aleni bir şekilde yaptığı bu anlaşmadan sonra bu anlaşmadan sonra daha tehlikeli olacağına vurgu yapıyor. Lübnan’da yayınlanan bir başka gazete olan an Nahar yazarı Semih Saab ise Türkiye’nin dış politikasının değiştiği ve bu noktaya koşulların getirdiği fikrinde.


IŞİD NEDEN SALDIRDI?
Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

İstanbul’daki Atatürk Havalimanının girişinde gerçekleşen terörist saldırının etkisiyle Rus Lider Vladimir Putin’in, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı telefon görüşme arayı yumuşattı. Bu saldırıları şiddetle kınayan Başkan Putin, Rus savaş uçağının geçen Kasım ayında Suriye sınırında Türk savaş uçakları tarafından düşürülmesi nedeniyle konan tüm ekonomik yaptırımların kaldırılması talimatı verdi. 
İntihar saldırılarının, yıllık 60 milyon kişinin kullandığı İstanbul Havalimanına ulaşması büyük bir güvenlik zafiyetidir. Türkiye’nin hazinesine yıllık 36 milyar dolar getirisi olan turizm sektörüne de büyük bir darbedir. Bu, yılın başlangıcından bu yana gerçekleşen üçüncü saldırı oldu ve ölü sayısı 200’e yaralılar ise yüzlere ulaştı.
Türkiye hükümeti, Suriye ve Rusya tarafından IŞİD’i ve şiddet yanlısı İslami grupları  desteklediğine dair birçok suçlamaya maruz kaldı. Hatta Putin’in kendisi, binlerce militanın ve on binlerce ton silahın Türkiye topraklarından Suriye rejimine karşı savaşan gruplara geçtiğini söyledi. Burada en önemli soru IŞİD’i, Türkiye’yi bu tip patlamalarla hedef almasının sebeplerinin neler olduğu? Ve iki taraf arasında ilan edilmemiş ateşkesin neden ihlal edildiği?

Şüpheye yer bırakmayacak şekilde kabul edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye silahlı muhalefetine başka bir Arap ülkesinin yapmadığı kadar askeri ve lojistik olanak sağladığıdır. Suriye rejimini birkaç ay içerisinde devirecekleri düşünülüyordu. Suriye ordusunun direnci, Rusya’nın askeri müdahalesi ve Obama iktidarının bölgede ve hatta dünyada yeni bir savaş doğuracak Suriye’ye kara gücünü göndermeyerek ikinci bir Irak tecrübesini reddetmesi başta olmak üzere, birçok nedenden dolayı bu beklenti gerçekleşmedi. 

Bize göre IŞİD’i öfkelendiren ve Türkiye’ye karşı “tarafsızlığını” bozmasına neden olan dönüm noktası, Türkiye’nin Suriye rejiminin yıkılması için askeri müdahalede bulunmaması, Irak’ta Heşdi Şaabi tarafından desteklenen saldırılardan korumamasıdır. Bu saldırılar (IŞİD’in) Felluce ve Ramadi’den atılmasında başarılı olmuş ve Musul’dan çıkarılmasının başlangıcı olmuştur.

IŞİD’in liderliği, Türkiye’yi Sünni aleminin lideri ve İslam halifeliğinin omurgası olarak görmektedir. Bu durum ona, İran’ın bölgedeki projesine karşı liderlik sorumluluğu yüklemektedir. Lakin Türkiye hükümeti bu rolü aleni bir şekilde üstelenmemektedir. Üstlendiği yükümlülükleri de hayata geçirmedi.

IŞİD şu an Felluce, Ramadi, Halep çevresi gibi birçok cephede savaşmakta. Beşeri ve coğrafi olarak büyük kayıplar yaşıyor. Turizm sektörünü vurarak; istikrarsız, kaotik bir ortak yaratarak ona hayal kırıklığı yaratan Sünni müttefiklerinden ve Türkiye’den intikam almaya karar vermiş olması uzak bir olasılık değildir. İstanbul saldırıları bu intikam eğiliminin kanlı bir uygulamasıdır. 

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Ernest, Atatürk Havalimanındaki saldırılarla ilgili olarak, “Washington, IŞİD’in sadece Suriye ve Irak’ta değil  başka yerlerde de bu tip saldırıları yapabilme kapasitesinden endişeli” dediğinde, Türkiye’nin de içinde olduğu bölgedeki ve uluslararası durumu özetlemiş oldu. 


İSRAİL İLE NORMALLEŞME: TÜRK İSLAMININ VE KARDEŞLERİNİN DERİN STRATEJİSİ

Muhammed NUREDDİN
As Safir

Türkiye İsrail’den dışarı çıkmadı ki geri döndü diyelim. Türkiye-İsrail ilişkileri özür ve tazminattan daha büyük, daha derin ve daha kapsamlıdır. İlişkilerin normalleştirilmesi için Gazze kuşatmasının kaldırılması şartı, yapısal bir şart değildir. İçeride Filistin sorununa duyarlı dindarların oylarını kazanmak, dışarıda ise 2011’den bu yana Suriye’ye yönelik saldırganlığın üzerini kapatmak için kullanılacak bir kağıttır. 

Ne Türkiye İsrail’e geri dönüş yaptı ne de İsrail Türkiye’ye. 2009’daki Davos ve 2010 yılındaki Özgürlük Filosu hadisesinden bu yana, Türkiye-İsrail ilişkilerinde resmi söylemler haricinde herhangi bir şey değişmedi. Diplomatik ilişkiler kesilmedi. Sadece büyükelçiler çekildi. İsrail konsolosu İstanbul’da Türk sorumlularla aktif görüşmelerin merkezi olmaya devam etti. Farklı olan bugün anlaşma imzalanması. 

İki ülke arasındaki güvenlik ve askeri işbirliği hiç durmadı. Evet, gerileme yaşadı. Lakin hiç kesilmedi. Esas anlaşmalar uygulamada devam etti. Bundan dolayı Türkiye İsrail’in NATO tatbikatlarına katılması vetosunu kaldırdı. 

Ekonomik cephe ise iki ülke arasında ilişkilerin büyümesinin belirgin bir göstergesi. Mavi Marmara ve öncesinde Davos hadisesine rağmen, 2010 yılından bu yana ekonomik ilişkiler her sene bir önceki seneden yüzde 30 arttı. Ekonomik alışveriş 2011 yılında 2.5 milyar dolardan 2015 sonlarına doğru 6 milyar dolara ulaştı. 

Türkiye-İsrail anlaşmasında medya, özür, tazminat ve insani yardım gönderme maddelerine odaklandı. Gerçekte hiç kimse Gazze’deki acıyı hafifletmeye, elektrik santralinin, su istasyonun ve hastanenin inşasına karşı değildir. Herkes bunları destekliyor. Ama bu anlaşmada Filistinlilerin kazanımları, İsrail’in kazanımıyla aynı derecede değil. 

Filistinliler, Türkiye’nin Gazze kuşatmasının kaldırılmasında ısrar etmemesindeki gerekçelerini kabul ederek aldanmışlardır. Elektrik santralinin, su istasyonun ve hastanenin karşılığında 80 milyonluk Türk pazarı, İsrail ürünlerine açılmıştır. Anlaşmanın şartlarından birine göre askeri ve güvenlik işbirliği hızlı bir şekilde yükselmiştir.

Anlaşmada açık ve resmi bir şekilde yer alan İsrail’le güvenlik, istihbarat ve askeri işbirliği ne demektir? Bu, aralarında Filistinli güçlerin de olduğu direniş ekseninde yer alan kuvvetlere açık bir mesajdır. Bölgenin parçalanması projesine yardımcı olmak, yerleşim yerlerinin konsolide edilmesi, Batı Şeria’da ve Gazze’de İsrail’in işgalinin devam etmesi anlamına gelmektedir.

Eğer Türkiye, İsrail’e ilişkilerinde siyasi duyarsızlık döneminde bütün bunları yaptıysa, imzalar atıldıktan sonra ne değişecek? Bu alarm zillerinin çaldığının işaretidir. Türkiye tehdidi şimdikinden daha büyük olacak.

Türkiye’deki dış politikanın değiştiğinin tartışmalarda Suriye kaybolmaktadır. Bu da değişiklik olduğuna yönelik şüpheleri arttırmaktadır. Bir atasözünün dediği gibi “sırlarını küçüklerinden alın”. 

İşte bir örnek; Yeni Şafak gazetesinin başyazarı İbrahim Karagül, Türkiye-İsrail normalleşmesinin hedefinin bizatihi İran olduğunu itiraf etti. “Türkiye-İsrail krizinin yumuşaması İran’ın oyun planını bozmaktadır. Tahran bundan ciddi anlamda endişe duymaktadır. Akdeniz’e ulaşacak stratejik kuşağı tehdit altına girmektedir” dedi. Karagül, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasının İran’ın Türkiye’yi kuşatma projesini başarısızlığa uğratmak için olduğunu sözlerini ekledi. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “hüzünlü ve perişan” İslamını daha iyi anlatan kelimeler olamaz. Dostu ve ortağı İslam olan İran’ı, düşman olan İsrail ile değiştirmektedir.


ERDOĞAN VİRAJDA

Semih SAAB
An Nahar

Artık Türkiye, Suriye savaşının yansımalarını yaşamıyor. O artık bu savaşın kalbinde. Sınırın her iki tarafında Kürtlerle yenilenen ve IŞİD ile kendisine dayatılan bir savaşta. Beş yıl önce Recep Tayyip Erdoğan, Suriye rejimini devirmek için devreye girdiğinde ya da daha doğrusu buna öncülük ettiğinde, bu durumu beklemiyordu. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın gitmesi talebinde Obama’nın üzerinde daha etkiliydi. 

Erdoğan ve bölgesel müttefikleri, Suriye’de hızlı jeopolitik değişiklik istediklerinde, Libya modelinden esinlenerek muhalif grupların militarizasyonuna başvurdular. Bu gruplar istenen sonda başarısız olduklarında Türkiye, bir gün kendilerini eğitene ve silahlandırana  dönebileceklerini gözönüne almayarak  mücahitleri savaşa iten bir oyuna başvurdu. 

Türkiye teröre karşı savaşa giren son devlet oldu. Erdoğan, Türkiye’den onları uzak tutmak için cihadistlere ayak uydurmanın yeterli olduğu beklentisindeydi. 

ABD’nin baskıları sonucu İncirlik üssünü ABD’nin önderlik ettiği müttefiklerin savaş uçaklarına açmak zorunda kaldığında bu beklenti bozuldu. 

Erdoğan’ın vazgeçmesi ve hatasını itiraf etmesi kolay değildi. Bunun için yoldaşı Ahmet Davutoğlu’nu günah keçisi seçti. Kendini kurtarması için bir kurban gerekiyordu. Dönüş başladı ve Rusya ve İsrail ile bir günde barış yaptı. Türkiye-Suriye sınırında devriyelerin arttırılması konusunda NATO ile anlaştı. İran’a karşı söylemleri düzeltti. 

Yeni başbakan Binali Yıldırım, Mısır ile kesilen ilişkilerin yeniden kurulması için arayış içerisine girdi. PKK’nin ateşkesi karşılığında Öcalan’ın hapisten ev hapsine alınacağı raporları doğruysa, Kürtlerle müzakere araştırmasına da girmiş görünüyor.


 

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ağustos 2016 16:32
www.evrensel.net