‘Yazmamayı’ beceremedi,  aşıklarından ibaret olmadı

‘Yazmamayı’ beceremedi, aşıklarından ibaret olmadı

13. ölüm yıldönümünde Tomris Uyar: Yazmayı iş edinmiş, özellikle öykü alanında değerli eserlere imza atmış bir isim.

Hakan GÜNGÖR
İstanbul

“Bir yazar işinin başına otururken kalemi eline ilk kez alıyormuş gibi bir acemiliğe kapılmıyorsa neden yazmak istesin?” diye sormayı bir ömür bırakmamış bir yazar Tomris Uyar. Yazmayı iş edinmiş, özellikle öykü alanında değerli eserlere imza atmış bir isim. Gönül; tanıma ama tanışamama, anlama ama anlaşamamanın yazarı Tomris Uyar’ın öyküleri, çevirileri konuşulsun istiyor. Kendini hep acemi hissetmeyi başardığı için ulaştığı ustalık konuşulsun istiyor; “Dizboyu Papatyalar” konuşulsun istiyor. 4 Temmuz 2003’te, 62 yaşındayken vefat eden bu yazarın ölüm yıldönümünde, yine bir Temmuz ayında, 1979’da yayımlanan ve “Sait Faik Hikaye Armağanı”nı almasını sağlayan “Yürekte Bukağı” kitabı konuşulsun istiyor. Tarihe ve edebiyata mal edilsin istiyor. Magazine değil. 

HIZLA SİMGELEŞEN ACILAR

Kitaplarında, öykülerinde, kente özgü yalnızlıkları kaleme almıştı Tomris Uyar. İçten içe kanayan, asla kaynamayan, kaynaşmayan kentliler boy verirdi öykülerinde. Pek tabii işçi ölümleri de, ataerkil düzene eleştiriler de kendine yer ederdi eserlerinde. 

İçinde bulunduğu toplumun ve zamanın çelişkilerinin farkındaydı. Öykülerinde yer verdiği ifadeler, zamansız bir gerçekliğe işaret edebiliyordu. “Yürekte Bukağı”da şöyle diyordu: “Sabahları yataklardan kolay kalkılamıyor, akşamları sofralarda uzun süre oturulamıyordu. Bir gazete haberi, bir imge, yaşamayı haksız kılmaya yetiyordu. Sevişmenin sonunda, büyük can boşluğuna düşmeden önce kalkıyordu sevgililer. Anaların çocuklarını okşayan ellerinde korku okunuyordu. Kimse bir gün sonrayı bilemiyordu.” Tomris Uyar, hızla simgeleşen acıları yazıyordu. 

Kitaplarında arayış göze çarpardı. “Zula” öyküsünde, şiire teslim etmişti anlatımını. “Yaz Düşleri/Düş Kışları”nda olduğu gibi okuru rahat bırakmadığı olur, öykülerinde fotoğraf kullanıp, “Öyle değil, böylesini tasavvur edin” demeye getirirdi. Bazen uzun diyaloglar yazar, bazen neredeyse sadece iç ses gürültüsüne bırakırdı öykülerini. “Bu öyküdeki kişiler, yerler, tarihler gerçekle ille de bağlantılı değildir” notunu da hınzırca düşecek kadar yaklaştırırdı karakterlerini kendine ve çevresindekilere. Öykülerinde de sivri dillini, aksi ve bir o kadar merak uyandırıcı yanını okurlarına hep hissettirdi. Arayışı ise aksiliği ile beraber sürer giderdi. 

‘DÜELLO EDECEK KİMSE YOK’

Söz konusu arayış onun kolay beğenmeyen biri olmasından kaynaklanıyordu. Hatta “yazar” unvanı taşıyan pek çok ismi de açıkça hor görürdü. “Düello edecek kimseyi bulamıyorum” demişti. Keskin zekasına karşılık verecek, vereceği cevapla onu biraz olsun oyalayacak birini bulamadığını düşünüyordu hayatının son döneminde. Kendine düello edecek birini bulamasa da yazmayı sürdürdü. Başka türlüsünü de yapamazdı zaten. Bir gün İnci Aral, “Yazmak istemiyorum” demişti Tomris Uyar’a. “Becerebiliyorsan yazma!” diye yanıtlamıştı Uyar. Çünkü Tomris Uyar kendisi açısından yazmanın bir zorunluluk olduğunu çok erken fark etmişti. Bir ömür “yazmamayı beceremedi.” 

Geride çok mühim öyküler, çeviriler bıraktı. Adı anıldığında akla ona aşık şairlerin gelmesi, sadece bunun gelmesi onlarca kitabı bir kenara atıvermekle eşdeğer. Tomris Uyar bir magazin figürüne istense de çevrilemeyecek bir yazar olarak edebiyat tarihindeki yerini aldı. “Maşuka” olmaktaki edilgenliğe hapsolmayacak, buna sığdırılamayacak denli nitelikli eserler vermiş biriydi. Ve dahi, “yazmamayı beceremeyen” birini sırf ona aşık erkekler üzerinden hatırlamak, öyle hatırlayan adına bir beceriksizlikten ibaretti. Eserlerini yok sayıp eril bir dille, gözle yazılmış ve onu “maşuka”dan ibaret gösteren yazıları görse, kuşkusuz “Düello edecek hala kimse yok, ama savaşılacaklar var der”, kalemini kuşanırdı.

www.evrensel.net
ETİKETLER Tomris Uyar