29 Haziran 2016 04:55

Bizimki yaşam mı, neyi göstereceksin!

Sedat Başkavak Mersin'de tarım işçileriyle yaşamları, sorunları ve çalışma koşulları üzerine konuştu

Bizimki yaşam mı, neyi göstereceksin!

Paylaş

Sedat BAŞKAVAK
Mersin

Kamyon kasasında taşınıyorlar, Kanal boyunda yaşıyorlar. Servis diye bindikleri pikap, kamyon yada balık istifi doluştukları minibüs kaza yapıp öldüklerinde haber olabiliyorlar. 

Oysa yaşadıkları topraklardan çalıştıkları topraklara gelmeleri, çadırları, çocukları, çalışma koşulları, çalışma saatleri... Her halleri haber tarım işçilerinin.

Geçtiğimiz yıllarda Mecliste oluşturulan tarım işçilerinin sorunlarını araştırma komisyonuna Tüm Üretici Köylüler Sendikasının (Tüm Köy-Sen) verdiği rapora göre ülke geneli sayılarından tutunda farklı şekillerde çalışma biçimlerinden, çocukların eğitim alamamasından, sağlık hatta yoğun tarım ilacına maruz kalmaya bağlı olarak meslek hastalıklarına kadar pek çok sorun yaşıyor tarım işçileri. Bu sıkıntıların sorun yumağı haline geldiği yerlerden biri de Mersin. 

ÇOCUKLARIN HEPSİ ALLAH’A EMANET

Deniz boyunca saatlerce gidecek kadar uzanan Mersin bu haliyle bir turizm kenti olamamış ama doğudan batıya bir taraf deniz bir taraf seralar ve tarımsal alanlarıyla hep bir tarım kenti olmuş. Narenciyesinden muzuna, domatesinden biberine patlıcanına kadar her ürünün yetiştirme ve toplanmasında tarım işçilerini görmek mümkün. 

Hacer Sara da Tarsus’un Yüksek köyünün altındaki kanalın boyunca uzanan çadırlarda karşılaştığımız tarım işçilerinden biri. Şanlıurfa’dan geldiklerini belirten Hacer “Doğduğum günden beri buralardayız” diyor ve ekliyor: “5 lira elçiye kesiliyor. Kadınların ücreti fark etmiyor 43 lira. Bütün yük kadının omzunda zaten burada. Erkekler sabah yevmiyesine gidiyor geliyor tamam. Kadın onunla beraber sabah çıkıyor. Akşam dönüyor; ekmeğidir, yemeğidir, çocuktur çamaşırdır… Mesai devam ediyor. Sağlık ne gezer burada pisliğin içindeyiz. İki kanalın arasında sineğinden tut böceğine kadar… Ne kadar sağlıklı olabilir ki burası. Çocukların hepsi Allah’a emanet. Okul servisi buraya kadar gelip çocukları alıyor ama eğitim durumu yine sıfır. Çocuk karneyi getirsin yeter. Babası 8-9 kişiye bakamıyor. Belli bir yaştan yukarı işe gidiyor mecbur. Kızların çoğu okula gidemiyor. Çünkü 10 yaşından yukarı hepsi işe gidiyor. Sabah 5’ten sonra burada işe gidenlere bak. 10 yaş 12- 13 yaş… Hepsi işe gidiyor. Bu çocukların eğitimi nasıl olacak? Kızlar 14-15 yaşına geldi mi evlendiriyoruz. Ailede 4-5 kişi olunca sıkıntı oluyor. Çocuklar eğitim görmek ister, en iyi şartlarda yaşamak ister ama mümkün değil. Sadece bir kişinin alacağı 43 lira ile bir aile geçinemez. Devletin de burada bir şey yaptığı yok. Yıllardır buradayız. Buradaki çadırlar yerine devlet ev yapabilir. Herkes bu briketleri kendi imkanları ile getirdi. Ev istiyoruz, çocuklarımıza iyi bir eğitim istiyoruz, çocuklara düzenli bir okul parası verilsin.”

HERKES OY İSTİYOR AMA HALİMİZİ DÜZELTEN YOK

Biz Hacer’le konuşurken işten dönen başka bir tarım işçisi İsmail Onay çayını içmeye başlamış. Yaklaşınca gelin çay için ama soru sormayın diyor. Nedenini sorduğumuzda “Soracaksınız da ne olacak, biz söyleyince ne değişecek, bizimki yaşamak mı neyi göstereceksin” diyor ve birazda kızarak anlatıyor: “Ben 8 yıldır bu çadırda yaşıyorum. 5 çocuğum var. Seçim zamanı geliyorlar oyu istiyorlar sonra kimse yok. Biri gelince ben konuşmayayım diye buradakiler ağzımı kapatıyor. Neymiş ben sert konuşuyormuşum. Seçim zamanı MHP buraya Urfa’dan Arap milletvekili adayını getirdi biz oy verelim diye. Öbürleri geldi gitti. Hepsi oy istiyor ama bizim şu halimizi düzelten bir kimse yok. Biz bu kanalın dibinde yaşıyoruz ama siz birde gelin bize sorun. Yılandan bıktık. Her yanımız yılan. Kanalın dibindeyiz ve çocuklarımız kanala düşecek diye korkuyoruz. Gelen vekil adaylarına, particilere söyledim. Kaymakamlığa gittim, Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can’a gittim. Bizim şu kanalın kenarına bir tel çekilsin çocuklarımızın canından korkuyoruz dedim. Ama işte hâlâ bu durumdayız. Çocuk 10 dakika görünmese acaba kanala mı düştü diye korkuyoruz. Bizim burada en önemli sorunumuz bir bu kanalın kenarına tel çekilmesi ikincisi buzdolabını televizyonu çalıştıracak elektrik verilmesi. Üç tane buzdolabı getirdim takıyorum fişi çalışmıyor geri götürüyorum. Televizyon desen o da çalışmıyor. Elektrik var sadece lambayı çalıştırıyor. Bir kör ışık ha gaz lambasında oturmuşsun ha bu kör ışığın altında ne fark ediyor. Ben bunları belediye başkanına, kaymakamlığa söyledim yapılmadı. Sizle konuşunca ne olacak. Biz kimseden ekmek aş istemiyoruz. Azda olsa çalışıp ekmeğimizi kazanıyoruz. Burada insan yaşıyor insan. Gelin bu durumu görün ve kanalın kenarına tel çekin ve elektriğimizi yapın tek istediğimiz bu.”

‘BİZİM EVİMİZ BURASI’ 

Biraz ileride 10 dakika mesafede başka bir kanalın, başka çadırların yanında Funda’yla karşılaşıyoruz. Funda 12 yaşında: “7. sınıfa geçmem lazımdı ama çadırda yaşadığımızdan okula geç başladım 5. sınıftayım” diyor. Dede, ebe, hala, anne baba hep beraber ikiye bölünmüş bir çadırda kalıyorlar. Dede 20 yıldır bu çadırda kalırmış. Funda zaten burada doğmuş: “Yazın çok sıcak oluyor yanıyoruz. Kışında hem üşüyoruz hem de su basıyor. Televizyon bazen hiç çalışmıyor. Çamaşır makinemiz var ama annem sabaha karşı açıyor. Çünkü gündüz ya da akşam oda çalışmıyor.” Memlekete gidiyor musunuz diye soruyoruz, şu yanıtı veriyor: “Dedemin orada hiçbir şeyi yok ki. Bizim evimiz burası.”

Özlem Urfalı. Hâlâ ve dayıları üç aile gelmişler. Kameraya konuşamayız geleneklerimize uygun değil diyerek fotoğraf çekmemize izin vermiyor: “Biber seralarının içinde naylonun altında sabah başlıyoruz akşam 5-6’ya kadar devam ediyoruz. Halam, yengem ve kardeşim gedik. 2 aydır burada çalışıyorum. Günlüğü 40 lira 5 lirasını çavuş kesiyor 35 lira alıyoruz. Halamın oğlu İbrahim 17 yaşında okulu bıraktı, burada bizle beraber çalışıyor” diyor. 8 aylık çocuğunu memlekette bırakmış gelmiş: “Kayınbabam vermedi ‘Çocuk oralarda çadırda telef olur’ dedi.”

EKMEK KÜÇÜKTÜ DAHA DA KÜÇÜLDÜ

Tarsus'a bağlı belde olan Yenice, büyükşehir yasasıyla birlikte mahalleye dönmüş. Tren yolunu geçip kanala ulaştığınızda beldenin kenar mahalle evlerinin ilerisinde başka bir çadır kümesini görüyorsunuz. Zaten adres olarak da küme evler demişler. Oy pusulaları bile buraya çıkarmış. Küme evler bilmem kaç numara diye. Ali Sarıova bu çadırlarda yaşayanlardan biri. 2 yıla yaklaşmış geleli. “Urfa’dan geldik. Benim orada elektrik dükkanım vardı. İş olmadı çalışamadım, kapattım. Elektrikçi olarak evimi idare edemedim. İşte bulamadım, geldik buraya. Elçi kesintisinden sonra 35-40 lira yevmiye. İki kızım çalışıyor. Devlet Suriyelilere bakıyor. Geldiler işe de ortak oldular. Paket taşıyan arabalar bizim önümüzden geçip Suriyelilerin çadırlarına erzak taşıyor” diyerek devam ediyor: “Ekmek zaten küçüktü şimdi Suriyelilerin gelip çalışmasıyla daha da küçüldü.” Sen de Urfa’dan gelmişsin sorsan Tarsusluya  onlarda senin gelmen nedeniyle çalışamadığını söylemez mi diyoruz. “Ben buralıyım. Onlar Suriyeli. Ben kendi topraklarımda iş arıyorum onlar gibi başka ülkede değil” diyerek ekmeğini küçültenin sistem değil, Suriyeli tarım işçileri olduğuna bizi de inandırmaya çalışıyor. 

İKİ GÜN ÇALIŞACAKSIN BİR GÜN YİYECEKSİN

Kazanlı’da biber hasadında çalışan Suriyeli işçi Gassan ise anladığımız kadarıyla medrese öğretmeni dediği din kültürü öğretmeni eşiyle birlikte savaştan kaçmış. Eşi konuşmak istemiyor. Gassan Suriyelilere yardım ediliyor sözlerine cevap verircesine “Burada hayat çok pahalı. İki gün çalışacaksın bir gün yiyeceksin. Eşime lokantada yemek yedirmek ve bir elbise almak istesem 5 gün çalışmam lazım. Dinlenme yok. Hayat yok. İlk geldiğimizde bir paket getirdiler. Şimdi ne yardım var ne de bir şey. Çalışmazsak açız” diyor. Suriye’deki yaşamıyla buradaki yaşamını karşılaştırarak “Savaş biter bitmez dönerim. Durmam buralarda” diyor. 

İŞSİZLİK, TEKELLEŞME VE SAVAŞ TARIM İŞÇİLİĞİNİ ARTIRIYOR

Tüm Üretici Köylüler Sendikasının (Tüm Köy-Sen) TBMM tarım işçilerinin sorunlarını araştırma komisyonuna verdiği rapora göre işsizlik, tarımda tekelleşme ve savaşlar tarım işçilerinin sayısını artırıyor. Dünyada 450 milyon tarım işçisi var ve bunun yaklaşık 3 milyonu Türkiye’de. Suriye’den savaştan kaçanlar da eklendiğinde tarım işçilerinin sayısı çok daha fazla. 

Sendikanın raporunda tarım işçilerinin yaşadığı sorunlar şöyle sıralandı: 

Ulaşım: Ulaşım sorunu sadece kamyon kasasında yada minibüste trafik kazasında öldüklerinde hatırlanmaktadır. Oysa ki; tarım işçilerinin ulaşım sorunu daha evlerinden başka bölgelere gitmek için çıkarken başlıyor. Bütün aile fertlerinin çalışacakları yere kadar olan ulaşım ücretlerini karşılayacak paraları yok. Diğer bir sorun çalışmaya götürülürken en masrafsız taşıma yöntemi olarak ya araç kasasında yolculuk yapılması. 

Yerleşme ve barınma: Çalışmak için gittikleri yerlerde çoğu bölgede köy, mahalle gibi yerleşim yerlerine uzak alanlara yerleştiriliyorlar. Kimi yerlerde su, tuvalet, banyo gibi en temel ihtiyaçları karşılayacak olanaklardan mahrumlar. İl valiliklerine gönderilen genelge ile tarım işçilerinin yerleştikleri alanlarda özel idare tarafından kimi temel ihtiyaçların giderileceği yerlerin yapılması elektrik ve su için yapılan masrafların ve bunların ücretlerinin yine tarım işçilerinden tahsil edileceğinin belirtilmesi ise başka bir sorun. Çünkü zaten hayatını sürdürecek gelir olmadığı ve çadırda kalan tarım işçilerinin karşılayabilecekleri bir gider olmadığı açık. Çadırların yakına açılan çukurların tuvalet olarak kullanılması nedeniyle yaşanan sağlık sorunları başta kadınların hayatını zorlaştırıyor. 

Düşük ücret ve uzun çalışma saatleri: Emeğinin hakkını alma ve söz söyleme hakları yok. Gün doğumundan gün batımına kadar uzanan 12-14 saatlik uzun çalışma saatlerine maruz kalıyorlar. Tarım işçileri, emeğini neredeyse karın tokluğuna satmaktadır. Çünkü her yıl, işçilerin hiçbir söz hakkının olmadığı bir komisyon, işçilerin ücretlerini belirliyor. Tarım İşçilerinin Sorunlarını Görüşme Kurulu’na (ücret belirleme komisyonu) Valilik veya yardımcıları başkanlık ediyor. Komisyon üyeleri; Tarım İl Mürdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü, İş ve İşçi Bulma Kurumu Bölge Müdürlüğü, Sosyal Sigortalar Kurumu Bölge Müdürlüğü, İş ve İşçi Bulma Kurumu Şube Müdürlüğü, Tarımsal Araştırma Müdürlüğü, Çiftçiler Birliği, il-ilçedeki Ziraat Odaları, Türk-İş Bölge Başkanı ve Tarım-İş Şube Başkanı’ndan oluşuyor. Yani işçinin hiçbir söz hakkının bulunmadığı bu komisyonlar aracılığıyla ücretleri belirlenmektedir.

Eğitim ve sağlık: Eğitim ve sağlık olanaklarından yoksunluk ve çocuk işçiliği başta kadın ve çocuklar için önemli sorun alanlarıdır. Çocuklar, gittikleri illerdeki okullarda eksik kalan süreleri tamamlamak istediklerinde ise, diğer öğrencilerle uyuşmazlık, okulun genel ortalamasını düşürmelerinden dolayı istenmeme, çadırlardan okula ulaşım, ayrımcılığa maruz kalma gibi sorunlarla baş başa bırakılıyor. 

Ayrımcılık: Dışlanma ve sosyal izolasyon neredeyse tüm mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorun. Yerleşim yerlerine uzak, çalışılacak yere yakın yerleşmeye zorlanma, yerel halk tarafından etnik köken vb. nedenlerle dışlanmaya maruz kalıyor. Bu nedenle ortak yaşam alanlarından faydalanamama ve hatta ölen çocuklarını bile mezarlığa gömemediklerini anlatan tarım işçileri var. 

İş güvenliği: Meslek hastalıkları; yukarıda sayılan sorunlar nedeniyle strese bağlı depresyon, karaciğer ve kalp-damar hastalıkları ile kanserde ülke ortalamasının 3-4 katı artış yaşanıyor. Maruz kaldıkları tarım ilaçları ve sağlıksız koşullar nedeniyle bebek ve anne ölümleri ile düşük ve ölü doğumlarda artışlarda ülke ortalamasının çok üzerinde.

Oy hakkı: Mevsimlik tarım işçileri bahara doğru başladıkları göçü ancak son bahar yada kış başında bitiriyorlar. Bu nedenle de çoğu seçimde kendi ikametgahlarında olmadıklarından oy kullanamıyorlar. 

TÜM KÖY SEN’İN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

* Tarım işçilerini tanımlayan ve yasal haklarını güvence altına alan kapsamlı bir yasa çıkarılması gerekmektedir. 

* Zaten mevsimlik çalıştıkları için çalışamadıkları sürelerde işsizlik ödeneğinden yaralanmaları ve sağlık sigorta primleri devlet tarafından karşılanmalıdır. 

* İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda düzenleme yapılmalıdır. Kapsamlı bir meslek hastalığı çalışması yürütülmelidir. 

* Tarım işçilerinin sendikalaşması ve örgütlü toplumun bir parçası olması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

* 2010’da yayımlanan “Tarımda İş Aracılığı Yönetmeliği” tarım işçilerinin şikayetçi oldukları dayıbaşı ve elcilik yasallaştırmıştır. Yönetmelik “Aracılar işçilerden para alamaz” dese de yaşanan tam tersidir ve aracılar işçilerden yevmiyesinin 10’da birini almaktadır. Bu nedenle dayıbaşı ve elcilik gibi işçi simsarlığı kaldırılmalıdır. 

* Mevsimlik tarım işçilerin ücretlerinin belirlenmesinde söz sahibi olmaları için gerekli tedbirler alınmalı, asgari ücretin altına düşecek tüm belirleme yöntemleri yasaklanmalıdır. İşçi ailelerinin çocuk işçiliğine duyduğu ihtiyacın önlenmesi için insanca yaşayacak bir ücretlendirme ve gelir desteğini için gerekli düzenleme yapılmalıdır. 

* Mevsimlik tarım işçilerine ilişkin bir kayıt sistemi kurulmalı ve bulundukları illerde oy kullanmaları sağlanmalıdır. 

* Çocukların eğitiminin aksamaması için her bölgede gerekli tedbirlerin alınarak ayrımcı ve dışlayıcı girişimler engellenmeli, sağlıklarının korunması için aşılama ve takip sistemi ve beslenme desteği için gerekli tedbir alınmalıdır. Kreş ve anaokulu hizmetine erişmeleri sağlanmalıdır. 

ÖNCEKİ HABER

Yıkımla diz çöktüremediler kayyımla cezalandırmak istiyorlar

SONRAKİ HABER

Cem Uzan, mal varlıklarına el konulması için açılan davayı kazandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa