Birleşik Krallık’ta siyasi deprem

Birleşik Krallık’ta siyasi deprem

Yapılan referandum sonrasında Birleşik Krallık’ta tartışmalar yoğunlaşarak devam ediyor.

Arif BEKTAŞ 
Londra

Geçtiğimiz Perşemde günü yapılan referandum sonrasında Birleşik Krallık’ta tartışmalar alevlenerek devam ediyor. Avrupa Birliği’nden çıkma kararı alan Birleşik Krallık halklarının (İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya) bu kararının tanınmaması ve değiştirilmesi için bir çok politik çevre adeta çıkış yolu arıyor. 

Eylül ayında yapılacak parti kongresinden sonra görevi bırakacağını söyleyen iktidardaki Muhalefet Partisi lideri, Başbakan David Cameron’un yerinde gözü olanlar manevralara şimdiden başladı. 

Eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson’un en güçlü aday olduğu belirtiliyor. Partiden yapılan açıklamada ise, yeni liderin kongre öncesi ve 2 Eylül tarihinde seçileceği duyuruldu. Buna göre, parti kongreye yeni başbakanla gidecek. 

MALİ SERMAYE TEHDİT EDİYOR

Referandum sonuçlarının açıklanmasından sonra alt üst olan piyasaları rahatlatmak için de, Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı peş peşe açıklamalar yaptı. Bir çok finans kurumu ve banka, AB’den çıkılması durumunda merkezlerini Paris’e taşıyacağını ilan etti. AB’de yanlısı kampanya yapan bir çok sermaye grubu, bu tür tehditlerle, AB’de kalmanın yollarını arıyor. 

DUMANLI HAVADA HEDEF CORBYN 

Geçtiğimiz yıl yapılan genel seçimlerda başarısızlığa uğrayan İşçi Partisi lideri Ed Miliband istifa etmiş ve Eylül ayında parti üyeleri arasında yapılan bir oylama sonucu, sosyalist kimliği ve kemer sıkma politikalarına karşı tutumuyla bilinen Jeremy Corbyn parti lideri seçilmişti. İlk günden itibaren Corbyn’e karşı gizli kapılar ardında kampanya yürüten, İşçi Partisi’nin sağında duran ve “Blairci” olarak bilinen milletvekilleri, yeni bir hamle daha başlattı. 

Üyelerin yüzde 59’unun oyu ile parti lideri olan Corbyn’e karşı olan Blairciler, üyelerin yoğun desteğinden dolayı fazla bir şey yapamıyordu. Ama, İşçi Partisi Parlamento Grubu, referandum sonuçlarının ardından Corbyn’e savaş açtı.

KAMPANYAYI GÖLGE KABİNE YÜRÜTÜYOR

Birleşik Krallık’taki işleyiş gereği, Westminster Parlamentosu’nda Ana Muhalefet Partisi de hükümet partisi gibi bir kabine oluşturur. Bu kabine, “Ben iktidara gelirsem bu bakanlarla yöneteceğim” anlamına geliyor. Tabi ki, parti lideri gerekli görürse bu “Gölge Bakanlar Kurulu”nda değişiklikler yapabilir. İşçi Partisi de, ana muhalefet partisi olarak Jeremy Corbyn liderliğinde bir kabine oluşturmuştu. 
Referandum oylamasından sonra, AB’de kalma kampanyası yürüten Corbyn ve İşçi Partisi için sonucun “başarısız” olmasından dolayı, bir çok çevre Başbakan Cameron gibi Corbyn’in de istifasını istedi. İstifa isteyenler, bu Gölge Bakanlar Kurulu üyeleri oldu. 
Partinin milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu ise, eski başbakanlar Ed Miliband ve Tony Blair döneminden kalan milletvekilleri. Bu nedenle, bir çok milletvekili istifa çağrısına katıldı. Corbyn’in oluşturduğu Gölge Kabine’nin yarısından fazlası istifa etti.

BLAIR, LONDRA’YA KAPAK ATTI

Bu arada yaşamının çoğunu yurtdışında geçiren eski Başbakan Tony Blair, son zamanlarda Londra’da görünüyor. Sürekli Corbyn karşıtı demeçler veren Blair, referandumda çıkan “AB’ye hayır” sonucunun sorumlusu olarak Corbyn’i gösteriyor. AB karşıtı olduğu ve oyunu da “Hayır” olarak kullandığı spekülasyonları da yapılan Corbyn’in, parti içindeki AB yanlılarının çoğunluğundan dolayı, AB’de kalma doğrultusunda kampanya yürütmek zorunda kaldığı öne sürülüyor. Bu yüzden etkili bir kampanyanın sürdürülmediği savunuluyor. 

Gölge Kabinesi’nin çoğunun istifa etmesine rağmen, istifa etmeyeceğini söyleyen Corbyn’in, bu kuşatmaya ne kadar dayanacağı soru işareti. Ana akım medyanın yoğun baskısı da düşünüldüğünde Corbyn’i zorlu günler bekliyor. 

CORBYN’E SAHİP ÇIKANLAR DA VAR

Birçok parti üyesi ise açıklama yaparak, “Biz seçtik, biz karar veririz” dedi ve Corbyn’e yönelik istifa çağrılarına tepki gösterdi. Partililer sosyal medya üzerinden Corbyn’e sahip çıkarken, sokak gösterilerine de başladı. Parlamento önünde toplanan binlerce kişi “Corbyn kalacak” dedi. Bu şekilde yüz binlerce üyenin desteğini alan Jeremy Corbyn, üyelerin taleplerinin de takipçisi olacağını açıkladı. Ayrıca Corbyn’in parti lideri olarak kalması için bir de imza kampanyası başlatıldı.

ŞANTAJ POLİTİKALARI SÜRÜYOR

Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararından sonra, nasıl bir yol izleneceğine dair tartışmalar da sürüyor. İngiltere’den hükümet yetkilileri ve kimi uzmanlar, “acele edilmemesi gerektiğini” ve iki yıl sürecek bir planlama ile AB üyeliğine son verilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

AB üyesi ülkelerin yetkilileri ise, zaten “ayrıcalıklı bir üye” olan Birleşik Krallık’ın, sürekli daha fazla taviz koparma çabasının son bulması için, bir an önce üyeliğine son verilmesini istiyor. Bu tutuma karşı Birleşik Krallık yöneticileri de yeni manevralara başladı.
İskoçya ve Kuzey İrlanda hükümetleri AB’de kalmak için Birleşik Krallık’tan ayrılma referandumları yapacaklarını açıkladılar. AB’li yetkililer de, İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın bu açıklamalarına karşı çıkmadılar. Bu da İngiltere’ye yönelik bir şantaj politikası olarak yorumlanıyor. 

Son olarak İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon, yeni bir açıklama yaparak İskoç halkının çıkarlarının AB’de olduğunu ve bunun için de, Birleşik Krallık’ın AB’de kalması için mücadele edeceğini söyledi.

KUTUPLAŞTIRMA ÇABASI

Bu arada “Brexit” kampanyası yürüten ırkçı çevreler, AB’den ayrılma kampanyasının merkezi gösterilmeye çalışılıyor. AB’den ayrılma yönünde oy kullanan 17.4 milyon kişinin tamamı ırkçı ve faşist değil ve aslında bu karar Birleşik Krallık halkları tarafından alındı. 
İşçi Partisi’nin en güçlü olduğu Kuzey İngiltere bölgelerinde bile “AB’de kalmaya hayır” oyunun daha fazla olmasını, kemer sıkma politikalarına karşı emekçilerin bir tutumu olarak görmek gerekiyor. 
Bir kaç ırkçı açıklama ve gösteri sürekli kullanılıyor ve “AB’den çıkmaya ırkçılar karar verdi” şeklinde yorumlanıyor ya da “Birleşik Krallık’ta ırkçı sağcı politikaların halk tarafından bir karşılığı olduğu” yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu iddiaların Birleşik Krallık’ta bir karşılığı yok. 

UKİP BELİRLEYİCİ DEĞİL 

Özellikle Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKİP) güçlü olduğu bazı bölgelerde bu tür eğilimler olsa da, bunun ülkenin genelinde olduğunu söylemek doğru değil. Örneğin bir işçi kenti olan Sunderland’da, on yıllardır seçimleri İşçi Partisi kazanıyor. İşçi Partisi, AB yanlısı kampanya yürütmesine rağmen bu kentte halkın çoğunluğu çıkmaktan yana oy kullandı. Bunun sebebi ise, kentin kemer sıkma politikalarının yoğun etkisini görmesi ve AB’nin de bu kemer sıkma politikalara destek veriyor olmasıdır. 120 milyar sterlinle bankaları kurtaran hükümet ve AB politikaları, bu bankaların zararlarını halkın cebinden çıkardı.
Sunderland halkının ırkçı olduğunu söylemek mümkün değil. Ama ana akım medya, Muhafazakar Parti ve UKİP, ülkede bir ırk ayırımının olduğunu ve kutuplaşmanın giderek arttığını öne sürüyor. Buna karşı sendikalar ve sosyalist çevreler ise, birlikte mücadele çağrıları yaparak, sıranın Muhafazakar Partiyi iktidardan indirmek ve erken genel seçime gidilmesini sağlamak olduğunu açıkladılar. 
“Derhal erken genel seçim” kampanyası başlatıldı. Bir çok çevreye göre, bugün genel seçim olsa, parti içindeki milletvekillerinin karşı çıkmasına rağmen Jeremy Corbyn seçimi kazanabilir.
 

www.evrensel.net