‘Şiirde kirlenme oranı yükseliyor’

‘Şiirde kirlenme oranı yükseliyor’

İsmail Biçer ile bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu konuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

Hüseyin ASLAN
İstanbul

İsmail Biçer, şiirimizin ve yazın dünyamızın üretken isimlerinden. Şair kimliğinin yanında, deneme ve röportaj yazarlığına dair ustalığı da çok yakından biliniyor. Kendisiyle, kısa bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu konuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

Yeni kitabınız “Sus Alfabesi”ne gelelim istiyorum. Bir önceki şiirleri aşan, bir öncekilerinin üzerine bir şeyler koymuş olarak çıktı okur karşısına. Hatta ‘10. Uluslararası Şiiristanbul Festivali’ kapsamında gerçekleştirilen ‘Sevda Ergin Şiir Yarışması’nda ‘Jüri Özel Ödülü’ne de değer görüldü.  
Her şeyden önce, şiirlerim yaşadıklarımın izdüşümüdür. “Sus Alfabesi” de öyle… Ancak dil, anlatım ve imge boyutuyla, diğerlerinin üzerinde olması gerekiyordu, öyle de oldu. Çünkü yazdıklarınız, hangi yazınsal türde olursa olsun, bir öncekini aşmak, onun ilerisinde olmak zorundadır. “Sus Alfabesi”nde temel şiir kimliğimi koruduğumu da söylemeliyim. Ödüle gelecek olursak: Şiirlerim ve edebiyata dair çalışmalarım, bugüne kadar pek çok ödüle değer görüldü. Ancak kitap olarak almış olduğum, ilk ödül… Bu anlamda, bende ayrı bir duygu hali oluşturduğunu belirtmeliyim.

‘YAZMAK YANMAKMIŞ BÜSBÜTÜN’

Klasik bir soruyla başlayalım istiyorum. Şiir yazmaya nasıl başladınız?
20’li yaşlarımda başladım. Lise yıllarımda oluşan politik duyarlılık, beni zaten birçok şairle, onların şiirleriyle buluşturmuştu. İyi bir şiir okuru olmam, şiir yazmamda (daha doğrusu ilk şiir denemeleri yapmamda) etkili oldu. Bu şiirlerimden birinin, dönemin edebiyat-şiir dergilerinden birinde yayımlanması, beni daha da yüreklendirerek bugünlere taşıdı. 

Sürekli bir tutkuyla, şairi peşinden sürükleyen şiir, bazen de acı çektiriyor şairine. Yani her zaman şairin ve şiirin yolu açık olmuyor... 
Bu sorunuz, bana Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bilmek yanmakmış büsbütün” dizesini anımsattı. Değiştirelim bu dizeyi: “Yazmak yanmakmış büsbütün.” diyelim. Şairin hayatındaki acılar kaçınılmaz. Acı çektiği için yazıyor; duyarlı olduğu için yazıyor. Yazmak onun çıplak bahçesi.

Şiir okuruna oranla, şair enflasyonunun olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda şiirin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu sorunuzu ‘ortada şiirden çok şair var’ şeklinde algılıyorum; yanlış da değil… Her yıl, neredeyse binlere varan şiir kitapları basılıyor. Şiirimize dair umut verecek birkaç kitap ya buluyorsunuz, ya da bulamıyorsunuz. Mükemmel bir şiir olmasa dahi vasat (ortalama) bir şiire bile hasret kalıyor insan. Dünyayı bilmem ama, bu ülkede her geçen gün şiirde kirlenme oranı yükseliyor. Maalesef üzüntü verici, kaygı verici…

Bir de derin ilişkiler var; şiir dünyasında… Kafa kol, ver takke al külah… Ne dersiniz?
Bu ilişkiler sadece şiir dünyasında değil, sanatın her alanında, hatta biraz daha genişletirsek; toplumun tüm katmanlarında var. Kurtulamıyoruz bu durumdan. Bu bizim çirkin/kronik bir hastalığımız. Hele de şiir dünyasında olması, dokunuyor insana.

Sanırım sizin üretken bir şair-yazar olmadığınızı bilmeyen yoktur. Sırada neler var; okurlar hangi kitaplarınızla buluşacak?
Üretkenlik konusunda söyledikleriniz için teşekkür ederim. Üretmeye çalışıyorum diyelim. Toplam 13 şairimizle gerçekleştirmiş olduğum röportaj türündeki kitabım “Şair Sokağı Söyleşileri” çıkmak üzere… Eylül-Ekim dönemimde ise, “Sözün Pusulasında Kişiler-Konular-Yapıtlar” adını verdiğim, deneme-incelme türünde bir çalışmam yayımlanacak.

www.evrensel.net