Bir çocuğun hayali:  Sur sokaklarında futbol oynamak

Bir çocuğun hayali: Sur sokaklarında futbol oynamak

Fırat Turgut, Sur sokaklarında yeniden futbol oynamak isteyen Rahman’ı yazdı.

Fırat TURGUT

Evrensel Diyarbakır bürosundan Serpil (Berk) ve Fırat’la (Topal) habere giderken, belli etmesem de meraklı gözlerle izliyorum ilk defa geldiğim şehri. “Burası Gazi Caddesi” diyor, kendisi de Diyarbakırlı olan Fırat. İki yanında dükkanların bulunduğu Sur’daki Gazi Caddesi’nin, operasyonlardan önce şehrin en işlek yeri olduğunu öğreniyorum daha sonra. Bir zamanlar şehrin en işlek caddesinin sağı solu, şimdi 20’şer metre aralıklarla 5-6 kişilik polis gruplarıyla dolu. Her grubun yanında bir akrep, önlerinde ise yan yana dizilmiş çelikten kalkanlar.

HER SOKAKTA POLİS ENGELİ

Rotamız, Sur’da yıkılan evler... Fırat ara sokaklara sokuyor bizi. En genişi, taş çatlasın 2 metre olan dar sokaklardan meyve satılan arabalar bile zor geçiyor. Karşımızdan gelenleri de hesap edersek üç kişi yan yana yürüyemiyoruz bu sokaklarda.
Fırat’ın öncülüğünde girdiğimiz sokağın sonundan önce sola sonra sağa dönüyoruz. Karşılaştığımız üst üste dizilmiş kum dolu çuvallar bir insanın göğsüne kadar ulaşıyor. “Buradan geçiş yok” diyor Fırat. Geri dönüyoruz, başka bir sokağa giriyoruz. Ancak yine manzara aynı. Birkaç denemeden sonra Fırat, “Geçişleri engellemişler, gidemeyiz” diyor.

SUR’UN ÖTEKİ YANI

Bunun üzerine Sur’un öteki yanına yöneliyoruz, operasyonların-çatışmaların olmadığı, evleri yıkılan insanların göçtükleri yanına... Gazi Caddesi’nin diğer yanına...

Daracık sokaklarda çocuklar koşuşturuyor. Yaşlısından gencine evlerinin önünde oturarak birbirleriyle sohbet ediyor Kürt kadınları. Biz Fırat’la Sur’un yeniden inşasını konuşurken kadınlarla, Serpil arkamızdan sesleniyor: “İşiniz bitince buraya gelin.”

ORUÇLU OLMALARI İKRAMA ENGEL DEĞİL

Serpil’in seslendiği yere gidiyoruz sonra. 1.50 boyundaki kapıdan eğilerek girip bir dehlizden geçerek avluya ulaşıyoruz. Avlunun iki yanındaki evlerde, Sur’un yıkılmış yanından gelen 4 aile kalıyor. Evin yaşlı kadını hemen bir kilim veriyor genç bir kadına. Genç kadın da uzun bir minder koyuyor duvarın dibine serdiği kilime. Biz “Hiç gerek yoktu” derken “Buyurun, oturun” diyor 4-5 kişi peş peşe. “Niyetlisiniz” diye soruyor biri, soru eki kullanmadan, en güzel şekilde... “Değiliz ama hiçbir şeye gerek yok” diyor Serpil. Bu söz ev ahalisi için pek kayda değer olmuyor. Genç bir kadın avludaki mutfağa yöneliyor. Birkaç dakika sonra üzerinde 3 bardak limonatanın bulunduğu bir tepsiyle çıkıyor. Biz “Siz de niyetlisiniz ama” derken, yine 4-5 kişiden “Bir şey olmaz. Niyetli değilseniz içeceksiniz. Sigara da içebilirsiniz” gibi cümleler dökülüyor. Bu cümleleri duyarken niyeyse aklıma, çocukluğumda süt almak için gittiğim mahalle bakkalında karşılaştığım cüppeli sakallı adamın, “Oruç tutmuyor musun” sen diye kızması üzerine “Sana ne lan” dediğim ve koşarak kaçtığım an geliyor.

‘PİJAMALARIMIZLA ÇIKTIK’

Rahman’la bu evde tanışıyoruz. Sarışın, mavi gözlü, ortaokul çağlarında bir çocuk. 7 ay olmuş Sur’un öteki yanından buraya taşınalı. “Sokağa çıkma yasağının 47. gününe kadar evdeydik” diyor Rahman. İlk birkaç gün korkmuş. Birkaç günden sonra ise normal gelmiş çatışma sesleri. Yasağın 47. gününün sabahı, polislerin evlerinin bulunduğu sokağa geldiğini anlatıyor: “Anons yaptılar. Aranızda bir sürü Hıristiyan, Yahudi var. Işığa çıkacak. Polis dedi bir kerede mayınları patlatıyoruz. Evlerinizi tahliye edin. Biz de direkt çıktık. Eşya almadan, terliklerimizle pijamalarımızla çıktık.”

Evrensel’deki haberde de yazdı arkadaşlarımız, “Mesele sadece ev meselesi değil” diye. Durum gerçekten de böyle. “Evini özledin mi” diye soruyoruz Rahman’a. “He abe” diyor. “Niye” diye sorunca “Arkadaşlarım” diyor: “Sabah kalkıp her gün kendimize top oynuyorduk. Saklambaç oynuyorduk.”

RAHMAN’IN TEK İSTEDİĞİ FUTBOL OYNAMAK

Rahman şimdi bunları yapamıyor. “Buraya yeni geldiğim için kimseyi tanımıyorum” diyor. Top koşturduğu, saklambaç oynadığı arkadaşlarının hiçbirinden haberi yok şu an. Zamanını evde oturarak geçiriyor. Zorunlu olmadıkça dışarı çıkmıyor. En çok istediği şey ise arkadaşlarıyla bir araya gelip çok sevdiği futbolu tekrar oynamak. “Forvet oynuyorum. Bir maçta 3 gol falan atıyorum. Genelde biz yeniyorduk. Benim olduğum takım yeniyordu” diyor. Biz bıyık altından gülerek, “Yalan söylemiyorsun değil mi?” diye sorunca da o da gülerek yanıt veriyor: “Yok abe.”

“Ya büyüyünce ne olacaksın” diye sorunca “Doktor” diyor hiç düşünmeden. Sebebini de “İnsanların hayatlarını kurtarmak için” diye açıklıyor...

LAVABOYA SÜRÜNEREK GİDİYORDUM

Mercan da Rahman’ın kardeşi. “Çatışmalar olduğunda çok korktum. Lavaboya giderken yerde sürünüp gidiyordum. Oyun oynayamıyordum. Dışarı çıkamıyordum” diyor. O da ağabeyi gibi burada sıkıldığını söylüyor. Ve o da ağabeyi gibi insanları iyileştirmek için hemşire olmak istediğini söylüyor.

Rahman’la sohbetimizi bitirdiğimizde ev ahalisine “Görüşmek üzere” deyip çıkmaya yeltenirken, elinde limonata dolu bardakların bulunduğu tepsiyle önümüzü kesiyor genç kadın, “Sıcakta dolaşıyorsunuz. Birer bardak daha için” diyerek... Teşekkür edip içtikten sonra çıkıyoruz, bir sene içerisinde sadece 2 ay okul yüzü gören Rahman’ın doktor olmasını ve tekrar futbol oynayıp her maçta 3 gol atmasını umut ederek...

www.evrensel.net
ETİKETLER Fırat TurgutSur