Gezi, Cihangir, Şebnem vs.

Gezi, Cihangir, Şebnem vs.

Geçtiğimiz hafta yaşanan onca şeyin üzerine bir de Erdoğan Gezi'ye Topçu Kışlası yapacaklarını söyledi... Bütün feveran neden? Nuray Sancar yazdı.

Nuray SANCAR

Geçen yıl TOFAŞ ve Renault grevine destek ziyaretinde bulunan bir grup akademisyeni karşılayan işçilerden biri “Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Geziciler filan gelebilir diye korkuyoruz. Onun için fabrikanın içine girmeseniz iyi olur” diyordu. İşçiler ‘ekmek kavgası’ ile Gezi direnişi arasına görünmez bir bariyer örseler de Renault’nun bahçesini Gezi Parkı’nda olduğu gibi düzenlemişler; dayanışmanın ritüellerini de oradan kopyalamışlardı. Gezi’nin ruhu, iktidar partisine oy veren işçiler arasında bile dolanmaktaydı. Aynı ruh 7 Haziran seçimlerinde de bir kez daha zuhur etti; sonra birçok direnişte, eylemde göründü. Kendiliğinden ortaya çıkan her birliktelikte tabelasız, binasız “Gezi Partisi” ‘harekete geç!’ çağrısı yapan sûr’unu üflüyordu. Barış bildirisini imzaladığı için tutuklanan akademisyenlerden Muzafer Kaya da bir keresinde, kendilerine verilen desteği Gezi Direnişi’yle ilişkilendirmişti.
Üç yıl önce polis zoruyla biten direnişin, bunun bir parçası olan veya olmayan kesimlerdeki etkisi sanıldığından fazladır. Ama bir yandan Gezi Direnişine hazırlıksız yakalanan, diğer yandan da 7 Haziran seçimlerinden az önce, önüne gelen seçim anketlerinin sonuçları karşısında afalladığı için iki ay süren izinsiz metal grevini zorla sonlandıramayan Hükümetin uykularını kaçırdığı da malumdur. Erdoğan bunu hiç de saklamaya çalışmamış; tersine her fırsatta direnişi aşağılayarak gündemde tutmuştur. İktidarın hâlâ bir tehdit olarak gördüğü Gezi direnişi potansiyeliyle uygun şartlarda bir rövanş için bir dizi hazırlığın yapıldığı da sır değildir.

KÜRT KENTLERİ BOMBALANDI, EMASYA HORTLATILDI

Geçen hafta Erdoğan’ın “O tarihi eseri oraya yapacağız” içerikli kışkırtıcı konuşmasına gelinceye kadar ülke kötü bir kış geçirdi: Kürt kentleri bombalandı, EMASYA hortlatıldı, güvenlik güçleri ve askere neredeyse sınırsız yetkiler tanındı, Protokole Ergenekon-Mafya-Özel Harekat gibi suç örgütlerinin simge isimlerinin yerleştirilmesinden kaçınılmadı. Bu bakımdan Topçu Kışlası yapma imasıyla yapılan kışkırtıcı konuşmanın, meydanın mealen kuşatılıp yine mealen üstüne ağır silahların gölgesi düşürüldükten sonra yapıldığı söylenebilir.  
Metal grevinde dolanan, Artvin’de altın arayan şirketle dövüşürken “devlet benim, halk benim” diye kafa tutan Rabia Ananın sesinde çınlayan ruh, birkaç canlı bombaya, tonlarca biber gazına rağmen öldürülemeyen, siyasi iktidarın ürktüğü bir potansiyelin varlığına, ama bununla hesaplaşma isteğine de işaret eder. Bu kez,  Topbaş’ın ağlamaklı yüzüne karşı Erdoğan, “korkmayacağız” diye buyurmuştur.

***
Erdoğan’ın konuşmasını yaptığı geçen hafta Cihangir’deki bir kafenin gericiler tarafından basılması bir ilk keşif muharebesinin başladığını ister istemez düşündürdü. Mine Söğüt’ün Cumhuriyet’te “Başka mahallelerin sokaklarındaki hayata pek benzemeyen farklı bir hayat... Bu mahallede sokak çalgıcıları gitar çalar; kızlar şarkı söyleyip dans eder. Bazen sevişme sesleri gelir evlerden; bazen piyano sesleri yükselir” diyerek tasvir ettiği Cihangir, AKP’nin, yoksul seçmenlerine Cumhuriyet tarihi boyunca ezilmelerinin nedeni olarak gösterdiği Kemalist-Batılı modernleşme kalıplarının, “uç noktada” hayata geçtiği ve altı çizildikçe göze batan semtlerden biridir. Bu, gitarlı, şarkılı, sevişmeli farklı hayat; kadınların, egemenlik kurulabildiği yerlerde cariyeleştirildiği, şiddete maruz kaldığı; Numan Kurtulmuş’un tabiriyle “IŞİD kafası” tarafından hedef alındı. Böylece Cihangir’in ima ettiği bir tema etrafında kışkırtılan öz savunma refleksi, Gezi Direnişi ruhunu, ayrıksı, elit, “entel” bir semtin sınırlarına sıkıştırarak değersizleştirecek bir motivasyon taşıyordu. Cihangir’e önceden yüklenmiş bütün şeytanileştirici kavramlar Gezi benzeri ya da onu anımsatan her eyleme optik bir kaydırmayla iliştirilebilecekti.
 ‘Türkleştirilmiş bir İstanbul’ teriminin kullanıldığı aynı konuşmadan bir süre sonra her biri uluslararası platformlarda tanınan üç aydının; Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu’nun tutuklanması ile Cihangir baskını arasındaki bağıntı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu tutuklamalar her bakımdan “Başka mahallelerin sokaklarındaki hayata pek benzemeyen” hayatın savunusuna sıkışma tehlikesi taşıyan Gezi Direnişi potansiyelinin üzerine, Kürt siyasetine iliştirilmiş terör etiketini yapıştırabilmek için bir alan açma kaygısı da taşıyordu.  
Aynı anda bir şey daha oldu: Çocuk istismarına sahne olan Ensar Vakfı rezaleti ile tedirginleşmiş ortalama AKP seçmeninin gündemi LGBTİ’lerin Cihangir’de dövülmesi sayesinde toparlandı. Böylece uçlaştırılmış seçenekler arasından bir ahlaki bir tercih kapanına sokulan seçmenin, bir kez daha AKP ortalamasına çekilebileceği zemin yaratılmıştı: IŞİD kafasından Türkleşmiş İstanbul’a, Cihangir’den Ensar Vakfı rezaletinin halının altına süpürüldüğü AKP mahallesine…
***
İkinci bir Gezi kışkırtması sadece siyasi iktidarın kendisini güçlü hissettiği bir dönemde yapılmamıştır. Gezi potansiyelinin sindirilmesi için üç yıldır uygulanan şiddetin sonucu olarak ortaya çıkan dağınıklığın ve “Geziciler”in yapısal/düşünsel zayıflığın bu kışkırtmanın zamanlamasında etkili olmadığı söylenemez. Gezi Direnişi’nden kalan, her şeye rağmen yaşayan moral ise direnişin yıldönümünde olası bir imkana “hazırız” diye yanıt verdi. Oysa Gezi ortaya çıkmak için kendi mümkün anını seçmişti; kimse çağrı yapmamış, kimse kışkırtmamıştı. Fakat üç yıl önce olanak olan bugün artık bir zayıflıktır.
Metal işçilerinin “Gezicilere” karşı koyduğu mesafe, ‘ekmek kavgası’yla demokrasi mücadelesi arasında anlamlı rabıtalar kuramayan direnişçi kesimlerin çoğunda da sürdüğü sürece bu zayıflığın devam edeceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Grevin rövanşını işçileri alınıp satılır bir mal haline getiren kölelik yasasını çıkararak, kıdem tazminatı ve emeklilik gibi kazanılmış hakları tarihe gömerek almaya çalışan Hükümet, siyasi hassasiyetler ile iktisadi kaygılar arasındaki tarihsel bariyerden fazlasıyla yararlanmış; vaktiyle kendi seçmenleri arasına da bir kama gibi saplanan Gezi etkisini söküp atmaya çalışırken grev sırasında zımnen berkitilmiş bariyeri, ahlaki bir sıvayla yeniden inşa etmeye girişmiştir.
İşte bu operasyon hâlâ sürüyor. Kolay kolay da bitmeyecek.

MANEVRA YETENEĞİ-ÖRGÜTLENEBİLMİŞ BİR HAREKET

Metal Direnişi’ndeki deneyim Gezi’ye içsel bir deneyim olarak elde tutulmadığı, Gezi potansiyelinin Cihangir üzerinden marjinalleşmesine kolaylık sağlandığı sürece, iktidarın Gezi’yi ancak ahlaki saflaşmayı yeniden üretebileceği bir posaya, direniş ruhunu da bir cesede çevirmesi mümkün olabilecektir.
Ancak iktidarın siyaset tarzına endekslenmeyen bir manevra yeteneği ve örgütlenebilmiş bir hareket, mevcut potansiyeli geçmişteki haliyle kaldığı sürece başaramayacağı bir kuvvete dönüştürebilir.
Bunu en iyi direnişin (büyük harfle) Kültürünü, Ahlakını, Siyasetini Cihangir’e hapsetmeye çalışan, semtin Meydan’a açılan çıkışlarında muhtemel ikinci bir Gezi’yi ezmeye hazırlanan hükümet anlamıştır. Parça parça süren direniş-destek-protesto-grevlerde meşru sesini arayan halk-hak mücadelesi AKP’de konsolide edilmesi güçleşen seçmenin de gönlünü çelmeye adaydır çünkü.
Bütün feveran bundan.   

www.evrensel.net
ETİKETLER Nuray Sancar