Futbolun tek yetkilisi, tek adamı ve sosyal anomali üzerine

Futbolun tek yetkilisi, tek adamı ve sosyal anomali üzerine

Hem tek seçici, tek bilen, tek otorite olup hem de olumsuz sonuçlardan kendini soyutlamaya çalışmak sosyal-psikolojik rahatsızlık göstergesidir.

İsmail TOPKAYA*

Avrupa kupası elemelerini hatırlayınız. Olmaz denilenler oldu Türkiye’nin dışındaki maçların Türkiye’ye avantaj sağlayarak sonuçlanması nedeni ile Avrupa kupalarına katılmıştı Türkiye;

Elemelerdeki bir yenilginin ardından  “Ne yapayım oyuncu yetişmiyor” demişti Fatih Terim... Ama işler tesadüf ve şans denilen bir takım gelişmeler ile yoluna girince,  “Bu altın jenerasyon olabilir” demişti yine aynı kişi....
Avrupa şampiyonası öncesinde, “Daha önce yarı final oynadık. Başarı finaldir” ve ‘Biz bitti demeden bitmez” lafları her yerde ve her ortamda adeta slogan oldu...

Ve son durum itibariyle; “Bu takımın kapasitesi bu kadar, ne kadar doldursanız da bardağın taşıyabileceği belli. Bu rakiplere kaybetmeye şaşırmamak lazım. Arada çok fark var” söylemleri başladı. Ve Avrupa kupası birinci tur son maçındaki Çek Cumhuriyeti galibiyeti sonrasında, “Bize saldıranlar şimdi utanıyor mu” gibisinden ironik dokundurmaya başlamalar.
Kısaca argo deyimleriyle; Dön baba dönelim, çevir kazı yanmasın, böyle başa böyle tarak misali…

SOSYAL-PSİKOLOJİK RAHATSIZLIK

Hem tek seçici, tek bilen, tek otorite konumunda olup hem de olumsuz sonuçlardan kendini soyutlamaya çalışmak, dahası kendinde hiçbir yanlış ya da eksik bulmamak, daha da kötüsü başarısızlıklarda başkalarına bedel ödetmeye çabalamak kelimenin tam manasıyla sosyal- psikolojik rahatsızlık göstergeleridir. Her koşulda kendisini mağdur ve kendisi dışındakileri ve kendisi dışındaki nedenleri gerekçelendirerek olumsuzluklara neden aramak ve sorumlu olmaktan uzak durmaya çalışmak normal bir davranış biçimi değildir. Bunun defalarca tekrar etmesi ise bu sosyal problemin ciddi psikososyal kişilik bozukluğunu işaret eden boyutları vardır. Agresif tavırlar, rencide etmeler, alay etmeler, ani öfkelenmeler ve sürekli pohpohlanmayı bekleyen kişilik yapısı sadece cehalet ile açıklanabilecek şeyler değildir.
Ne yazık ki; Türkiye toplumunda söz konusu bu durum oldukça yaygın toplumsal bir hastalığa dönüşmüş durumdadır. Ülke yöneticileri, siyaset alanı, eğitim alanı ve özellikle spor alanı ve toplumu bu sorunun çok yaşandığı alanlardır.
“Başarılar benim, başarısızlıklar sizin” anlayışı ve savunması bir kişilik gelişim problemi olduğu kadar toplumsal bulaşıcılığı nedeniyle aynı zamanda toplumsal bir problemdir.
Bu yapı Türkiye’de giderek artan yetişme ve var olmaya ilişkin oluşturmaya çalıştığımız sözüm ona “sosyal beceri” kazanım yaşantılarımızla ilgilidir. Toplumsal eğitim formasyonumuzu oluşturan bir nevi geri kalmışlık sendromu olarak da izah edilebilecek yaşam biçimimiz olmaya başlamıştır. Tekrar söylemek gerekirse bu öncelikle bir kişilik problemidir ve eğer bu durum toplumsal bir yayılma göstermişse bu toplumsal histeri halini alır.

KAÇIŞ VE SUÇLAMA

Trafik kurallarına uymadığı halde uyarana el kol işarete yaparak haklı olana karşı olumsuz davranmanın da, ekonomideki bozukluğun nedenlerini asgari ücretlinin ve orta sınıfın varlığına bağlamanın da, spordaki başarısızlığı kendisi dışında ilgili ilgisiz herkese mal etmeye çalışmanın da nedeninin işte bu toplumsal histeri dediğimiz durum ile ilgisi vardır.
“Başarılar benim, başarısızlıklar senin” algısı ve ahlakı tam anlamıyla bir bozukluktur... Başarının paylaşılmaması, başarısızlığın sorumluluğundan kaçış ve suçlama...
Toplumbilim karşılığında bunun adı “sosyal anomali” dir. Yani sosyal bozukluk ya da sosyal sapma...

* Antrenör ve ÇOMÜ Eğitim Fak. İlköğretim Böl. Öğretim Üyesi

www.evrensel.net