Fransız işçileri yalnız bırakılmamalı

Fransız işçileri yalnız bırakılmamalı

CGT’nin davetlisi olarak Paris’e giden ve 14 Haziran yürüyüşüne katılan Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, izlenimlerini yazdı.

Seyit ASLAN*

Aylardır sermayenin ve hükümetin saldırılarına karşı mücadele eden, dayatılan yeni iş yasasının iptalini isteyen Fransız işçiler ve emekçiler, 14 Haziranda bir kez daha Paris sokaklarını doldurarak yasanın tamamen geri çekilmesini talep etti. Başta CGT olmak üzere birçok sendikanın çağrısıyla alanlara çıkan yüz binler, saldırı yasasına geçit vermeyeceklerini, daha ileri grevler ve eylemler örgütleyeceklerini ilan ederek kararlılıklarını ortaya koydu. Yürüyüşe yediden yetmişe her kesim talepleriyle katıldı. Liseliler, üniversite öğrencileri, kadınlar ve genç işçiler, taleplerini sloganlarla, pankartlarla ifade ederek, tüm yürüyüş boyunca kortejlerde yerlerini aldılar.

ANA KİTLEYİ İŞÇİLER OLUŞTURDU

Esas kitleyi hiç tartışmasız işçiler oluşturdu. Başta liman işçileri olmak üzere her iş kolundan işçiler, coşkulu ve öfkeliydi; sermayeye ve hükümete karşı attıkları sloganlarla yasayı protesto ederken, yasa geri alınmaz ise daha büyük gösterilere ve grevlere hazır olduklarını gösterdiler.

Yürüyüşe katılan sendikalar ve sendikaların üyeleri -liman işçileri dışında- birbirine karışmış, ayrı sendikaların bayrakları ortak kortejlerde dalgalanır şekilde yürüdüler. Bu pek alışık olunan bir durum değil. Ama genel olarak işçilerin sendika ayrımı yapmadan birlikte yürümeleri yeni birliklere işaret ediyor. Liman işçileri güvenlik nedeniyle aralarına kimsenin girmesine izin vermedi ve hepsi önlükleriyle yürüdü.

Anarşist gruplar ise her yerde aynı; yol boyunca her yeri kırıp dökerek ilerlemeleri mitinge katılan herkes tarafından eleştirildi ancak eleştiriler yanıt bulmadı. Bu kırıp dökme tutumu, işçi ve emekçilerin işine yaramadığı gibi karşı propagandaya da malzeme sağladı; gazete sayfalarına ve TV ekranlarına sanki yürüyüşe katılan 1 milyonun üzerindeki kitle gittiği her yeri kırıp dökmüş gibi yansıtıldı. “İşçi ve emekçiler şiddet kullandı” denildi. Bizim de yakından tanıdığımız bir tutum.

PATRONLARIN BİNASINA POLİS KORUMASI

Fransız medyasını, bizdeki gibi ‘yandaşlık ve havuz medyası’ olarak adlandıramasak da sermayeyi ve hükümeti koruma tavrı çok net olarak kendisini gösteriyor. Yürüyüş güzergâhı üzerinde bulunan medya patronlarının sendikasının çok sıkı korunması boşuna değil. Oraya doğru her yönelmede polis gaz atarak, şiddet kullanarak kitleye saldırdı. Polisin açıklamalarına göre yürüyüşe katılan kitle sadece seksen bin kişi! Tam bir psikolojik savaş! Medya yürüyüşü ya görmüyor, ya da anarşist gurupları vererek süreci sermayeden yana yansıtıyor. Gözümüzle görmesek, içinde olmasak inandırabilirler.

Oysa yürüyüşün ne başı ne sonu görünüyordu; cadde en az 60-70 metre genişliğindeydi ve kilometrelerce uzunluğunda kortej vardı. İğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık. Ana caddeye çıkan bütün sokakları ise polis tutmuş. Onlarca yerde gaz bombalarıyla saldırmasına rağmen herkes çok sakin; panik yapan ve kaçışan yok. Gaz kesilince kitle yeniden kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Tıp öğrencileri örgütlü, hemen müdahale ediyor; yaraları sarıyor, gazdan etkilenenleri tedavi ediyorlar.

SENDİKALARA ‘IŞİD’ BENZETMESİ!

CGT (Genel İş Konfederasyonu) açıklamasına göre 14 Haziranda 1 milyon 300 bin işçi ve emekçi yürüdü; ama talepleri burjuva medyasına yer almadı. CGT ve mücadeleci sendikalar IŞİD ile aynı kefeye kondu ve terör eylemleri ile eşitlendi! Çok ucuz bir politika. Türkiye’de işçi ve emekçiler sokağa indiğinde ‘bunların derdi, hak aramak değil, başka’ diyenleri duyar gibiyim. İstiyorlar ki onlar bir tokat attığında, sen diğer yanağını uzatasın. Fransa işçi sınıfı ve emekçiler öyle yapmadı. Onlar Fransız sermayesinin ve hükümetinin başına işçi sınıfının demir yumruğunu indirdi. Ancak henüz son darbeyi vurmuş değiller. Fransa işçi ve emekçilerinin büyük bölümü bu saldırılara karşı birleşmiş, fakat sermayenin değirmenine su taşıyanlar da yok değil.

SINIFA İHANET EDEN SENDİKALAR DA VAR

Dört aydır her gün sokakta olan, günlerce ve haftalarca greve giden sendikaların dışında, bizdeki gibi ihanet içinde olan CFDT (Fransa Demokratik İşçi Konfederasyonu) sendikası var. Her ülkede bunlardan bir-iki tane bulunuyor. Görevleri mücadele içinde olan işçi ve emekçileri bölmek, patronların hükümetine hizmet etmek.
Ama bu iş Fransa’da tam sökmüyor, kısmen grev kırıcılığı yapsalar da burada işçi ve emekçiler saflarını belli etmiş durumdalar. Dört aydır kesintisiz süren mücadele artık yeni bir eşiğe gelmiş. Hükümet yasanın değil, kendisinin kalıp kalmayacağının belli olmadığı bir noktada. Bu nedenle yasa üzerinde oynamalar yaparak, kısmen kırıntı denecek düzeyde yasadan bazı maddeleri çıkararak işçi ve emekçileri bölme girişimlerini sürdürüyor.
‘Kazanılmış haklar kalacak’ diyerek öfkeyi dindirmeye çalışıyor. Ama şurası bir gerçek, bu yasa geri çekilmez ve tümden geçerse, uzun sürecek bir moral bozukluğu yaşanacak, sendikaların örgütlülüğü azalacak. Yok, yasayı geri almak zorunda kalırlarsa, tüm bölgeyi etkileyecek bir güç olarak çıkılması kaçınılmaz olacak.

MÜCADELE KAZANIRSA AVRUPA’YA YAYILIR

Bu nedenle Fransız işçi ve emekçileri şunu çok iyi biliyor: Bu yasa geçerse, tüm AB ülkeleri için yeni bir süreç olacak. Yani Fransa işçi ve emekçileri sadece kendilerinin hak ve çıkarlarının korumak değil, bir bütün AB işçi sınıfı için mücadele ediyorlar. CGT Genel Sekreteri Philippe Martinez katıldığı konferansta buna vurgu yaptı, “Tüm AB ülkelerinin işçi ve emekçileri olarak çıkış yapmak zorundayız. Biz biliyoruz ki bu saldırı yasası AB onayıyla hükümetin önüne konmuş bir saldırı yasasıdır. Bunun için tüm AB çapında dayanışmaya ve birlikte mücadele etmeye ihtiyaç var. Sadece Fransa sermayesine karşı mücadele etmiyoruz. Bütün dünyanın işçileri, sermayenin saldırılarına karşı birleşir ve ortak mücadele ederse, kazanmak mümkün olacaktır” dedi.
Grev ve eylemlerin uzaması, sürece yayılması hükümetin işine geliyor. İşçi ve emekçileri yorarak, bıktırarak hareketin sönmesini istiyorlar. Aylardır grevde olan işçiler ücret alamadığı için çeşitli dayanışmalarla sorun çözülmeye çalışıyor. Fransa işçi ve emekçileri bu mücadelede yalnız kalmamalı. En küçük bir dayanışma bile büyük kazanımları getirebilir.  

*DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı

www.evrensel.net