19 Haziran 2016 08:41

Lise

Bildiriyle tepkisini ortaya koyan okullardan birisi de mezun olduğum Bornova Anadolu Lisesi. 20 sene önce benzeri baskılara biz de maruz kalmıştık.

Lise

Paylaş

Erdem AKSAKAL

İstanbul Lisesi’nde öğrenciler, mezuniyet töreni sırasında müdür konuşurken sırtlarını döndü. Bir anda önce büyük şehirlerdeki köklü liselere yayıldı tepki, sonra da tüm Türkiye’den liseli bildirileri patladı. Eğitimdeki keyfilikten, otoriteden, kadrolaşmadan şikayetler yükseldi. Ülke sustu, henüz yasal söz söyleme yaşına bile erişmemiş gençlere kulak kesildi.
Okul, bir çocuğun aile dışında ait olduğu ilk topluluk, müdür ise aileden olmayan ilk otoritedir. Korkularla dolu hayatımızın ilk korku ögelerindendir müdür. Saç boyuna, ayakkabı rengine, okuduğun kitaba dair söz söyleme hakkı olandır. Öyle yetkilendirilmiştir. Müdür devlettir. Haftada en az iki gün mikrofonu alıp kitlelere seslenendir. Kanun koyucudur, uygulayıcıdır. Hatiptir. Okuldaki yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bünyesinde toplayan mini bir başkanlık sisteminin hükümdarıdır.
31 Temmuz 2009 tarihinde yayınlanıp, 22 Nisan 2010 günü değişikliğe uğrayan; okul müdürünün de görev ve sorumluluklarını tayin eden resmi bir yönetmelik var:
Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği
Müdürün yetkilerini 76. Maddenin 3. Bendinde okumak mümkün. Müdürün yetkileri listesi (a) harfiyle listelenmeye başlanıyor; (ğ) de dâhil olmak üzere alfabenin tüm harfleri kullanılarak dizilen 29 madde (z) harfinde bitiyor. Müdürün A’dan Z’ye gücünü ortaya koyan, kusursuz bir liste. Listenin sonundaki, z maddesi şu şekilde:
z) Görev tanımındaki diğer görevleri de yapar.

ÖĞRENCİYKEN KONUŞMAK NE MÜMKÜN

Müdürün yetkileri karşısında alfabe adeta yetersiz kalıyor. Harf bitiyor. Kalan binlerce görevi, milyonlarca yetkiyi “diğer görevler” çuvalına doldurmak zorunda kalıyoruz. Keşke 29 harfli Türk alfabesi değil de on binlerce harfli Çin alfabesini kullansak da, müdür yetkilerini doya doya doya okusak diye hayıflanıyor insan. Okulunun her köşesine, alfabenin her harfine damgasını vurmayan müdür, müdür müdür?
Öğrenciler de tam buna karşı çıkıyor aslında. Diyorlar ki; müdürler ve okul yönetimleri keyfi uygulamaları hayata geçiriyor. Politik ve yanlı davranıyor. Öğrencilerin özgürlüğünün yanında değil karşısında duruyor. Liseler içinde özgürlük olmadığı o kadar ortada ki, bu söylemi ancak mezun olma seviyesine gelip müdürün etki alanından çıkacak son sınıf öğrencileri dile getirebiliyor ancak. Öğrenciyken konuşmak ne mümkün?
İstanbul Lisesi’nde başlayan ateş yayılıyor. Bir yandan polisiye tedbirler, bir yandan da manipülasyon geliyor öğrenci tepkilerine karşı “Düğmeye basıldı. Liseli öğrenciler bu metinleri nasıl yazabilir? Hepsi aynı kalemden çıkma. Liselileri kullanıyorlar. Dış mihrak. Sabotaj. Darbe.”
Kurumların başına tek tip idareciler koymak, beyinleri ele geçirmeye yetmiyor. Hele durun. Onlarca liseden, milyonların alkışladığı metinler çıkması hepsinin aynı kalemden çıktığını değil, olsa olsa her yerde aynı bağnazlığın dayatıldığını gösterir.
Lise kimya dersinde öğretirler. (Gerçi ülkeyi saran İmam Hatip Liseleri’nde zorunlu kimya dersi lise boyunca toplam 4 saate indirilmiş, konu gazlara geliyor mu emin değilim.) 17. Yüzyılda İngiliz Boyle ve Fransız Mariotte, birbirinden habersiz biçimde gazlarla ilgili aynı kimya yasasını bulmuşlar. Boyle-Mariotte kanunu olarak adlandırılıyor. Birbirinden habersiz iki bilim insanının aynı anda aynı buluşu yapabildiği bir dünyada, aynı baskıya maruz kalan gençlerin benzer tepkileri vermesini mi algılayamadınız? Benzer koşullar benzer sonuçları doğuruyor işte.

‘OKULUMUZU VE ARKADAŞLARIMIZI ÇOK SEVİYORUZ’

Bir bildiriyle tepkisini ortaya koyan okullardan birisi de mezun olduğum Bornova Anadolu Lisesi. 20 sene önce benzeri gerici kadrolaşmaya ve baskılara biz de maruz kalmıştık. Okuduğumuz kitaplara, dergilere karışırdı idareciler. Okul bahçesinde kızlarla erkeklerin bir arada durmasından rahatsız olurlar, keyfi disiplin cezaları verirlerdi. Öğrencilerden yana tavır alan öğretmenler yersiz gerekçelerle sürülürdü. Bir Cuma günü töreninde, doğallığında alkışlı bir protesto gerçekleşmişti. Bir anda. İçimizdeki tepki alkışla ortaya çıkmıştı. Bugünkü liseli metinlerini andıran bildiriler dağıtılmıştı okulda. Benzer baskılara, o kadar benzer doğal tepkiler gelişmişti. Biz de mezuniyet töreninde diplomalarımızı alırken “Okulumuzu ve arkadaşlarımızı çok seviyoruz” diye bir pankart açmıştık. Sevgi, bizi biz yapan okul bahçesine, eğitime, arkadaşlara duyduğumuz bağlılığın dışavurumuydu. Sahip çıkmaktı. O kadar anlıyorum ki bugünkü tepkileri.
Bugün de aynısını yapıyor liseliler. Değerlerine, özgürlüklerine sahip çıkıyor. Çocuklar ve gençler yalan söylemezler. Biat kültürüyle yetişmedilerse, içlerindekini en cesur biçimde ifade ederler. “Liseliler bu metinleri nasıl yazarlar? Kesin bir komplo” diye düşünenler, hayatlarında hiç özgürlük ne demek, gençlik bilmemiş olsa gerek. Liseliler özgürlük manifestosu yazamaz demek gençliğe bir hakarettir.  80’lerde liseli Erdal Eren’den korkarak idama, 90’larda lise öğrencisi Manisalı Gençler’den korkarak işkenceye gönderen iktidarlar, bugün de aynı korkuyu duyuyor liselilere karşı. Liseliler baskıya karşı içindekini söylüyor, özgürce. Baskıyla daraltılan alanlarına karşı direnç gösteriyorlar, hepsi bu.  
Son söz. Merak edenler için Boyle-Mariotte kanunu şöyle der: Gaz haldeki maddeleri daha küçük bir hacme sıkıştırmaya çalışırsanız, gazın içinde biriken basınç artar.

ÖNCEKİ HABER

Gençler e şıkkı; Hiçbiri!

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aybet: Gazetecilikten mahkum olan yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa