Gençler e şıkkı; Hiçbiri!

Gençler e şıkkı; Hiçbiri!

Bu bataklığın içinde, liselilerin bildirileri, “ben de” “ben de” demenin çok çok ötesindedir tabi, ama ilk başlangıçtır da!

Müge TUZCUOĞLU

Yılmaz Güney’in, “Ben liseyi, lise de beni bitirdi” cümlesi, liselilerin durumunu özetler kanımca. Bu cümleyi, bir öyküsünün bir kenarcığında geçiriyor, ancak lisede okunan bir beyin için, hala hafızada gizli saklı durmakta işte!
Vücutta deli gibi akan kan… Zihinde dolaşıp duran, varoluşa dair binlerce soru… En iyi ihtimalle yaşıtları ile anlaşılabilir bir yürek… Dünya kadar yapmak isteyip de yapılamayanlar… Her sorunun karşısına dimdik duvar gibi “hayır” cevapları… Olmak isteyip de olunamayanlar… Bir ufak dokunuşun, o dünyanın tüm belirleyeni olması… Bir ufak dokunuş ile dünyanın değiştirilebileceğine olan haklı inanç…
Uzayıp giden, çelişkiler, çaresizlikler, heyecanlar, ilk’ler, istekler,
Yetişkinlerin çok uzağında kalıyor bu duygular. Yetişkin dünyasının çoktan unuttuğu şeyler. En çok akılda kalan iyi-kötü anılar.
Ve tabi, bu ruh ve beden halinin çabucak geçip de, yetişkin dünyasına “hayırlı” veya “onurlu” geçecek “insan”, “vatandaş”, “mümin” tipi yaratma çabaları...
En iyi ihtimalle, okul sıralarında doğrudan tanışır çocuk devlet ile. (Bundan önce, daha çocukken, doğarken konuşacağı dil, inanacağı din ile tanışan çocuklar için seyir daha farklıdır) Bu tanışma, çok acımasızdır ve baskıcıdır. Nizami diziliş, baştan aykırıdır gencin ruhuna. Hizaya sokulur. Her şey sıra olur, sırayla olur. (Cezaevlerinde de böyledir)
Eğitim öğretim alanında, son yıllarda, bu hizaya sokulmanın, dini saiklerle gericileştirilmesine ve özellikle ticarileştirilmesine dair örnekler artmakta. İslami derslerin, matematik derslerinden fazla olması, öğrencilerle iletişimi de iyi olan yetkin öğretmenlerin ya sürgünle ya yetkisizleştirilerek bastırılmaya çalışılması, özellikle dini vakıfların okullarda cirit atmaya başlaması, öğrenci etkinliklerinin iptali ufak adımlar gibi görünse de, 15 yıldır adım adım uygulanarak, okullarda nefes aldırmayacak boyutlara ulaşmış vaziyette.
İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin mezuniyet törenindeki protestosunun ardından, çeşitli şehirlerden onlarca lise, bildiri yayınlayarak, başta eğitim sistemi olmak üzere, çocuk ölümleri ve kadına yönelik şiddeti de içeren konularda tavırlarını ortaya koydular.
“Ben de” demek, büyük bir çıkıştır. Lise çağlarında, giyindiğimiz farklılıklar, takıştırdığımız fazlalıklar, takındığımız tüm tavırlar, bu “ben de” kaygısının içini doldurur ve büyük bir hazdır. Ne kadar hiza dolu olursa olsun, o etekler, kontrolden sonra kısaltılır, gömlekler dışarı çıkartılır, saçlar açılır, jölelenir, “yasak” kitaplar-sohbetler çıkartılır. Tüm sıralara inat başarır genç beyinler bunu. Kendini var etmenin de yollarındandır. “Oradan değil, buradan gideceğim” inadıdır.
Bu bataklığın içinde, liselilerin bildirileri, “ben de” “ben de” demenin çok çok ötesindedir tabi, ama ilk başlangıçtır da!
Bugünleri, birinin çıkıp, bir şey başlatması ve çoğunluğun “ben de” demesini bekler diye okuyorum. Liselilerin, bu çıkışına “ben de” diyebilecek miyiz? Ben de çocuklarımın bu koşullarda okumasını istemiyorum, diyen veliler, gençlere bu koşullarda eğitim vermek istemiyoruz, diyen öğretmenler, çocuklarımıza başka dünya bırakmak istiyoruz, diyen yetişkinler sorumluluğunu alabilecek miyiz? “Ben de” diyebilecek miyiz?
Benim de okuduğum Ankara Atatürk Lisesi’nin de aralarında bulunduğu onlarca lisenin bildirileri bu anlamda önemlidir. Evet büyük çoğunluğu, bizim de okul hayatı boyunca, “siz seçilmiş öğrencilersiniz, farklısınız” diye ayrıcalıklandırılmaya çalışılan “seçilmiş” öğrencilerdir. Ancak, bu gençler, şimdilerde seçmeyi öğrenmektedir, tüm seçeneksizleştirilmelerine inat! Tüm yanlışların sıralandığı dört seçeneği eleyerek, E şıkkını seçmekteler. Koca bir parafla!
Gençler “E şıkkı; hiçbiri”! Üç yanlışın bir doğruyu, binlerce doğru kılması dileğiyle!

www.evrensel.net