Êzîdîler yaşadıkları her şeyi IŞİD’le kıyaslıyorlar

Êzîdîler yaşadıkları her şeyi IŞİD’le kıyaslıyorlar

Arkadaşlarımız Serpil Berk ve Fırat Topal Yenişehir’de, Diyarbakır Bismil yolu üzerinde 1600 Êzîdî’nin yaşadığı Fidanlık Kampı'ndaydı.

Serpil BERK
Fırat TOPAL
Diyarbakır

Yenişehir’de, Diyarbakır Bismil yolu üzerinde iki yıldır kurulu bulunan, 1600 Êzîdî’nin yaşadığı Fidanlık Kampındayız. Kamp alanının girişinde yanmış bir konteyner dikkatimizi çekiyor. Bu konteynerin kreş düzeyinde eğitim verilen bir okul olduğunu, kampı gezdiğimiz sırada bize rehberlik yapan Azize’den öğreniyoruz. Ve konteynerin yanmasıyla çocukların bu olanaktan yararlanamadığını...

Diyarbakır’da hava sıcak, kampta yaşayanların tek barınma alanı ise çadır. Belediye her çadıra vantilatör verileceğini bildirmiş ama havaların giderek ısınacağı düşünüldüğünde vantilatörün yeterli olmayacağı görünüyor.

BANYO TUVALET ORTAK

Êzîdîlerin yaşadığı tek sıkıntı sıcak değil elbette. Tuvalet ve banyo ihtiyaçlarını, çadırların dışında kurulan ortak kullanılan kabinlerde karşılıyorlar. Giysiler, belediye tarafından verilirken yemek için de belediyenin verdiği erzaklar kullanılıyor. Her çadırda aileler yemeklerini kendileri yapıyor. Tencereler içinde bulgurlar, makarnalar pişiyor. Çadırların önlerinden geçerken bir çadırdaki 4-5 kişinin, makarna dolu bir tepsinin etrafında karnını doyurmaya çalıştığı göze çarpıyor... Kirlenen tepsi ise kamp içerisinde bulunan yine ortak kullanılan çeşmelerde temizleniyor. Yine tüm bulaşıklar için bu çeşmeler kullanılıyor.

Sayıları çok az olan ailelerin, Avrupa’da ya da Irak’ta yaşayan akrabalarının gönderdiği paralarla çadırlarında televizyon bulundurma ve ekonomik destek alma “lüksünü” dışında tutarsak, kamp dışına çıkamayan Êzîdîler bu kampta böyle bir yaşam sürüyor.

Ancak yaşadıkları bu tabloya rağmen, Êzîdîlerin bugüne dair ağızlarından çıkan tek cümle “Bir sıkıntımız yok” şeklinde. Bunun nedeninin altında ise Êzîdîlerin yaşadıklarını, IŞİD saldırılarından kaçtıkları zamanla kıyaslamaları yatıyor. 

Edli Emer, 70 yaşlarında bir kadın. “Yürüdüğümüz yol boyunca bir insanın tanıklık edemeyeceği kadar acı çektik. Yolda millet çocuklarını attı, yaşlılar öldü, kayalıklardan atlayarak intihar edenler oldu, çocuklar aç kalmamak için ekmeğin arasına yaprak koyup yedi” diyor. Burada yaşarken de IŞİD’in saldırılarının gözlerinin önünden gitmediğini anlatıyor. Emer, tek isteğini ise şöyle ifade ediyor: “Bir an önce Şengal’e geri dönmek istiyorum.”

Genç bir kadın olan Baran Hesan da “Toprağın altına girsek de unutmayacağım” diye ifade ediyor yaşadıklarını. Geçen günlerde sosyal paylaşım sitelerinden gördüklerini de aktarıyor: “Birkaç Êzîdî çocuk ve kadını kafese koymuşlar ateşe verip hepsini yakmışlar. Bu hiçbir dinde geçmiyor, bu kirli bir dindir. Benim ailem IŞİD’in elinde değil ama IŞİD’in elinde olanlar kardeşlerim gibidir.”

17 yaşlarında genç bir kadın ise ismini vermek istemiyor. Sebebini sorduğumuzda ise geri dönenlerin, sınırda basına konuştukları için peşmerge tarafından tutuklandıklarını ifade ediyor. “Güzel bir hayatımız vardı” diyor: “Okuluma gidiyordum, arkadaşlarımla ve ailemleydim. Burada da günlerimiz güzel geçiyor ama sıkılıyoruz. Babam yanımızda değil, arkadaşlarımın hepsi Irak’ta. Tek istediğimiz evimize, yurdumuza geri dönmek.”

SAĞLIK SORUNLARINA TEK ÇARE: İLAÇLARLA AĞRILARI AZALTMAK

Kamp içerisinde Êzîdîler sağlık sorunları da yaşıyor. 8 aydır kampın revirinde çalışan Hemşire Meral Koyun, 8 ayda 4-5 doğum gerçekleştiğini ve şu an kampta 15-16 kadının gebe olduğunu anlatıyor. Kamptaki hamile kadınların sadece acile gidebildiklerini belirten Koyun şunları söylüyor: “Sadece doğum anında ambulans çağırıyoruz, gelip alıyor. Bir ara doğum açıklığı 5 cm civarında olunca çağırdım ambulansı götürmediler, ‘9 cm olunca çağırın’ diyorlar. Hastalarla elimizden geldiğince ilgilenmeye çalışıyoruz ama olanaklarımız sınırlı. Burada hiçbir şey yok. Sadece ilaç verebiliyoruz o da ağrısını azaltmak için. Kimlikleri geçmiyor, sisteme giriş yapılmayınca da doktorların inisiyatifine kalıyor. Bazıları bakıyor bazıları da bakmıyor. Ama geneli bakmıyor. Buradaki insanların eğitimden sağlığa birçok konuda ihtiyacı var.”

TRAVMALARI ATLATMADA BAŞARI SAĞLANDI

Hasan Elçioğlu 1 senedir kampta psikolog olarak çalışıyor. İlk başlarda iletişim  konusunda ciddi sıkıntılar yaşadıklarını anlatıyor: “Bunun temel sebeplerinden biri savaştan kaçıp kurtulma hali. Bir diğeri ise birçok ailenin çocuklarını Şengal’de bırakmak zorunda kalışı.” İlk başlarda 5-17 yaş arasındakilerde ciddi davranım bozuklulukları ve altına ıslatma durumları ile karşılaştıklarını söyleyen Elçioğlu, “Bu durumda ailelerin olaya yanlış yaklaşımları da etkili oldu. Sorunu çözmek için ailelerin bu durumu psikolojik rahatsızlık olarak görmelerini sağlamakla başladık ve bu anlamda önemli adımlar attık. Şimdi bu tip olaylarla karşılaşmıyoruz” diyor.

18-40 yaş aralığında kadınlar da kaygı, durum bozukluğu ve depresyon belirtilerine rastlandığını anlatıyor Elçioğlu: “Psikolojik yardım almak için en çok bu yaş aralığındaki kadınlar başvurdu. Günlük yaptıkları işlerden uzak kalmaları ve kamp hayatının monotonluğu bu durumda etkili olmuş. Çocuk, genç ve yetişkin kadınların daha çok katıldığı atölyelerde kültürel uyum, stres yönetimi ve baş etme becerisi üzerine çalışmalar yapıyoruz. Monoton geçen kamp hayatını böylelikle değiştirmeyi amaçlıyoruz.”

Kampta dolaşırken hemen hemen her çadırın önünde gördüğümüz bostanlar da bu atölye çalışmalarının ürünü. Diyarbakır’da topladıkları tohumlarla ilk iş olarak bir tohum atölyesi oluşturmuşlar, ilk kurdukları seradan elde ettikleri şitilleri (fide) Sur’dan çıkan ve ihtiyacı olan ailelere dağıtmışlar. Şimdi ise kamp alanındaki her bostandan 7-8 aile faydalanır durumda. Bostan çalışmaları özellikle kadınlarla daha kolay bir iletişimde etkili olmuş. 

www.evrensel.net