Haziran: Hüzün ve öfke

Haziran: Hüzün ve öfke

Mücadeleyi sevdayla harmanlayan birbirinden farklı ahenkleri olan ve fakat aynı sesi üfleyen, güzel yürekli şair ve yazarların kaybıyla geçen bir ay

Ergün GEZİCİ
Adana

sokaktayım  
gece leylâk  
       ve tomurcuk kokuyor  
yaralı bir şahin olmuş yüreğim  
uy anam anam  
haziranda ölmek zor!   
(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Mücadeleyi sevdayla harmanlayan birbirinden farklı ahenkleri olan ve fakat aynı sesi üfleyen, aynı hassasiyeti işleyen, güzel yürekli şair ve yazarlarımızın kaybıyla geçen bir ay… Hasretlerinden eskitilen prangaların yerini öfkeler almışken umut etmek ve beklemek hükümsüzlüğünü ilan etmiş gibi görünüyor. Her geçen gün daha da şiddetlenen açlığın, karanlığın, zalimliğin boğucu havası içinde yani artık bıçağın kemiğe değdiği bir süreçte haziranda ölenlerin adı gökyüzüne erişti çoktan. Bir yanda uyrukluk tanımayan; yaşsız, asi dağları söyleyen ve daha deniz görmemiş çocuklara bir gerilla şiiri sunan, Ahmed Arif. Bir yanda proletaryanın kendi gücünün farkına varması için topluma gerçekçi eğilen, Orhan Kemal. Bir yandan da ezilen ve sömürülen kim olursa olsun bunu kalbinde hisseden, amasız fakatsız buna karşı gelen; eserlerinde propagandanın belki de en güzel örneklerini veren komünist şair, Nâzım Hikmet Ran. Engerek ve çıyanlara karşı işçi Alin’in; yaratılan Frankensteinların üstüne üstüne yürüyüp celladın ve fırsatçının yüzüne tükürenlerin safında yer alanlardandı onlar. “Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, mızraklı ilmühalse, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa; Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması ve topuysa, biz vatan hainiz” diyebilenlerdi onlar. Ayakları yansa dahi yalınayak yürümekten hiç usanmadıkları bu yolda emeğin ve alın terinin değerini ortaya koyan ve sofrada öküzden sonra yerini alan kadınların sessiz çığlıklarını haykıranlardı onlar. Kısacası onlar, yolumuzu aydınlatandılar.

Günler ağır günler ölüm haberleriyle geliyor. Ülkemizde gün itibariyle her üç çocuktan biri aç, her üç kadından biri şiddete maruz ve yozlaşmışlık diz boyu… Peki söylenenlere karşı nasıl bir refleks geliştiriliyor, bu kahrolası sessizliği bozabilecek, bu olanlara dur diyebilecek ne yapılıyor? Bir tutam karşı eleştiri çokça özeleştiri zamanının geldiğini -aslında daha o zamanlardan- haykıran üç cesur yüreğe kulak vermediğimizi görmenin vakti geldi. Adlarımız kaçakçıya, soyguncuya ve hayına çıkmış ve zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yokken bir umudu bizde görenin beklentisine ne derece karşılık verdik? Gerçekçi olmak gerekirse zeytin fidanları hâlâ fidan fakat kitleler hâlâ bölük pörçük… Karanlığın aydınlığa çıkabilmesi için yanma sırası bizdedir vesselam.

www.evrensel.net