Valinin kulakları çınlasın!

Valinin kulakları çınlasın!

Renkliydi Taksim’de 1 Mayıs. Ama gazetecilerin söylemeyi sevdiği gibi herkes kendi rengiyle geldiği için değil, herkes kendi derdiyle geldiği için. 1 Mayıs’ı gerçek bir bayrama çeviren de davul zurnaların varlığından çok; dert yükünü, omuz omuza vererek yürüdüğü yüz binlerle paylaşarak hafif

Elif Görgü

Meydanlar yasaklanır, kentler dönüştürülür, gazete sayfaları kirlenir ve adalet mahkemede bulunmazken; evsiz kalan da, suyu şirketlere satılan da, spor da eşitlik arayan ya da sanatı elinden alanan da, kendisine kapatılmayacak o tek alana; işçilerin birlik, mücadelede ve dayanışma alanına gelmişti elbet. İstanbul Valisinin kulakları çınlasın...

‘HELALLEŞTİM GELDİM’

Sabahın erken saatleri. DİSK kasketli işçilerin oluşturduğu bando prova alıyor. Ara verince konuşuyoruz bir işçiyle. İlk defa katıldığını söylüyor 1 Mayıs’a. “Korktuğum için gelmiyordum” diyor. Bugün ise toplamış bütün cesaretini, gülerek ekliyor: “Evde helalleştim, vedalaştım öyle geldim! Hepimize hayırlı olsun!” TEKEL’den emekli Şükrü Kayhan, davula yılların alınterinin karşılığı olan 700 lira emekli maaşına isyan edercesine vuruyor da vuruyor davula. “32 yıl devlete hizmet ettim aldığım maaş 700 lira. 1 Mayıs’a zaten bunun için geldik” diyor.

Hilal 14-15 yaşlarında. “DİKS Sendikası üyesi olan babamla birlikte geldim” diyor. Bakmayın DİSK demeyi -belki de heyecandan- beceremese de sıra politikaya gelince hiçbir kelimeyi şaşırmıyor Hilal: “Hiçbir zaman Amerika’ya esir olmasın, Türk milletinin akıl zekası Amerika’dan daha güçlü olduğu için onun sömürgesi altında kalmasın diyorum. Buradan tüm işçilerin bayramını kutluyorum. Onlar olmasa biz yaşayamayız!”

‘GÜZELLEŞTİRSİNLER’

İleride Şişli Belediyesi bayrakları dalgalanıyor. Temizlik işçileri parıldayan mavi tulumlarıyla dizilmişler, ama öyle böyle değil, basbayağı askeri nizamda. Bir yerden emir mi vardır nedir. Bir işçi arkadaşının açık kalmış düğmesini ilikliyor. Belediye yöneticilerinin eşleri olduğunu tahmin ettiğim, güzel giyimli kadınlar, işçilerin önünde hatıra fotoğrafları çektiriyorlar. İşçilerden kimle konuşsam belediye başkanına bir hayır duası çıkıyor. Mesela yaşlı bir belediye işçisi olan Süleyman, “Valla hiçbir sıkıntımız yok. Başkanımıza teşekkür ediyoruz” diyor. Bu yaşta neden hâlâ emekli olmadığını sormayı düşünürken, askeri nizam bozuluyor bir genç işçi “Bizi de çek bizi de çek” diye sesleniyor. Roman işçilerin düzen tutmayacağını bilememiş şefleri. Volkan bir Roman genci.

“Gurur duyuyoruz, işçi olduğumuz, 1 Mayıs’ta bulunduğumuz için, hakkımızı savunuyoruz” diyor. Çalışma koşullarını soruyorum. Derdini anlatırken bile kocaman gülebilen başka halk var mı bilmiyorum, gülüyor Volkan, “Bizi özelleştirmesinler bizi güzelleştirsinler başka bir şey istemiyorum” diyor. Belli oldu, Volkan taşeron işçi. “Evet, taşeronum” diyor ve anlatıyor: “Herkesin yaşadığı bir faaliyet bizimkisi de işte. Ama her gün ayrı bir firma, ayrı bir şirket, bir insanın on tane şirketi olmaması lazım. Bir firmada çalışmak istiyoruz” Taşeron işçilerin sosyal haklarını vermemek için uygulanan bildik firma değiştirme yöntemi Volkan’ın bahsettiği.

‘SEYİRCİ KALMAYIN’

Tiyatrocular, oyuncular, sahne ve ekran emekçileri çok kalabalıklar bu yıl. Şehir Tiyatrolarında sanatçıları yok sayan yönetmelik değişikliğinin etkisi var bunda. Ama genç oyuncu Sezgi Mengi’nin de vurguladığı gibi “Oyuncular sendikasının arı gibi çalışması”nın da emeği büyük. Sine-Sen üyesi genç Özge de, “1 Mayıs’a gelmemin amacı insanca yaşama koşullarını sağlamak, insanca çalışmak emeğimizin karşılığını insanca almak istiyoruz. Tek istediğimiz bu” diyor.

Sanatçılar arasında yok yok. Bir ara mikrofonu bıraksam da imza istesem diye düşünmedim de değil hani! Tutuyorum kendimi. Deneyimli Oyuncu Betül Arım ile tiyatroların özelleştirileceği açıklamasını konuşuyoruz. Arım, “Hepimizin tiyatrosu, halkın tiyatrosu bahsedilen ve dünyanın pek çok ülkesinde her zaman kamu tiyatroları desteklenir. Çünkü sanatın yaşaması gerekiyor. Sanat ruhumuzu doyurur, bizim biz yapan olur, kendimizi anlamamızı sağlar. Sanatı bırakın özelleştirmeyi her tarafa yaygınlaştırmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız” diyor.

DIŞARIDAKİ GAZETECİLER

Gazetecilerin adını anar anmaz gazeteciler görüyoruz. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Cemiyet, içerideki 100’ü aşkın gazeteciye ithafen “dışarıdaki gazeteciler” de 1 Mayıs alanındalar. Sendikal Güç Birliği Platformunda da yer alan TGS’nin Başkanı Ercan İpekçi, “Basın özgürlüğü mücadelesinin 1 Mayıs alanına taşımak, işçi sınıfı ile birlikte bu mücadeleyi sürdürmek için buradayız. Cezaevindeki meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını ve bu korkunç tabloya sebep olan TCK’nın, TMK’nın bir an önce değiştirilmesini talep ediyoruz” diyor.

Bu arada Taksim Meydanı’na doğru yürüyüş başlıyor. Artık mikrofona gerek yok. Herkes talebini haykırarak yürüyor. “Yarı zamanlı, öğrenci, yarı zamanlı işçi, tam zamanlı sömürü” ve “Kapitalizm tutsaklıktır” diyen üniversite öğrencileri 600 tutuklu öğrenciyi hatırlatıyorlar. Kadın örgütlerinin “Evde, sokakta, iş yerinde erkek egemenliğine ve kapitalizme direniyoruz” ve “Ev işlerini bırak dünya dursun” pankartlarının ardından “Alışın her yerdeyiz” diyen eşcinseller geliyor. Bir tanesi “Çekme kız töre cinayetine kurban” giderim diye gülüyor.

HES’lere karşı “Derelerin Kardeşliği Platformu” tulumları ve horonlarıyla birlikte, Karadeniz’in dalgaları gibi vuruyor Taksim’in eteklerine. Bir ülkeye iki dili sığdıramayanlara inat, tek pankarta 14 dilde “Yaşasın 1 Mayıs”ı rahatça sığdıran Halkların Demokratik Kongresi bileşeni siyasi partilerin kortejleri Haliç kıyısından Tarlabaşı bulvarına kadar uzanıyor. BDP’li Kürt gençleri yasak dinlemeyen sloganlarını kendilerini muhatap almayanlara doğru haykırıyorlar. Taksim’e yaklaşırken bir kenarda Karşı Sanat aktivistlerinin koyduğu aynalara gözü kayıyor insanın, yanındaki yazıyı fark eden kaçıyor: “İçindeki kapitalisti öldür” Heykelleri “ucube” deyip yıkanlar ,Taksim’deki heykeli işçilere karşı “koruma altına” almışlar! Derdini meydandaki dayanışma havanında döverek derman üretmeye gelen yüz binlere bakınca, “Olay çıkartırsanız Taksim’i yasaklarım” diyen İstanbul Valisini hatırlamamak mümkün değil. Yüz binlerce işçinin ve emekçinin ayak izlerine bakıyorum, Valiyi Başbakana havale ediyorum, hani geçen gün demişti: “Pardon ama siz kim oluyorsunuz da...” (İstanbul/EVRENSEL)



‘TÜRK-İŞ’İN TAVRI SORGULANMALI’

TÜRK-İş Konfederasyonunun 1 Mayıs’ta Bursa’ya gitme kararına uymayan Sendikal Güç Birliği Platformu üyesi sendikalar da alandalar. İstanbul Harb-İş Sendikası Anadolu Yakası Tersane Temsilcisi Kubilay Yılmaz, “İş cinayetlerine karşı buradayız, esnek çalışmaya karşı buradayız. Özgürce çalışma haklarımızı haykırmak için buradayız” derken,  Harb-İş İstanbul Tersanesi İşyeri Temsilcisi Murat Yalçınkaya, Türk-İş’i eleştiriyor: “Emekçinin, alın teri ile geçinenin, emeği ile alın terini kazanan işçinin bayramı 1 Mayıs ama bugün maalesef burada olması gerekenleri bu alanlarda göremiyoruz. Türk-İş, bu mücadelenin altını boşaltmak için ilk olarak İzmir’i sonra Bursa’yı seçti, bu gerçekten de sorgulanması gereken bir anlayış. Peş peşe gelen yasaların özellikle Kıdem Tazminatı yasası, özel istihdam bürolarının kurulması, esnek ve kuralsız çalışma ve bölgesel asgari ücret gibi kölelik yasaları gündemde. Bu dönemde Türk-İş’in böyle bir tavır takınması anlaşılır gibi değil. Bunların sorgulanması gerek. ‘Kıdem tazminatına dokunmayı genel grev sebebi sayarım’ diyenler, bu yasa ortalıktayken hiçbir adım atmaması gelecek adına endişe vericidir” Tez-Koop-İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Elvan Demircioğlu da aynı fikirde: “Bugün Taksim’de gönül isterdi ki Türk-İş ile beraber yürüyelim fakat Sendikal Güç Birliği Bileşenleri olarak ve İstanbul Şubeler Platformu bileşenleri olarak bulunuyoruz. Biraz o açıdan buruk ama çok coşkulu geçiyor. 1 Mayıs ile ilgili talepler o kadar çok ki. Yeni çıkacak olan Sendikalar Yasası hâlâ çıkmadı. Kıdem Tazminatı ile ilgili, özel istihdamla, iş güvenliği ile ilgili yasalar sırada. Gözümüz kulağımız Mecliste. Özellikle kıdem tazminatı bizim için olmazsa olmazlardan biri, onunla ilgili her saldırı bizi tek yumruk yapacaktır.”

‘BAKANI İSTİFAYA ÇAĞIRIYORUM’

Halkların Demokratik Kongresi Bileşenlerinden biri olan Emek Partisinin kortejinde  Çağlayan’dan Tuzla’ya kadar örgütsüz işçilerin yoğunluğu dikkat çekiyor. Tuzla Tersane İşçisi Murat Badruk anlatıyor: “Tersane işçisiyim, tersanelerdeki iş koşullarının düzeltilmesini istiyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı 2008 yılında tersaneye geldi dedi ki, ‘Biz buradaki işçilerin tüm haklarını koruma altına alıyoruz’. Her geçen gün ücretler daha da  kötüye gitti, iyileştirileceğine kötüleşti koşullar. Şimdi diyor ki ‘Bir iş yerinde iki ay bile çalışan bir işçi tazminat alabiliyor’ Bu tamamen yalan, böyle bir şey yok, bir sene çalışan işçiler bile tazminat alamıyor. Her gün işçi arkadaşlarımız ölüyor. İş güvencesi yok. 700-800 TL maaşla ya da 30-40 lira yevmiye ile çalışıyoruz. Bunların hiçbir tanesinin sigortası yatırılmıyor. ‘Bankaya yatırıyoruz’ diyorlar ama kesinlikle yalan. Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor. 700 liraysa bunun bir kısmı bankaya yatırılıyor kalanı elden veriliyor. Buna hükümet göz yumuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını istifaya davet ediyorum.”


‘DÜNYADAN UTANIYORUM’

“Seyirci kalma tiyatrona sahip çık” sloganları arasında bir başka emektar oyuncu Hale Akınlı’nın düdüğünün sesi de duyuluyor. “Sesimizi duysunlar diye” diyor Akınlı, Başbakanın sanatçılara “despot” demesi herkes gibi onun da ağırına gitmiş: “Çok acı, gerçekten yüreğim acıyor. Sanatçı olduğum için değil sadece. 21. yüzyılda bir ülkenin başbakanının sanata ve sanatçıya böyle yaklaşması, bu kadar aşağılaması, asla sanatçıyla sanatçılarla bağdaşmayacak sıfatlarla anması çok acı ve utandırıcı. Utanıyorum. Nasıl da olur da bir başbakan sanatçısını bu kadar yerden yere vurur? Kültür Bakanı için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Kazılarda dolaşıp duruyor, burada bizim altımızı kazıyorlar, yüreğimizi parçalıyorlar, o taşlarla uğraşıyor. Başına bizim kadar taş düşsün!”  “Oyuncu da işçidir” dövizini taşıyor çoğunlukla sanatçılar. Ama genç Oyuncu Ozan Süslü, “Esnafım da aynı zamanda” diyerek açıklıyor: “Artık tiyatrolar özelleştirilecek biliyorsunuz, kamu adına bir şey yapamayacağız için bir yandan da esnaflık yapacağız. Tayyip Hoca’nın da işine gelir. Artık onlar sanatçı değil esnaf diyebilir, hani gazeteci değil terörist diyorlar ya”

www.evrensel.net