Roman tütün işçileri

Roman tütün işçileri

Egemen Yılgür’ün “Roman Tütün İşçileri” isimli çalışması Roman toplumunun hiç bilinmeyen bir yönünü ortaya koyuyor.

Dilek KÖSEDAĞ
İstanbul

Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ile Selanik civarındaki Kavala, Drama ve Serez gibi bölgelerden Türkiye’ye gelen Roman aileler genellikle büyük şehirlerde toplanıp tütün üretiminde ücretli olarak istihdam edilmeye başlarlar. Bu ailelerden bazıları ise daha Selanik’te Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu başta olmak çeşitli toplumsal organizasyonların parçası olmuş, yoğun bir sendikal ve politik deneyim edinmişlerdir. Mübadele ile birlikte Türkiye’ye taşınan sadece bu insanların fiziksel varlıkları değil aynı zamanda geldikleri coğrafyada edindikleri politik kültür olacaktır. 

Ayrıntı Yayınları’nın schola dizisinden yayınlanan “Roman Tütün İşçileri: Türkiye Sol Tarihinin Kayıp Sayfasına Sosyolojik Bir Bakış” isimli çalışma solun kayıp hayatlarının izini sürüyor.

SATIR ARALARINDAKİ ANILAR

Egemen Yılgür’ün ikinci kitap çalışması olan “Roman Tütün İşçileri” detaylı bir araştırma sürecinin sonucunda hazırlanmış. Zehra Kosova, İdris Erdinç, Mustafa Özçelik gibi tütün işçileri çevresi ile yakından ilişkili bireylerin Hacıhüsrev ve Ortaköy Cavidağa gibi Roman yerleşimlerinde yaşanmış deneyimlerin paylaşıldığı anılar yazarın en önemli bilgi kaynağı olmuş gibi gözüküyor. Diğer taraftan Aziz Nesin’den Orhan Suda’ya, Mihri Belli’den Hikmet Kıvılcımlı’ya kadar bir biçimde Roman tütün işçileri çevresi ile birlikte mücadele etmiş, birlikte yaşamış ya da birlikte hapis yatmış aydınların anılarının satır aralarındaki nice detay kitap yazılırken yazara kaynaklık etmiş. Yine yazar kendi çabasıyla bulup ulaştığı tütün işçilerinin akrabaları ya da onlarla çeşitli biçimlerde ilişkilenmiş kişilerle onlarca görüşme yapmış. Mübadele ile Türkiye’ye gelen göçmenlerin geldikleri bölgedeki yaşam biçimi ve ekonomik durumuna ilişkin çeşitli detaylara ulaşılabilen tasfiye talepnameleri de yazarın bir diğer kritik bilgi kaynağı. Sonuçta dikkatli bir şekilde söz konusu kaynaklarda bulduğu detayları bir araya getiren yazar Roman tütün işçilerinin mücadele ve çalışma tarihi ile ilgili kapsamlı bir portre çıkarıyor. 

‘İŞÇİ ÇİNGENELER GRUBU’

1950’lere kadar tütün sektöründe neredeyse bir tekel oluşturan bu Roman ailelerin mensupları bu tarihten sonra giderek artan bir biçimde sektörün yapısının değişmesiyle dışarı itiliyorlar. Şanslı bir azınlık farklı sektörlerde ücretli istihdama devam edebilirken Roman tütün işçilerinin büyük bölümü giderek artan bir biçimde enformel sektöre kayıyor. Kimi ayakkabı boyacısı, kimi kömürcü, kimi hamal olarak geçimini temin ediyor. Çingeneliğin kusur olarak ele alınması Kitapta kapsamlı bir biçimde Roman tütün işçilerinin toplumsal ve politik mücadelelere katılım süreci ele alınıyor. 

Başta TKP olmak üzere tek parti döneminin bütün sol hareketlerinde bir biçimde onların rolüne rastlamak mümkün. Özellikle Beşiktaş civarındaki tütün atölyelerinde çalışan Roman tütün işçileri TKP’nin işçiler arasındaki etkinliğinin temel taşıyıcıların olmuşlar. Bu dönemde hayata geçirilen Ahırkapı grevi başta olmak üzere temel toplumsal hareketlerde onların son derece temel bir etkinliği bulunuyor. Nitekim bu dönemin muhasebesi sayılabilecek olan 1950 sonrası yapılan tutuklamalarda tütün işçileri en kalabalık üçüncü grubu oluşturuyor. TKP’ye karşı geliştirilen kimi psikolojik savaş metinlerinde bu durumun tam karşı cepheden vurgulanıyor olması son derece ilginç. Yazarın kitap çalışması sırasında karşısına çıkan bu metinlerde Roman tütün işçilerinden “işçi arkadaşlarımız denilen Çingeneler grubu” adıyla bahsediliyor oluşu ve “Çingenelik” meselesinin bir kusur gibi ele alınması bu bağlamda son derece anlamlı hale geliyor. Kitapta altı son derece kalın çizgilerle çizilen bir diğer mesele Roman tütün işçilerinin politik katılımı ile ücretli istihdam edilmeleri arasındaki doğrudan ilişki. Roman tütün işçilerinin işçilik deneyimleri sürdüğü sürece hem üretim birimlerinde yeni kuşaklara ideolojilerini taşıyabildikleri hem de toplumsal etkinliklerini arttırabildikleri görülmektedir. Tütün sektöründeki istihdamlarının gerilemesi ve enformel sektörde bağımsız çalışmaya başlamalarının ardından politik etkileri ve yeni kuşakları siyasal süreçlere katma güçleri azalmaya başlarlar. Zira yazarın vurguladığı üzere esas itibarıyla üretim birimlerinde örgütlenme temelinde gelişen bir siyaset anlayışına sahiplerdir. Roman tütün işçilerinin Türkiye solunun “işçici” geleneğinin öncüleri arasında yer aldıklarını söylemek herhalde yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. 1960’larda Roman tütün işçilerinin etkisi geçmişle kıyaslanamayacak düzeyde sınırlanmış olsa da en azından mahallelerinde saygın konumlarını korumakta ve geçmişte politikleşmiş Roman bireyler etkinliklerini kısmen de olsa sürdürmektedir. 

KASIMPAŞA’NIN GEDİKLİLERİ

TİP’in Kasımpaşa Hacıhüsrev’de ve Romanların yaşadığı diğer bölgelerde aldığı yüksek oy oranlarında Roman tütün işçilerinin varlığı son derece önemli bir rol oynar. 1970’lerde varlıkları iyice belirsizleşmiş olsa da tek tek bireyler dönemin sosyalist partilerinde il yöneticiliği dâhil olmak üzere çeşitli sorumluluklar alabilmektedir. 1990’larda dahi sol ve sosyalist gelenekten gelen partiler Roman mahallelerinde çalışma yapmak istediklerinde genellikle Roman tütün işçileri geleneğinden gelen bireylerle temas etmek durumunda kalmaktadır. 2000’lerde ise politikleşmiş Romanların önemli bir bölümünün yaşamını kaybetmesi ve sol hareketlerle bağların tamamen kopmasını sonucunda Roman tütün işçilerinin tarihi büsbütün görünmez olur. Roman tütün işçilerinin Türkiye sol tarihine olan katkılarını anlama noktasında kitapta Mihri Belli ve Kıvılcımlı’dan yapılan alıntılar son derece vurucu bir nitelik taşıyor. Kıvılcımlı bilimsel sosyalizmin “en gerçek temeli üzerinde yükseldiği”, yani “işçi sınıfına mal edildiği” semtin “Beşiktaş” olduğunu söylemektedir. Beşiktaş’ın “ne olduğunu çok iyi bilenlerse” Kıvılcımlı’ya göre tütün işçileridir. Yine Kıvılcımlı bir başka yerde Türkiye sol hareketinin bu kayıp yaşamlarından bahsederken “Kasımpaşa ve Ortaköy esmer vatandaşlarının gediklileri” ifadesini kullanmaktadır. Mihri Belli cezaevi arkadaşlığı yaptığı tütün işçilerini büyük bir yoksulluk içerisinde yaşamalarına ve aileleri dışarı büyük zorluklar çekiyor olmasına o dönemde çıkarılan pişmanlık yasalarından yararlanmamayı tercih ettikleri için saygıyla yad eder. Kimi sol aydınlar kafalarında proleter tipi yerine Roman tütün işçileri ile karşılaştıklarında yaşadıkları hayal kırıklığının altını çizer. Oysa ona göre asıl olan “emekçiyi olduğu gibi anlamaktır. Ayağı yerden kesik her türlü romantik hayallerden uzak, onu bütün eksiklikleriyle bağrına basabilmektedir”. Mihri Belli özellikle tek parti döneminde Roman tütün işçilerinin oynadığı kritik rolü son derece net ifadelerle ortaya koyar: “Egemen güçlerin sosyalist hareketi geniş ölçüde tecrit edebildikleri, sosyalizmin (S)’sinin bile küfür sayıldığı uzun yıllar boyunca, Kasımpaşa’nın Ortaköy’ün tütüncü semtlerinde, karanlıklar denizinde sosyalist düşüncenin adalarında sosyalizmin sorunları tartışılırdı. O en çetin döneminde, en çok ezilen, en çok horlanan bu emekçi çevrelerinde bir sosyalist gelenek kurulabilmiştir”. 

Egemen Yılgür’ün “Roman Tütün İşçileri” isimli çalışması çok az bilinen ve haklarındaki bilgilerimizin büyük bölümünün önyargılardan oluştuğu Roman toplumunun hiç bilinmeyen bir yönünü ortaya koyuyor. Ücretli istihdam ve siyasete katılımları hakkında hemen hiçbir bilgi bulunmayan bu grubun mensuplarının Türkiye solunun erken tarihinde son derece kritik bir rol oynadığı iddiası, şüphe yok ki tartışmaya değer…

www.evrensel.net