Ekonomi gerçekten büyüyor mu?

Ekonomi gerçekten büyüyor mu?

Ülkemiz en hızlı büyüyen ülkeler arasında yerini giderek daha da yükseltiyor. Gayri safi milli hasılamız (GSMH) gün geçtikçe artıyor. Peki bu artışlar bu yükselmeler kimin işine yarıyor; işçisi işvereni herkes bu büyümeden eşit bir şekilde pay alıyor mu, yoksa sadece şirket sahipleri işverenler zaten yedikleri pa

Melike Benzerler

Ülkemiz en hızlı büyüyen ülkeler arasında yerini giderek daha da yükseltiyor. Gayri safi milli hasılamız (GSMH) gün geçtikçe artıyor. Peki bu artışlar bu yükselmeler kimin işine yarıyor; işçisi işvereni herkes bu büyümeden eşit bir şekilde pay alıyor mu, yoksa sadece şirket sahipleri işverenler zaten yedikleri pastadan daha mı çok yiyorlar? Yani kimin için bir büyüme mevcuttur? İşte tam bu noktada geleceğin iktisatçıları olarak aklımıza o meşhur temel iktisat kitaplarımızda yer alan emek-sermaye ilişkisini (çelişkisini) anlatan grafiklerin gelmesi gerekiyor. Bize hiçbir zararı yokmuş gibi anlatılan bu konular; esasında şirketlerin kapitalizm koşullarında kar etmek uğruna emeği nasıl yok sayarak vahşileştiklerinin kanıtıdır.

2008 krizinden en az hasarla kurtulan ve de 2008’den bu yana büyümeye devam eden ülkeler arasındayız. Bunun gerçekten bir büyüme olmadığını anlamak için ülkemizdeki işsizlik oranlarına, yapılan zamlara, vergi artışlarına…bakmak yeterli olacaktır. Firmalar karlarını maksimize etmek için başka bir deyişle kar maksimizasyonunu gerçekleştirmek için ellerine geçen her yolu deniyorlar. Gerektiğinde sermaye yoğun gerektiğinde ise emek yoğun bir teknoloji benimseyerek paralarına para katmaya devam ediyorlar. İşçinin emekçinin günden güne kötüleşen yaşam koşullarını gözetmeksizin hem de…
Kitaplarda geçen firmaların maksimum verim edimi hep tek yönlü işlemektedir: Firma karını en yükseğe çıkartmak. Bu da üretim miktarını arttırmakla gerçekleşir. Üretim miktarındaki artış da firmalarca  genelde üretim faktörlerinin minimum miktarla kullanılmasıyla gerçekleştirilmek istenir. Yani en az maliyetle en fazla girdi elde etmektir amaç. Üretim gücünü elinde toplayan firmalar üretim faktörlerinden  en fazla iki faktörle ilgilenir: insanın fiziki ve zihni çabası olan “emek” ile insan emeğiyle yaratılmış olan “sermaye”. Hep bu ikisi arasında gidip gelinir. Kriz dönemlerinde emek ve sermaye arasındaki çelişki daha bir hissedilir düzeye ulaşır. Bu dönemlerde sermaye aşığı olan kapitalist firmalar sermayeden vazgeçmek yerine emekten vazgeçerler. Böylece halk deyimiyle işten çıkarmalar başlamış olur. Elde kalan emek (işçi) ile maksimum üretim düzeyine ulaşmak istenilir. İşsizlerin arttığı yetmezmiş gibi fabrikalardaki işçiler giden işçilerin de iş yükünü almış olurlar. 8 saatten fazla çalıştıkları yetmezmiş gibi gidenlerin boşluğunu doldurmak için bundan daha da fazla saat çalışırlar. Ve evlerine döndüklerinde ne bir şeyle ilgilenecek halleri kalır ne de konuşacak halleri... İşçilerin yemek yemek, uyumak dışında zamanı yoktur. Hatta ve hatta bunları bile yarım yamalak yaparlar. Her şey az işçiyle çok üretim gerçekleştirmek içindir. Otomotiv sanayisinde ileri gelen Ford-Otosan ve Mercedes kriz döneminde aynen bu şekilde karlarını maksimize etmiş oldular. Ekonomimiz büyürken bu gibi şirketler sayesinde işsizlik oranımız çift haneli sayılara yükselmiştir ve de yükselmeye devam etmektedir. İşte iktisat derslerimiz ve de hocalarımız işin teori kısmını göstermekle kalmayıp normal hayatta buna denk düşen durum budur diye gösterseler keşke dersek çok şey mi istemiş oluruz?

Bu yüzden bu dönemlerden geçerken 1 Mayıs’ların   önemi daha bir artıyor. Emek ve sermaye çatışmasının bu kadar yoğun hissedildiği dönemlerde hep ezilen kesim olan işçiler daha da ezilmekte, örgütsüz bir mücadeleden uzakta oldukları için de ezilmeye mahkum olmaktadırlar. Yarın öbür gün bizler de bu üniversitelerden mezun olacağız ve eğer babamızın bir holdingi yoksa işçi olarak başlayacağız iş hayatına. Bunu düşünerek emekçi kesimin derdinin aslında bizim derdimiz olduğunu duyurmanın zamanını yakalamak için geç kalmış değiliz. İşte bu temelde, emek veren herkesin taleplerini alıp 1 Mayıs’ta alanlara çıktık! Üniversite öğrencileri olarak gördüğümüz eğitimin eşit, parasız, bilimsel, demokratik ve anadilde olmasını istemek en büyük hakkımızdır.

*İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğrencisi 

www.evrensel.net