Denizlerin bir projesi vardı, Erdal’ın ise partisi

Denizlerin bir projesi vardı, Erdal’ın ise partisi

“Denizler her şeyden önce iki özellikle çok iyi anılmalıdırlar. İşçi köylü hareketinin içinden doğmuş olmak, işçi köylü hareketiyle birleşmeye çalışan devrimciler olmak. Bu bakımdan kendilerinden öğreneceğimiz hala daha çok şey vardır. Bu olmadan devrimci olunamaz. Bunu öğretmişlerdir. İ

İsmail Afacan - Fırat Turgut

Aydın Çubukçu, Denizleri siyasal argümanlarına malzeme yapmaya çalışanlara, “o parka giyen herkese bol gelir, onun içinde kaybolurlar, fare çuvala düşmüş gibi olur” diyerek gereken cevabı veriyor. Çubukçu, Denizlerin mücadelesini bireysel kahramanlık olarak görenlerin ilgisini yönlendirmek sosyalizmi örgütlü mücadele olarak kavrayan gençlerin görevidir diyor.

Deniz Gezmiş’in mücadele arkadaşlarından Aydın Çubukçu, 6 Mayıs için bir belgesel hazırlığı içerisinde. Belgesel, elindeki malzemelerin derlemesi niteliğinde olsa da Denizlerin mücadelesini farklı bir noktadan değerlendiriyor. Denizlerin mücadelesiyle ülkede gelişen işçi köylü mücadelesi arasında paralellikleri olduğunu söylüyor. İşçilerin fabrika ve köylülerin toprak işgallerinin THKO’nun kuruluşunda ve eylem tarzında etkisi olduğuna dikkat çekiyor.

68 Gençlik Hareketinin önderi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesini anlatan bir belgesel hazırlığı içerisindesiniz. İdamlarının 40. yılı olan  6 Mayıs’ta yayınlanacak. Belgesel hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

Aslında eldeki malzemenin yeniden bir derlenip toparlanması. Başka büyük belgeseller yapmak şüphesiz gerekiyor ama bunun için şu anda çok fazla imkanımız yok. Üstelik daha önce yapılan çalışmalarda kullanılan görüntülerden daha farklı görüntülere ulaşmak çok zor. Bunun için başbakanlığın, genelkurmayın arşivlerinin açılması lazım. Dolayısıyla şu anda elimizde bu çalışmada kullanılan farklı bir görüntü yok açıkçası. Fakat bu güne kadar yapılanlardan farklı bir bakış açısı var. Bu güne kadar yalnızca Deniz’in macerası olarak anlatıldı. 12 Mart darbesiyle ilişkisi içerisinde Mehmet Ali Birand’ın yaptığı bir belgesel var; o şekilde anlatıldığı. Daha çok egemen sınıflar politikası açısından bu olay ne anlam ifade eder sorusuna cevap veren bir belgeseldi onunki. Bizim daha önce yaptığımız 68’ten 6 Mayıs’a adlı çalışmada ise öğrenci hareketleri çerçevesinde mesele ele alınmıştı. Yalnızca boykotlar eylemler 6. filo işgalleri vs. önem taşıyordu. Bu çalışmada ise biz gerek dünyanın gerekse Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları öne çıkarttık. Yani tarihsel çerçeve nedir, Deniz ve arkadaşları nasıl bir dünyada mücadele ettiler, onları çevreleyen koşullar nelerdi. Bir bunu göstermeye, ona vurgu yapmaya çalıştık.

İkincisi Türkiye’de o dönemde işçi köylü hareketlerinin çok büyük bir toplumsal etkisi vardı. Bugüne kadar ihmal edilmiş bir yandı. Müthiş grevler, fabrika işgalleri 15-16 Haziran gibi büyük bir toplumsal olay, bunun yanında üretici köylü hareketi, tütün, fındık, pamuk, haşhaş ekicilerinin büyük hareketi ve Türkiye tarihinde bir daha görülmemiş olan büyük toprak işgalleri vardı. Binlerce köylü yüz binlerce dönüm arazinin üzerinde silahlı çatışmalara girdiler, jandarmayla, ağaların beylerin adamlarıyla çatışmalara girdiler, toprakları işgal ettiler. Dört binden fazla köylü tutuklandı. Bunlar bizim bugünkü kuşakların bilmediği olaylar. Oysa bu olaylarla Deniz’in siyasi hareketi arasında son derece yakın bağlar vardı. Toplumsal hareketlerle THKO’nun doğuşu ve eylem tarzı arasında çok yakın bir ilişki vardır. Biz içinde bulunduğumuz dönemde işçi köyü hareketiyle, gençlik hareketinin nasıl bir araya geldiğini anlatmayı önemli gördük. Çünkü günümüzde de eğer Denizler anılacaksa ki anılıyor her zaman anılacaklar. Bu yönlerinin genç kuşaklara aktarılması daha önemlidir diye düşündük.

GENEL OLARAK ÖĞRENCİ HAREKETİNİ BİRLEŞTİRMEK GİBİ BİR DERDİMİZ VARDI

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesine  yön veren işçi köylü hareketi karşısında nasıl bir çalışma yürütüyorlardı. Biraz açabilir miyiz?

Biz bu belgeseli oluştururken o dönemin gazete başlıklarından geniş ölçüde yararlandık. Derbi Lastik Fabrikası’nın işgali öğrenci hareketinin başlıca dayanaklarından biri haline gelmiştir. İşgal edilmiş fabrikanın işçileri öğrencilerin anti-emperyalist gösterilerine katılmışlardır. Öğrenciler fabrikayı ziyaret etmiş dayanışma göstermişlerdir. Görünen yüzü bir dayanışma ilişkisidir.

Onun ötesinde grevci ya da işgalci işçilerle doğrudan doğruya iş yerlerinde, evlerinde, mahallelerinde bire bir ilişki kurarak onları yalnızca grev yaparak, yalnızca kendi patronuna karşı mücadele ederek davayı kazanamayacakları yolunda bilgiler götürmeye çalışılırdı. Her işçi kendi patronunu kendi düşmanı olarak görür ama diğer fabrikanın patronu hakkında “baba adamdır o da bizim patron olsa bizde iyi durumda olabilirdik” diyebilirdi. Önemli olan işçinin  patronlar sınıfına karşı  bir sınıf olduğunu anlamasıdır. O dönemde bu bilinç oldukça geriydi. İşçiler çok büyük hareket içindeydiler ama kendilerini henüz bir sınıf olarak adlandırmakta geriydiler. Bizim çalışma yaptığımız her alanda fabrikalara gittiğimiz iş yerlerinde hatta işçilerin evlerinde katıldığımız sohbetlerde en çok anlattığımız şey bu olurdu. İkincisi hemen arkasından Amerikan Emperyalizmi ve onun işbirlikçileri olan hükümete karşı propaganda olurdu. Siyasi yönü ağır basan konuşmalar yapardık. Zaten ekonomik mücadeleyi derinden yaşıyorlardı ve bunun bir adım ötesini görmesi gerekiyordu o günkü düşüncemize göre. Bunu da biz yerine getirmeye çalışıyorduk. Yapmaya çalıştığımız buydu. O zamanın en büyük işçi havzaları Alibeyköy ve Sakarya tarafı gerçekten çok büyük grevlere sahne olmuştu. İşçilerle öğrencilerin arası çok iyiydi, severlerdi. Toplu olarak gittiğimizde de tek tek gittiğimizde de çok sıcak karşılarlardı. Çünkü mücadele içinde olmanın ne demek olduğunu biliyorlardı. Öğrencilerin mücadelelerini kendi mücadeleleri olarak algılamaya da başlamışlardı. Dolayısıyla belirli bir örgütlenme bilinci eksik olsa bile (bizdeki bir eksiklikti o) üye olabileceğimiz bir parti yoktu. “Gel buraya üye ol” diyebileceğimiz, “işçi partisi burasıdır” diyebileceğimiz bir partimiz yoktu. Ama hareketi birleştirmek genel olarak öğrenci hareketini birleştirmek diye bir derdimiz vardı.

NEREDE OLURSA OLSUN EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞMAKTIR

Günümüzde de emperyalizmin Ortadoğu’yu yeniden yapılandırma ve Suriye’yi işgal etme planları var. Emperyalizm ve işbirlikçileri Türkiye’yi bu sürece dahil edilmeye çalışılıyor. Malatya Kürecik’te bir radar üssü kuruluyor. Bu günün gençliği Denizlerin mücadelesinden neler almalı ve nasıl bir mücadele hattı geliştirmeli?

Aradan 40 - 50 yıl geçti aşağı yukarı. Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlar listesi değişmedi. Bölgenin sorunları da değişmedi. Büyük çatışmalara konu olan bu sorunlar devam ederken onlara karşı mücadele oldukça geriye doğru itilmiş vaziyette. Yani Denizler ve 68 gençliği yalnızca Amerikan Emperyalizmi’nin Türkiye’deki varlığına itiraz etmekle kalmıyorlardı. Bölgede özellikle Deniz’in ve diğer arkadaşların Filistin’e giderek, Filistin halkının yanında İsrail Siyonizmine karşı savaşmaları da işin bir yönüdür. Dolayısıyla bölgeyi bir bütün olarak kavramak ve onun karşılaştığı sorunların hepsini mücadele konusu olarak görmek o dönemin bir özelliğidir. Bugün de aynı sorunlara karşıyız. Emperyalizm, Kürecik’teki radar üstünden tut ekonomik ilişkilere, sömürü biçimlerine kadar pek çoğuyla içimizde. Hem de sınırlarımızda ülkenin bulunduğu bütün alanlarında daha uzun ömürlü kılmanın savaşı içinde. Öyleyse bizim mücadelemiz de bugün hem içeride hem de dışarıda Emperyalizm’e karşı mücadele etmek emperyalizmin maşası durumunda olan egemenlere karşı mücadele etmek. Hem de bölgedeki Anti-Emperyalist mücadelelerle dayanışmak. Her halkın karşılaştığı sorunları kendi sorunumuz olarak benimsemektir. Bize Denizlerin bıraktığı en önemli miras budur. Hem ülkede hem de dünyanın neresinde olursa olsun emperyalizme karşı savaşmaktır. O ruhu yaşatmak o inançla, o azimle dolu olmak önemlidir ve bize bıraktıkları en önemli miraslardan biri de budur.

PARTİ’NİN KURULMASI ERDAL’I ÜST DÜZEY ÇELİKLEŞTİRMİŞTİ

Bir konuşmanızda; “Denizlerin bir projesi vardı, Erdal’ın ise partisi” demiştiniz. Aslında gelişen bu süreç Türkiye Gençliğine izlemesi gereken yolu da gösteriyor.

Denizle Erdal arasında hem çok büyük benzerlikler ve Erdal lehine farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Erdal aslında Denizlerin idam sehpası altındaki tavrını daha üst düzeyde tekrarlamıştır. Çünkü Erdal partili bir gençti. Denizler ise partinin mücadele sonunda kurulacağına inanıyorlardı. “Partisiz de olsa yola çıkabiliriz. Zaman içinde ordu partiye dönüşür” diye düşünüyorlardı. Önce silahlı mücadele sonra parti diyen bir anlayışa sahiptiler. Dolayısıyla kendilerini Komünist bir partinin üyesiymiş ve onun gereklerini yerine getiriyormuş gibi düşünemeyiz. Öyle iddiaları da yoktu zaten. Fakat Erdal eline böyle bir imkan verilmiş bir gençti. Yani iyi kötü eksik gedik haliyle büyük gençlik kitlelerini, işçileri köylüleri kasaba gençliğini kapsayan büyük hareketin partileşme sürecinde devrimci olmuştu ve onun partileştiğini de görmüştü. Partileşme sürecinde ne gibi mücadeleler yaşandığını, kitlelerin nasıl örgütlendiğini, partiye nasıl dahil edildiğini yaşamış bir gençti. O örgütlü çalışma onu bir üst düzeyde daha çelikleştirmişti diye düşünürüm hep. Ve bugün baktığınızda 17 yaşında bir genç ve o tavrı göstermiş. Dünyanın pek az bir örneğinde görülen yiğitlik örneğidir. Ama kişisel yiğitlikten ziyade bu örgütlü bir genç olmasından ötedir.

İŞÇİLEŞMEK VE İŞÇİ GİBİ HİSSETMEK, ONLARIN HAYATINA GİRMEK

Son olarak Türkiye Gençliğine Denizlerin idam edilişinin 40. yılında neler söylemek istersiniz?

Denizler her şeyden önce iki özellikle çok iyi anılmalıdırlar. İşçi köylü hareketinin içinden doğmuş olmak, işçi köylü hareketiyle birleşmeye çalışan devrimciler olmak. Bu bakımından kendilerinden öğreneceğimiz hala daha çok şey vardır. Bu olmadan devrimci olunamaz. Bunu öğretmişlerdir. “İşçileşmeden, işçiler gibi hissetmeden, onların hayatının içine girmeden devrimcilik yapamazsın” bunu öğrettiler. İkicisi kişisel olarak halka, yoldaşlara bağlılık ve onlar için yapabileceklerini sınırlamayan bir düşünceye sahip olmak. Her şeyi yapabilirlerdi, severek yapmışlardır, asla fedakarlık olarak kahramanlık olsun diye yapmamışlardır ve devrimci ahlaklarının gereği olarak yapmışlardır.

Deniz ve bütün arkadaşları da her zaman öyleydi. İdam edildikleri için üçünün adını veriyorum. Yaptıkları her işi neşeyle yapmışlardır, zevk alarak yapmışlardır, keyif alarak yapmışlardır, ölümleri de öyle olmuştur.


Deniz Gezmiş’i örgütsüz bir kahraman gibi gösteriyorlar. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu’na  Deniz Gezmiş parkası giydirilen afişler yapılıyor. Kılıçdaroğlu, günümüzün Deniz Gezmiş’i gibi sunuluyor...

Deniz  sosyalist fikirlerle ilk karşılaştığı andan itibaren örgütlü olmak için çalışmıştır. Biz Türkiye İşçi Partisi’ne üye olmak istediğimizde 1963’te daha 18 yaşımızı doldurmamıştık. Sivas’ta Türkiye İşçi Partisi’ne üye olmak istedik Deniz ve ben. “Sizi üye yapamayız” dediler. “Devrime 5 yıl var, çok iyi çalışın” demişlerdi. O gün Türkiye İşçi Partisi’nin başkanı olan Ali Abi diye bir başkanımız vardı, demiryolu işçisiydi, “5 yıl var devrime çok iyi çalışacaksınız” dedi. Sonra Deniz yaşı elverdiğinde Türkiye İşçi Partisi’nin üyesi oldu. Ama buradayken partinin politikalarıyla uyuşmadığı için, onlara muhalefet ettiği için atıldı. O zaman kendi örgütünü kurdu; hem öğrenci hareketi içinde Devrimci Öğrenci Birliğinin kurucusudur, hem onun dışında da Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu gibi bir siyasi örgütün adamıdır. Parti fikri tartışılmıştır ve Mihri Belli’ye bizzat Deniz “devrimci bir parti kur, devrime partiyle gidilir” demiştir ama Mihri Belli parti fikrine yanaşmamıştır. Bundan çekinmiştir o dönemde. Şimdi kendi acayip örgütlerinin insanı gibi simgelemeye çalıştıkları Deniz Gezmiş aslında daima devrimci örgütlerin insanıdır ve o parka giyen herkese bol gelir, onun içinde kaybolurlar. Çuvala düşmüş fare gibi olurlar yani.

BU İLGİYİ DÖNÜŞTÜRMEK SOSYALİZMİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELE OLARAK KAVRAMIŞ GENÇLERİN GÖREVİDİR

Bugün gençler sosyalizmi ilk önce Denizler üzerinden öğreniyor. Darağacında Üç Fidan, Gülünün Solduğu Akşam ilk okuduğu kaynaklar çoğunlukla. İlköğretimin ikinci kademesinde ve lisede okuyan gençlerin mücadeleyi tanımladıkları kahramanı olarak şekilleniyor Deniz Gezmiş...

Toplumsal olaylarla belirli fikirler arasında ilişki kurmak daima simgeler üzerinden olur. Yoksulluk var, gerilik var, hastalık açlık bir sürü sorun var. Bu sorunlarla Sosyalizm arasında bir ilişki kurabilmek için o yaşta bir gencin bir simgeye ihtiyacı vardır. İkisini birbirine bağlayacak. Bir yanda sosyalizm bir yanda toplumsal sorunlar. Simgeler daima bu bakımdan önemlidir. Deniz bunun için önemli ve elverişli bir simgedir. Sosyalizm için mücadele etmiş halkı için mücadele etmiş bir insan. Ama sözünü ettiğin kitaplar daha çok bireysel kahramanlık özellikleriyle anılan kitaplardır. Yani Deniz, Sosyalizm derken ne kastediyordu, işçilerin kurtuluşları hakkında ne düşünüyordu, dünyanın kurtuluşu hakkında ne düşünüyordu bunlar o kitaplarda yok. Ama önemli olan gençlerin o ilgisini doldurabilmektir. O da Sosyalizmi örgütlü mücadele olarak kavramış gençlerin görevidir.

www.evrensel.net