İşçiyi kaçak ocaklara mahkum etmeyin

İşçiyi kaçak ocaklara mahkum etmeyin

Zonguldak’ta ücretleri ödenmediği için kendilerini madene kapatarak açlık grevine giren işçilerden Serdar Mehmet Top, şu an işsiz olduklarını söyledi.

Fırat TURGUT
İstanbul

Henüz 13 yaşında, bıyıkları terlememiş bir çocukken çalışmaya başladığını söylüyor Serdar Mehmet Top. Öyle simit ya da su satmakla da değil, 13 yaşında yerin metrelerce altına girdiğini anlatıyor: “Ortaokula 1 sene ara verdim. Madende çalıştım. Aralıklarla çalışıyordum.” Peki bir çocuk niçin böyle ağır bir işte çalışır ki? “Bilmiyorum” diyor: “O bölgede olduğumuz için alıştık mı desem? İster istemez hayat seni yönlendiriyor.” Hadi hayat yönlendirdi, peki küçük bir çocuğu hangi ocak işe alır? Mehmet Serdar Top, kaçak maden ocaklarını işaret ediyor. Hatta madencinin anlattığına göre, madenci kenti Zonguldak’ta çocuk işçilerden çok kaçak maden ocaklarına alışılmış durumda. Keza kaçak maden ocaklarından resmi makamların da haberdar olduğunu ve bölge halkının da bu durumdan rahatsız olmadığını anlatıyor: “Çünkü çevrendeki tek iş olanağı madencilik. Başka bir iş yaparken işsiz kaldın diyelim. Hemen yanında maden ocağı var. Ocak varken işsiz kalma şansın yok. Paraya da ihtiyacın var. Bir de maden dışında sana 10 lira veriyorlarsa madende 20 lira veriyorlardı. Sana da daha cazip geliyordu.”

BALÇINLAR’A 2006’DA GİRDİ

Deyim yerindeyse madende büyüyor Mehmet Serdar Top. Askere gidene kadar aralıklarla girdiği yer altına, askerden geldikten 8 sene sonra her gün giriyor. Artık kömür, yer altı ve karanlık hayatının önemli bir kısmını oluşturuyor. Tabii bu kez kaçak maden ocaklarında çalışmıyor. Birkaç hafta önce kendini kapattığı Balçınlar Maden Ocağında 2006 yılında işbaşı yapıyor. Kan ter içinde, toz soluyarak geçen 10 senenin ardından çalıştığı maden ocağı Balçınlar, yaklaşık bir ay önce işçilerin açlık greviyle girdi gündemimize.

Balçınlar Maden Ocağında, madencilerin kendilerini ocağa kapatarak açlık grevine iten sebebini ve akabindeki gelişmeleri şöyle anlatıyor Top: “Ocak ayından itibaren ücretlerimiz yatırılmıyordu. Mart ayının 27’sinde ücretlerimizi alamazsak çalışmayacağız dedik ve 18 gün çalışmadık. Çalışmadığımız dönemde Deka Madenciliğe kayyum atandı. Bizim alacaklarımızla bir ilgisi yok. Cemaat operasyonları kapsamında atandı. Kömür satılamadığı gerekçesiyle ücretlerimizi alamıyorduk. Ama biz bir taraftan üretim yapmaya devam ediyorduk. Bize belli miktarda para yatırdılar. Nisanın 18’inde işe başladık. Mayısın 6’sında kayyum geldi.” 

Kayyım atanmasının ardından 1 gün çalıştıklarını anlatan Top, “Sonra pazartesi günü işe gelmeyeceğimizi söylediler” diyor. Süreci anlamak için seçtikleri temsilcilerin kayyımla görüşmeye gittiğini anlatıyor: “İlk görüşmede, kayyum çalışılabilecekse işçilerin çalışabileceğini söyledi. Biz daha sonra şirketin ihalesinin bittiğini, bundan dolayı çalışamayacağını öğrendik.”

MADENCİNİN AKLINA İLK GELEN EYLEM!

Daha sonra işçilerin çatı eylemi başlattığını (çatıya çıktılar) aktarıyor Top: “Emniyet müdürü bize yardımcı olacağını söylemişti. Bununla beraber eylemi sonlandırdık. Sonrasında Valiyle görüşmemiz oldu. Oradan bir netice alamayınca bir anda bir karar verdik. Madencinin ilk aklına geleni yaptık. Ocağa kilitleyelim kendimizi dedik. Kimimiz iş elbiseleriyle kimimiz temiz elbiselerle girdik ocağa.”

NE HÜKÜMETİ NE VALİYİ GÖRDÜK YANIMIZDA

Bir taraftan soğuktan korunabilmek için 1 battaniyenin altına 4 kişi girip ısınmaya çalıştıklarını anlatıyor, diğer taraftan emniyet müdürü dışında kimsenin kendilerini muhatap almadığını belirterek sitem ediyor: “Biz bu halde hakkımızı almaya çalışırken ne valiyi ne hükümeti ne belediye başkanını gördük yanımızda. Hükümetin duyarlı olmasını isterdik bu konuda. Eylemimiz boyunca muhalefetten toplamda 5 milletvekili geldi. Hükümetin milletvekillerinden destek görmedik. Bizimle irtibatlı olan AKP’li milletvekilleri üç gün sonra görüşmekten vazgeçtiler. Arıyoruz, telefonları kapalı.”

TTK ocaklarında örgütlü olan GMİS’e de tepki gösteriyor: “Sendika üyesi değiliz. Ama biz GMİS’ten destek bekledik ama onların da desteğini göremedik.” 

‘ÇALIŞMAK İSTİYORUZ’

11 gün sürdü madencilerin eylemi. 11 günün sonunda ücretlerinin bir kısmı ödendi. Aldıkları ücretin hiçbir ihtiyaçlarını karşılamadığını söylüyor Top ve şöyle devam ediyor: “Biz tüm hakkımızı almış değiliz. Şu an iş akdimiz de feshedilmedi. Çıkışımızı da vermiyorlar, dolayısıyla tazminatlarımızı da alamıyoruz. Bizim çıkış almamızı istiyorlar. Şu an itibariyle işimiz yok. Ama biz çalışmak istiyoruz. Geçinebilmek için çalışmak zorundayız.”

Yine madende çalışmayı düşündüğünü söylüyor Mehmet Serdar Top. Sebebini ise “Emeklilik” olarak açıklıyor: “10 sene çalıştım. Birkaç sene daha çalışırım” diyor.

Balçınlarda şu an işsiz olan madenciler, kısa zamanda madende iş bulabilirler mi bilinmez ama işsiz kaldıkları süre boyunca, geçinebilmek için kaçak ocaklarda çalışmaları kaçınılmaz gözüküyor.

YER ALTINDAN NOTLAR

Mehmet Serdar Top’un madende çalışmanın zorluklarını da şu şekilde anlatıyor:
* Bugün bir muayeneye gitsek, hepimizin ciğerlerinde toz çıkacak. Ben çok taş tozu olan yerlerde çalışmıyorum ama ne kadar olursa olsun o havayı teneffüs edince mümkün değil bir sorun olmaması.

* Madendeki üç vardiyanın ikisi üretim yapar, bir vardiya üretim yapılan yeri onarır. 

* Normalde oksijenin 15’e düştüğü yerde çalışılmaz. Yazla kış olduğu zaman ocaklarda ters dönüyor havarlar. Kışın başka yazın başka bir taraftan üfler. Kışın üfleyince ocak havalanıyor. Yazın ise sıcak üflediği için nefessiz kalıyorsun. Normal’de 18-20 olması gerekiyor oksijenin. 15’e düştüğü yerde biz çıkıyorduk. Çalışamıyorsun çünkü. 

* Bizde beden olmadan hiçbir şey yürümez. Elinde küreğin kazman olacak. Vagon dediğimiz bir sistem var. Onları iterek getiriyorsun. Bir kişi itemiyorsa iki kişi itiyorsun. Çalışırken kan ter içinde kalıyorsun. 10 metre olan yer var. 300 metre olan yer var. Bir de malzeme çıkarmak zorundasın. Direk çıkarmak zorundasın. Soğukta mecburen ıslak direği elliyorsun. Mesela sıralanıyorsun biri sana uzatıyor direği, sen yukarıdakine uzatıyorsun. Biri bıraktı mı bitti. 

* Bazı yerlerden taş düşüyor. Yüksekten düştüğü için zarar verebiliyor. Bir kere benim ayağıma taş vurdu mesela. Ayağım şişti.

* Göçük olacağı zaman anlaşılır. Çam ağaçları kullanılır. Çam ağaçları birden kendilerini bırakmıyor. Çat çat çat çat diye ses çıkarırlar. Ocak göçeceği zaman önce bir sallanır. O sallanmayı hisseder oradaki insan. Ondan sonra çat çat çat seslerini duydun mu kaçacaksın. Sesi bile insanı ürpertiyor. Ona rağmen çalışıyorsun ama. Bir direk bugün çatlamışsa yarın biraz daha bölünüyor. Ağaç sakız gibi olur. Yine de kendini bırakmaz. Sakızı çektiğin zaman uzuyor ya. Ağaç da o şekilde uzuyor. Çam ağacı kullanmasan zaten gittin. Öbür ağaçlar haber vermiyorlar.

SOMA KATLİAMI’NDAN SONRA DENETİMLER ARTTI AMA...

Soma Katliamı’ndan sonrasını da konuşuyoruz Mehmet Serdar Top’la. Soma’dan sonra Balcınlar’da denetimlerin arttığını söylüyor: “Denetime gelen kişilerin ocağın içine girmesini isterdik ocağın önünden dönmesini değil. Ama bu bile çok uzun sürmedi.

Ayrıca katliamdan önce madene giriş ve çıkışlarda kendilerine, yemek (ekmek, domates, salatalık, yumurta, helva) verildiğini ancak sonra madenciye çift asgari ücret verilince bunların da kaldırıldığını anlatıyor.

www.evrensel.net