Güneş balçıkla sıvanmaz, peki ya sosyalizm?

Güneş balçıkla sıvanmaz, peki ya sosyalizm?

Son dönemin bestseller roman yazarlarının tek derdi okur piyasasını elde tutmaktır, diyebiliriz. Ama demeyeceğiz! Çünkü bu olunmaz dert onları, aynı zamanda, ahlak ve bilinçlerini mevcut sisteme teslim etmeye zorluyor. Ah ne yazık, o kıvrak kalemlere...Edebiyat ve romanlar bu ünlü zatların elinde, çoğunlukla insanları dünya dert

Ercüment Akdeniz

Edebiyat ve romanlar bu ünlü zatların elinde, çoğunlukla insanları dünya dertlerinden ve hayatın gerçeklerinden uzaklaştıran (daha doğrusu koparan) bir afyona dönüşüyor. Hayatla, okulla, geleceğinle ilgili bir derdin mi var? Kendini ne zora sokuyorsun be kardeşim! At kendini başka bir düzleme, kurtul bütün dünyevi acılardan! Üstelik bu romanlarda, zaman da mekân da bir başka akıyor. Doğa ve bilim kanunları sökmüyor. Eline bir kitap alıyorsun ve bir zaman tüneline giriyorsun… Burada tek kural bilinemezcilik, olaylar ve kahramanlar ise doğaüstü. Bu âlemde, ne sosyal sınıflar ve ona ait çelişkilere ne de emek ve sömürüyü temel alan çatışmalara yer var. Sömürücü sınıfların vahşeti ile okurun arasına çekilen bir serap perdesi gibidir artık bestseller roman.

BESTSELLER’İN SOSYALİZM TARİHİNE YOLCULUĞU

Dünya bestseller romancılarının bir bölümü de ekmek teknesini tarihin sularına sürmüşler. “Eh artık nihayet bir zaman kesitinden ve bir mekân düzleminden bahsedebiliriz. Bu tarihsel romanlarda en azından dünya meseleleri es geçilmemiş, buna da şükür” diyebiliriz. Ama demeyeceğiz!  Çünkü kıvrak ellerindeki kalemi, en hunhar ve en usta silahşorların kılıcı gibi kullanabilen bu roman yazıcılar, sosyalizme saldırıyorlar.

Peki, emperyalist ideologlar tarafından, yıllarca “öldü, bitti, dosyası rafa kalktı” denen sosyalizmin tarihine, üstelik bestseller romanlarda değinmeye şimdi neden ihtiyaç duyuluyor? Çünkü bu “en çok okunanlar” delisi yazarlar, yüzyıllık tarihsel bir yolculuğu konu olarak seçtiklerinde, sosyalizm dönemini isteseler de es geçemiyorlar. Ah, lanet olsun! Öyle ya, bugün olduğu gibi tarihte de kıran kırana bir sınıf ve toplumlar savaşı var. Öyleyse bu savaşta taraf olmaktan başka çare yok! Bu gerçeğin farkına varan “ün”lü romancıların görevi çoktan saptanmış bile; sosyalizme karşı olanların kampında, çarpıtma hünerlerini en maharetli biçimde konuşturmak!

Şimdi isterseniz, bu “ün”lü romancılardan ikisinin, piyasaya sürdüğü iki kitabı, örnek olarak kısaca inceleyelim. Zira ne anlatmak istediğimiz daha iyi görülecektir.

OKSANEN’İN ARAF’I

Sofi Oksanen, Estonyalı bir yazar. Pegasus yayınlarından çıkan romanının adı ise Araf. “Uluslar arası Bestseller” unvanıyla basılan kitabın, kısa bir süre önce, gazete kuponu indirimiyle geniş bir okur kitlesine ulaştığını da ekleyelim. Kitabın konusuna gelince;
İkinci dünya savaşında faşist Almanya ile SSCB arasında kalan Estonya’da, Alman asıllı bir kasaba iki ayrı kamptan yana saflaşır. SSCB’yi tutanlar ve komünist olmayı seçenler güya makam peşindedir ve rahatlık içinde yaşayanlardır!  “Özgür Estonya için” sloganıyla yeraltına çekilen milliyetçiler ise ülkenin kurtuluşunu Hitler ordularının işgalinde aramaktadır! Kitapta Sovyetlere karşı yapılan sabotaj ve suikast eylemleri inceltilmiş bir kahramanlık örneği olarak anlatılıyor.

Stalin önderliğindeki kızıl ordunun Hitler’i dize getirmesi ve Berlin’e girmesiyle Estonya’da durum değişir. Artık milliyetçi kahramanların tek umudu ABD başkanları Truman ve Rosevelt’dir!

Stalin ve Lenin, putlaştırılmış birer simge olarak kitapta anlatılırken, milliyetçilerin gördüğü iddia edilen işkence, sürgün ve dramlar, bir zamanların anti-komünist kara propagandasını hatırlatıyor. Ekim devrimiyle birlikte örülen sosyalizm süreci kitapta tamamen çarpıtılarak veriliyor.

Oysaki 1917 Ekim Devrimi, dünya proletaryası için bir kurtuluş umudu ve proleter devrimler çağının başlangıcıydı. Uluslar arası burjuvazi ve gericilik sosyalizme şiddetli saldırılarla yanıt verdi. Hitler faşizminin önünü açmaktan çekinmedi. İç ayaklanmaları kışkırttı, Lenin dâhil devrimin birçok önderine suikastlar düzenledi. Yetmedi, Sovyetlere karşı uluslar arası komplolar düzenlendi. Stalin önderliğindeki sosyalist inşa sürecinde, içeride gizli sabotaj eylemleri örgütlendi. Evet, işte gerçekler bunlar ve bunların zerresine bile kitapta yer verilmemiş.

Bestseller yazar insafsızlığı ve gericiliği o kadar ileri götürmüş ki, Hitler faşizminin dünyaca lanetlendiği katliamların tekine bile değinmeden kitabı bitirmiş. Yazar çarpıtmayı sürdürüyor ve İkinci Paylaşım Savaşında 20 milyon Sovyet yurttaşının canı pahasına faşizme karşı kazanılan zaferi yok sayıyor. Bugün 21. yüzyılda bile faşizme karşı kazanılan zafer hala bir güneş gibi insanlığı ısıtıyor. Fakat Estonyalı yazar bu zaferi de tıpkı diğer gerçekler gibi faşizm artığı balçıklarla sıvamaya çalışıyor.

Gelelim ikinci kitaba;

DASGUPTA’NIN SOLO’SU

Rana Dasgupta Hint asıllı Britanyalı genç bir yazar. Metis yayınlarından çıkan kitabı “Solo” Common Welt Yazarlar Ödülünü (2009) kazanmış. Solo’nun öyküsü kısaca şöyle;

100 yıllık bir yaşamı gören Bulgar kimyager Ulrich, aynı zamanda 20.yüzyılı baştan sona yaşar. Roman, kör bir adamın gözünden, bazen hatıralara bazen de hayallere okuyucuyu götürür. Olaylar Bulgaristan tarihini merkez alarak anlatılır. Yüzünü sosyalizme dönen halk demokrasili Bulgaristan dönemi de, sosyalizmden kapitalizme dümen kıran Bulgaristan süreci de kitabın konuları arasındadır. Kimyanın ve plastikin öyküsü de olayların örgüsü içindeki yerini alır. Ne var ki kitabın kurgusundaki ustalık, romanı bir tarih çarpıtması olmaktan kurtarmaz; bilakis bunu pekiştirir.

Devrim zamanlarında bir solo kemana benzeyen Ulrich, sosyalizm zamanlarında bireyselliğe düşkün, kimyasal çalışmalar yapan bir bilim adamı olarak kitapta resmedilir. Bulgaristan Komünist Partisi’nin ve Bulgar halkının önderi Georgi Dimitrov ise bir diktatör olarak gösterilir. Sosyalizmden geriye dönüş ise daha çok Gürcistan’da geçen olaylar üzerinden anlatılır. Kapitalistleşme “dengesiz” yaşanırken mafya her alanı kuşatmıştır. Ama bu durum bile sosyalizmin iyi ve aranan bir sistem olduğu anlamına gelmez. Çünkü yazara göre bu acımasız sürecin sorumlusu, tarihin akışını geciktiren sosyalistlerden başkası değildir. İşte kitabın vermek istediği ana mesaj budur. Aslında gerçek olan, “Solo” da yazmayanlardır!

Peki, gerçekte Bulgaristan’da ne oldu?

İşçi sınıfı ve halkın devrimci mücadelesinden korkan egemenler 19 Haziran 1923’te faşist bir darbe yaptı. SSCB’den başlayarak diğer ülkelere yayılan sosyalizm pratiğinden de korkan burjuvazi 9 Eylül 1944’e kadar süren faşist diktatörlükle ülkeyi yönetti. Halk faşist katliam ve işkencelerde inim inim inletildi. Milletvekilleri, aydınlar, komünistler kurşuna dizildi. Örneğin BKP gençlik örgütü merkez yöneticileri acımasızca katledildi. İşte “Solo”da bunların hiç birine yer verilmiyor. Yurtdışına çıkmak zorunda kalan BKP lideri Dimitrov Alman Parlamentosunu (Reichstag) yakma iftirasıyla Laypzeig mahkemelerinde yargılandı. Dimitrov savunmayı yargılamaya çevirerek Hitler faşizmine ciddi bir darbe vurdu. Dimitrov aynı zamanda “Faşizme Karşı Birleşik Cephe”nin mimarı olarak tüm Bulgar halkını birleştirmeyi başardı ve halkın gönlünde taht kurdu.

Bu kadarcık kısa bilgi ve tarihsel kesit bile, Dasgupta’nın, romanını üzerine inşa ettiği temeli tuzla buz etmeye yeter. Ama O, gücünü yeni ve genç kuşakların tarih bilgisinden yoksun bırakılmasından alıyor. Roman “sanatının” tüm inceliklerini kullanarak tarih çarpıtıcılarının kervanına katılıyor.

BÜYÜK ÇARPITMAYA KARŞI; DİYALEKTİK VE TARİHSEL MATERYALİZM

Anti-sosyalist çarpıtmalar yeni olmadığı gibi bunun tek görünümü de roman değil. Uluslar arası burjuva gericilik bunun için her yolu ve biçimi denedi, denemeye de devam edecek. Sosyalizm düşmanları ve onların dümenine su taşıyan liberaller, proletaryanın bir sınıf iktidarı aracı olan işçi sınıfı devletine de karşıdırlar. Stalin bunu şu sözlerle anlatıyor;

“Devrim proletarya diktatörlüğü olmadan burjuvaziyi yenebilir, burjuva iktidarını devirebilir. Ama devrim, gelişmesinin belirli bir aşamasında temel dayanak noktası ödevini gören proletarya diktatörlüğü biçiminde özel bir organ yaratamazsa, burjuvazinin direncini kıramaz, zaferini koruyamaz ve sosyalizmin kesin zaferi için ileriye yürüyemez.”

Kapitalizmin sosyalizme dönük kara çalmalarına karşı genç kuşakların sarılabileceği yegâne ışık bugün de diyalektik ve tarihsel materyalizmin ışığıdır!
Evet, Sosyalizm de tıpkı bir güneş gibi balçıkla sıvanamaz.
Gelecek Sosyalizmindir!:


İlgili okurlar için ilk elden okunabilecek kitaplar;

- SOVYETLERE KARŞI BÜYÜK KOMPLO
Michael Sayers, Albert E. Kahn (Yurt Yayınları)

- LENİNİZMİN SORUNLARI
Jozef Stalin (Sol Yayınları)

- BÜYÜK GERİ SIÇRAMA
Henry Alleg (Evrensel Basım Yayın)

- FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK CEPHE
Georgie Dimitrov (Evrensel Basım Yayın)

- BULGARİSTAN DEVRİMCİ GENÇLİK HAREKETİ TARİHİ
(Evrensel Basım Yayın)

- YENİLGİDEN ZAFERE
(Evrensel Basım Yayın)

www.evrensel.net