Bağlı mı bağsız mı?

Bağlı mı bağsız mı?

Erdoğan’ın yüksek yargı başkanlarını yanına alarak medyaya poz vermesi ve sonrasında yapılan açıklamalar yargı bağımsızlığı tartışmasını alevlendirdi.

Kamil Tekin SÜREK

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son hamlesi günlerdir devam eden yeni bir tartışmayı başlattı. Yargının bağımsızlığı tartışması.
Erdoğan’ın Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanlarını yanına alarak Rize’de çay toplamaya gitmesi ya da Kırşehir’de Yüksek Yargı Başkanları’nın Erdoğan’ın konuşmasını hararetle alkışlaması elbette tesadüfi olaylar değildi.
Erdoğan, bu son eylemi ile yargı üzerindeki vesayet arzusunu dosta düşmana göstermek istemişti. Zaten önceki bir konuşmasında da yasama, yürütme ve yargı organlarının devletin başı olarak Cumhurbaşkanı’na bağlı olduğunu söylemişti.
Erdoğan’ın bu tezini, tartışmaların başladığı günden birkaç gün sonra AKP Hükümeti Sözcüsü Numan Kurtulmuş da dile getirdi. Mealen, Yüksek yargı Başkanlarının Cumhurbaşkanı ile Rize’de birlikte olması, Kırşehir’de Cumhurbaşkanı’nı alkışlamasında bir gariplik yoktu. Çünkü, zaten yargı Cumhurbaşkanı’na bağlıydı. Tepkiler üzerine Kurtulmuş sözlerini ertesi gün düzeltti. Bağlı ifadesi doru olmadı, ilgilidir demek istedir dedi. AKP yandaşları ise, bu düzeltmeyi Anayasadan alıntı yaparak “gözetir” olarak düzelttiler ve Erdoğan’ın “gözetme” fonksiyonunu yerine getirdiğini söylediler.

YARGININ BAĞIMSIZLIĞINI SAVUNMUŞTU

Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi hayatındaki sözleri ve aldığı kararlarla, pragmatist ve oportünist bir siyasi kişilik olduğunu gösterdi. Erdoğan’ın hukuki eğitimi olmasa da;  yargının bağımsızlığı, hakimin bağımsız ve tarafsız olması ilkeleri üzerinde fazla bilgisi olmadığı tahmin edilebilse de; kırk yıllık siyasi yaşamında yargı bağımsızlığı üzerine onlarca tartışmanın bizzat içinde yer aldığı ve tartışmaları en azından izlediği bir gerçektir. Ve, Erdoğan son beş seneye kadar bu tartışmalarda yargının bağımsızlığını savunan tarafta görünmüştür. İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemlerde hakkında açılan yolsuzluk davalarında yargılanırken; bir konuşmasında okuduğu şiir nedeniyle yargılanıp, cezalandırılırken; partisine Anayasa Mahkemesi tarafından kapatma davaları açılırken ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapatma davaları hazırlanırken yargının bağımsızlığını, yargıçların tarafsızlığını savundu. Şimdi ise, devlet başkanı olarak yargının da kendisine bağlı olmasını savunuyor.
Tarihte yargı bağımsızlığı mücadelesi esas olarak güçsüzün güçlüye, yönetilenlerin yönetene karşı mücadelesinin bir unsuru olarak sürmüştür. Çok eski zamanlarda krallar, muktedirler hem yasama, hem yürütme, hem de yargı fonksiyorlarını icra ederlerdi. Hükmettikleri kitleler büyüdükçe, bu alanlandaki iktidarlarını memurlarına devretmeye başladılar. Fakat, her zaman son söz muktedirindi. Zamanla yasalar da yaptılar ama muktedirler hiçbir zaman yasalarla kendilerini bağlı saymadılar. Muktedirin sınırsız iktidarını sınırlamak, muktedirin adamları memurlarının görev ve yetkilerini yasalarla düzenlemek vb. gelişmeler büyük, kanlı mücadeleler sonucu elde edildi. Ve hâlâ bazı yerlerde korunabiliyorsa, bu hakları elde etmiş olanların kararlı duruşu sayesinde korunabiliyor.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI NEDEN GEREKLİ?

Yargının bağımsızlığı, hakimin tarafsızlığı; yurttaşı devlete, ezilen ve sömürülenlerin ezen ve sömürenlere korunması için gereklidir. Hakim devlet ile yurttaş arasındaki bir hukuki sorunu çözmeye çalıştığında devletten yana taraf olmamalıdır. Ya da, işçi ile patron arasında bir davaya baktığında patrondan yana olmamaııdır. İşin özü budur.
Bizde ise hakimler her zaman kendilerini devletin çıkarlarını korumakla görevli bir memuru olarak hissetmişler ve öyle davranmışlardır.  Devletin ali çıkarları söz konusu olduğunda, dün verdikleri bir kararın tam tersini iki gün sonra verebilmişler, Anayasayı ve yasaları açıkca çiğnemekten geri durmamışlardır. Yargının yapısı ve şekillenişi de devletin ali çikarları desturuna göredir.
Yargının bağımsızlığı da demokrasi mücadelesi ile elde edilebilecek bir hak olacaktır. Çünkü, bazı ufak tefek yasal düzenlemelerle yargının devlete bağlılığı meselesi düzeltilemez. İşe belki de ilk baştan hukuk eğitiminden başlamak gerekir. Bağımsız ve özerk üniversitelerde, hukuk tarihini özümsemiş hukukçular yetiştirmek, hakim ve savcı alımlarını eşit ve demokratik bir şekilde düzenlemek, hakim ve savcıların staj ve eğitimlerinde aynı ilkeleri titiklikle tekrar tekrar anlatmak iyi bir başlangıç olabilir.
Yargının devlet yanlısı olması HSYK’nın yapısından da bellidir. Hakimler ve Savcılar tek bir çatı altında sevk ve idare edilmektedir. Ceza davalarında duruşma salonlarında hakimler ile savcılar aynı düzeyde oturtulmakta, yurttaşın savunması için görevli avukatlar ise daha aşağıda bir konumda bulunmaya zorlanmaktadır. Karar okunduğunda savcı ve hakimler hariç salondaki herkes ayağa kalkmaya zorlanmaktadır. Karar alırken salon boşaltılmakta, hakimler ve savcı salonda kalmaktadır. Bütün bunlar basit bir protokol, ritüel ya da bazılarının söylediği gibi “marangoz hatası”ndan kaynaklanmamaktadır. Halka şöyle denmektedir. Hakimler ve savcı devlettir. Siz tebaasınız.

SAVCI VE AVUKAT EŞİTTİR

Halbuki demokratik ve adil bir yargı sisteminde, bir ceza yargısında savcı ve avukat eşittir. Buna hukuk literatüründe “silahların eşitliği” denir. Yani, iddia ve savunma eşit haklara sahiptir. Savcı devletin avukatıdır, devletin temsilcisidir. Daha doğrusu devlet eliyle kamunun temsilcisi olarak yargılamada görev yapar. Avukat ise halkın savunma hakkının temsilcisidir. Halkı temsilen yargıda bulunur. Eşit seviyede oturmaları gerekir. Delil elde etmeleri için eşit haklara sahiptirdirler. Eşit söz hakkı kullanırlar. Savcıların çalışma mekanları adliyeler değil, adliyelerin dışında bir binadadır.
Hakim ve savcıların sevk ve idaresi ayrıdır. Hakimler Kurulu vardır örneğin. Savcılar ise illerdeki başsavcılığın altında bir örgütlenme ile sevk ve idare edilir.
Hakimler kurulu bağımsızdır. Bu kurulda hiçbir hükümet yetkilisi yer almaz. Kendi çalışma mekanları, kendi personeli ve bütçesi bulunur. Disiplin işlerini kendi içlerinden seçecekleri meslektaşları eli ile yürütürler. Terfi işlerini ise yine kendilerinin seçtiği bir kurul düzenler. Bir suç işlemedikçe hakimlikten alınamazlar. Kendileri istemedikçe başka kentlere tayin edilemezler.
Bazı ülkelerde jüri sistemi vardır. Buralarda ceza yargılamalarıda hakim sadece duruşmayı yönetir. Karar jüri tarafından verilir. Jüri halkı temsil eder, halk tarafından seçilir.
Bizde, demokratim ve adilyargı ile ilgili örnek verdiğimiz kurumların hç biri yoktur. Osmanlıdan kalmış kadılık sistemi biraz allanıp, pullanıp devam ettirimiştir. Ve, yargı her zaman devlete, siyasi iktidara bağlı olmuştur.

www.evrensel.net