Bir Dünya Çevre Gününü daha karşılarken...

Bir Dünya Çevre Gününü daha karşılarken...

5 Haziran Dünya Çevre Günü, yıllardır yaşam savunucuları için kutlama değil, ekolojik yıkıma karşı mücadele günü olarak ele alınıyor.

Burçak KARAMAN UYSAL*

5 Haziran Dünya Çevre Günü yıllardır yaşam savunucuları için kutlama değil, ekolojik yıkıma karşı mücadele günü olarak ele alınıyor. Üç yıl önce, Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini ve yerine AVM yapılmasını istemeyen yaşam savunucularına uygulanan şiddete karşı başlayan direniş, memleketin dört bir yanına yayıldı. Yıllardır doğayı ve emeği fütursuzca sömüren siyasi iktidarın bugüne kadar uyguladığı tüm adaletsizliklere, eşitsizliklere, hukuksuzluklara karşı başlayan hareket, ekoloji mücadelesinin de simgesi oldu.

Sermaye bugün nükleer ve termik santraller, HES’ler, RES’ler, JES’ler, altın, gümüş, nikel maden ocakları, çimento fabrikaları ve daha pek çok şekilde yaşam alanlarımıza saldırıyor. Siyasi iktidar ise yasa ve yönetmeliklerle tüm bu talanın önünü açıp, sermayenin işini kolaylaştırıyor.

Doğanın ve emeğin bir arada sömürüldüğü bu karanlık tabloda en önemli araç ise enerji sektörü olarak karşımıza çıkıyor.

Enerji, ısınmadan eğitime, ulaşımdan sağlık hizmetlerine kadar doğrudan ya da dolaylı, kamusal bir hizmet alanı, dolayısıyla temel bir haktır. Küreselleşmenin yansıması olarak siyasi iktidarların uzun yıllardır izlediği özelleştirme politikaları, yerel yönetimlerin taşeronlaşan hizmetleri, enerjinin halka sunumunu kamusal bir hizmet olmaktan uzaklaştırmıştır.

Türkiye, bir yandan sermayenin, yoğun su ve enerji tüketen demir-çelik, çimento, termik, petrokimya gibi “görünür kirlilik” içeren, ağır sanayi yatırımları için ucuz ve denetimsiz bir sömürü cennetidir. Diğer yandan yenilenebilir ve “temiz” enerji yalanları ile plansız, programsız, hukuksuz HES, RES, JES projeleri sınırsızca ve hızla hayata geçirilmektedir. Böylece geri dönüşü imkansız bir doğa tahribatı ve ekolojik kıyımın önü açılmakta, doğal, tarihi ve kültürel varlıklar yok edilmekte, Türkiye Avrupa’nın eski teknoloji çöplüğü haline getirilmektedir. Ve bu koca “çöp alanı” tanzim edilirken, kesilen ağaçların, yok edilen ormanların, canına kıyılan hayvanların, göç yollarını ve yurtlarını değiştirmek zorunda bırakılan kuşların, yok olan türlerin, endemik bitkilerin, biyolojik çeşitliliğin hesabını kimse tutmamakta, insan sağlığı hiçe sayılmaktadır.
Siyasi iktidar tarafından “enerji ihtiyacı” yalanlarına kılıf aranırken, bilimsel gerçekler ve istatistikler göz ardı edilmektedir. TÜİK verilerine göre, teknik kayıp ve ticari kaçak açısından bakıldığında, faturası halka ödetilmek istenen, kayıp-kaçak oranının %17 civarında olduğu görülmektedir. Enerjide kullanılmayan kapasitenin kurulu güce oranı ise %21’dir. Hala halkın %26’sı elektriğe hiç ulaşamamaktadır… Sadece bu rakamlar bile “–ne için enerji? -kimin için enerji?” sorularını sormak için yeterlidir.
Enerji tüketiminden bahsederken inşaat sektörünü, sınırsız büyümenin ve sınırsız tüketmenin sembolü, dev alışveriş merkezlerini, bir diğer adıyla AVM’leri anmadan geçemeyiz. Yaklaşık olarak 1990 yılında 100 bin metrekare olan AVM’ler, 2014’de 10 milyon metrekare’ye ulaşmıştır. Aynı dönemde yine TÜİK verilerine göre ticaret sektörünün tüketimdeki payı 1990’da yüzde 5,5 iken, 2014’de yüzde 19,2’ye çıkmıştır. Söz konusu AVM’lerin enerji tüketimindeki payları ise irdelenmeye değerdir. Enerji kimin için? sorusunun cevabı burada bir kez daha vücut bulmaktadır. “Bu enerji”nin bizim için olmadığı kesindir.
Halkı en temel insani haklardan yoksun bırakanlar, yaşam alanlarına, havasına, toprağına, suyuna, rüzgarına göz dikmekte, yaşama haklarını da ellerinden almaya çalışmaktadır.

Bugüne kadar derelerimizi, denizlerimizi, yer altı sularımızı, kıyılarımızı, ormanlarımızı, meralarımızı yasal düzenlemelerle talana açanlara, doğal, tarihi ve kültürel varlıklarımızı yok edenlere, yaşama hakkımızı elimizden almaya çalışanlara karşı, geleceğine sahip çıkan insanlar, toplumsal dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek zorundadır.

Unutmayalım ki; “Bergama’da tohum, gezide harman” olan ve hala Artvin‘den Isparta‘ya, Tunceli‘den Rize‘ye, Eşme’den Akkuyu’ya, Aliağa’dan Sinop’a, Çaldağı’ndan Sivas’a, İliç’ten Cerattepe’ye devam eden bu mücadele, derelerimizin özgürce akması için, çocuklarımızın o derelerde özgürce yüzmesi için, rüzgarın yaşamdan yana esmesi için, kentlerimizin parklarında özgürce nefes alabilmek için…

* Çevre Mühendisi

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Haziran 2016 18:30
www.evrensel.net