Çay yaprakları toplanırken!

Çay yaprakları toplanırken!

Çay bardaklarına sinmiş, en yoksul keyfimiz çayımıza kadar geldi savaşın da, yoksulluğun da, ayrımcılığın da, zulmün de izleri…

“Kendini adamış, bilinçli, küçük bir grup vatandaşın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. Aslına bakarsanız şimdiye kadar bunu başarmış olanlar sadece onlardır”
Margaret Mead

Müge TUZCUOĞLU

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta, memleketi Rize’de çay toplama görüntüleri verdi. Çaykur’a ait Ziraat Çay Bahçesi’ndeki bu görüntüde, Erdoğan’ın arkasında yargı mensupları vardı ve Erdoğan’ın her lafını alkışlıyorlardı. Bir haftadır, bu durum tartışılıyor memlekette. Yargının güdümlülüğü açısından tabi dikkat çekici bir tartışma. Ama benim dikkatimi Erdoğan’ın arkasındakiler değil de, önündeki çaylar, onun çay toplama şekli, çay toplayanlara yaklaşımı daha fazla çekti.

Görüntüleri izlerken, bin tane şey geçti aklımdan. Çünkü burada yaşayan herkes açısından çay, en birleştirici, en ortak değerlerimizden, en özel içeceklerimizden, sohbet açıcımız, yorgunluk gidericimiz, kafa dağıtıcımız. Belki bir de hemşerim olduğu için ayrı bir kıyağım var çaya, bilemiyorum.

Geçtiğimiz yıl, yine bu zamanlarda, Erdoğan ve çay ile ilgili bir yazı yazmışım, onu hatırladım ilk olarak. Beyaz çayı gösteriyordu Erdoğan, geçtiğimiz haftaki ziyaretinde, gazetecilere. Toplaması ne kadar eziyetli olan ve kendisinin sıkça tükettiği bir ürün olan beyaz çay. Kilosu 400 liradan üreticiden alınıp, kilosu 4 milyara satılan bir ürün. 1 Mayıs’a denk getirip, beyaz çaya karşı siyah çayın zaferini konu etmişiz o yazımızda.

Üreticilere de değindi Erdoğan. Rizeli hemşehrilerinin, bu yılki yaş çay fiyatından memnun olduklarını söyledi. Alakası yok! Randevulu sisteme kadar tartışılan çay üretimi; her yıl hasattan ve emekten çıkıp eziyete dönüşmekte. Karşılığında ise komik rakamlar verilirken, üretici de özel çay şirketlerine mahkum edilmiş durumda. Ve bunu Karadeniz’deki çocuğa sorsanız size söyler! Çünkü o çocuk hem üretimin hem üretenlerin içindedir.

Hiç kadınlarsız olur mu! Bir gazetecinin çay toplayan kadınların zorluklarına değinmesini isteyince Erdoğan, “Şimdi değil de, önceden çok zor” olduğunu söylüyor. Karadeniz’deki herhangi bir kadına sormak lazım tabi hayatının ne kadar kolay olup olmadığını…

Halk ile iç içeyim mesajı vermek uğruna, çay makası eline almışken, bari bir laf etme kadına kıza emekçiye! Değil mi? Zaten çay da öyle toplanmaz ya neyse!

Sonra, çay’ı ve toplayanı görünce Roboskî geldi aklıma. Sınırdaki ilk katliamın ardından, annelerin, sofrada, ellerinde çay bardakları ile kalakalmaları. “Bu çay için öldü benim oğlum” lafları… Rize çayı değildi ama işte çaydı o da! Ve birkaç gün önce yine bombalanmışlardı, iki oğullarını kaybederek.

Ve Kürtler aylardır ellerinde çay bardakları kalakalıyor öylece. Mezarlıklara koşturmaktan, bırak çayın tadını, hayatın tadı kaçıyor.
Solcular da sever çayı ve Ankara’da bir ellerinde barış yazılı dövizler, bir ellerinde çay bardakları kalakalmışlardı.

Çay, bizim için gerçekten güzel bir simge. Çay olduğu zaman, sıcak bir sohbete başlayacağımızı biliyoruz. Çay olduğu zaman, hava soğuksa ısınacağımızı, hava sıcaksa hararetimizi alacağını biliyoruz. Bir dosta eşlik edecek en güzel şeylerden biri. Bir toplantının olmazsa olmazı! Hele dağın başında, ateş üstünde, kararmış bir çaydanlıkta demlenmişse! Veya deniz kenarında, rüzgarın harında… Bir kapının eşiğinden içeri girmenin en güzel yolu “Bir çay içer misiniz?” Bir aşkın, bir örgütlülüğün, bir tartışmanın, bir buluşmanın en lezzetli kapılarından…

Ve çay yaprakları, topraktan, bahçelerden hepimizin tadına bir sefere çıkar. Dilimizin ucunda bir söz olur, dem tutar. Yolculuklarıyla, anlamlandırdıklarıyla, toprağın kokusu, hangi dil olursa olsun dilimizdeki söz, hayatımızdaki dem olur çay yaprakları. Gerçekten öyle değil mi?

En sonradan zengin olan iktidarların, halkın en yoksul keyiflerine kadar işler öfkesi, zulmü! Çay bardaklarına sinmiş, en yoksul keyfimiz çayımıza kadar geldi savaşın da, yoksulluğun da, ayrımcılığın da, zulmün de izleri… Birlikte yaşamaya, kazandığımız tüm mirasa, biriktirdiğimiz maddi manevi her değer, korumaya çalıştığımız tüm kutsaliyetler, nefes aldığımız ne varsa ama ne varsa hepsini teker tekeeeeer katlettiler, yıktılar, çürüttüler, sürüklediler, astılar, bombaladılar, çırılçıplak ettiler, ayaklarının altına, tanklarının altına, kirli ellerinin altına aldılar.

Gerçek, bunların hepsi!

Çayı üreten ellerin çektiği çile ile, onların memnun olduğunu söyleyen bir iktidar, çayın ve Karadeniz’in tüm zahmetini çeken kadınlar ile şimdiki o kadar değil diyen bir zihniyet, yandan yandan çay toplayan bir görüntünün ardından adaleti sağlayacak ellerin o iktidarı alkışlaması…

O görüntüdeki tek gerçek şey o çay! İyi ki çay var!

Çay yaprakları toplanırken bunları düşündüm! Siz çay yaprakları, siz de düşünün, geçtiğimiz yıl bu zamanlar ne kadar güzel toplanmıştık. Değil mi?
***
Bir süredir yazamıyordum. Böylesi bir süreçte belki daha çok söze ihtiyaç olduğu için okurlardan, hiç sormasalar da yalnız bıraktığımdan ötürü gazete yönetiminden ve emekçilerinden, söz takipçisi insanlardan özür dilerim, az buçuk yazan bir insan olarak. Sözün anlamsızlaştığı bir süreçti benim açımdan. Hala daha silahın bu kadar baskın olduğu bir zamanda kendi sözümün anlamsızlaşmasını yaşıyorum. Yine de sözün kendi değerine hakkını veriyorum. Bu inatlar bizi ayakta tutacak belki de kim bilir!

www.evrensel.net