Çarpıtılmış özgürlük kavramı

Çarpıtılmış özgürlük kavramı

Eğitim sistemimiz, özgür bireyler yetişmesine olanak veren bir sistem midir? Toplumsal ilişkiler ağı ve hukuk sistemi bunu destekleyici bir özelliğe sahip midir? Bu bağlamda, çocuklarımız ve gençlerimiz kendilerini güvende hissedebilirler mi? Bu sorular, bana, çeşitli kaynaklardan Voltaire’e ait olduğunu öğrendiğim bir söz&uu

Cem Kirazoğlu

Eğitim sistemimiz, özgür bireyler yetişmesine olanak veren bir sistem midir? Toplumsal ilişkiler ağı ve hukuk sistemi bunu destekleyici bir özelliğe sahip midir? Bu bağlamda, çocuklarımız ve gençlerimiz kendilerini güvende hissedebilirler mi? Bu sorular, bana, çeşitli kaynaklardan Voltaire’e ait olduğunu öğrendiğim bir sözü hatırlattı: “Özgürlük, adaletten başka bir şey değildir.”
Yukarıdaki soruların yanıtını vermek çok kolay değil. Hele bir köşe yazısında bunun mümkün olmadığının farkındayım. Bu yüzden sadece bazı olaylara değinerek bu soruları yanıtlama yönünde bir yol haritası çizmeye çalışacağım.
Bu yol haritası için, Mehmet Ağar’ın cezaevi seçme özgürlüğü; taş attıkları ve toplumsal olaylara katıldıkları için tutuklanıp cezaevi seçme özgürlükleri olmadığı için Pozantı cezaevine konulan ve tacize uğrayan çocuklar ile bu olaya cezaevi yöneticilerinin ve bakanlık yetkililerinin göz yumması; Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Eğitim Fakültesindeki bir öğretim üyesinin “konuşmacıya öğrencilerin yumurta atması hangi öğretim ilkesinin yanlış anlaşıldığını gösterir?” şeklinde sorduğu soru için beklediği doğru cevabın “özgürlük” olması; yine aynı üniversite öğrencilerinin “yumurta atmayın tweet atın” diyen YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya’ya kargoyla yumurta göndermesi; Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in 4+4+4 şeklindeki 12 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının daha özgür bir eğitim için geliştirilmiş olduğunu belirtmesi ve en son Adalet Meslek Lisesi son sınıf öğrencisinin YGS’den düşük puan alınca intihar etmesi olaylarını ortaya koyuyorum.
Bütün bu olaylar birbirinden bağımsızmış gibi görünmesine karşın bunların çağrıştırdığı toplumsal dinamiklerin bağlantılı olduğu kurulu sistemlerin (eğitim, adalet, siyaset, vs.), çarpıtılmış bir özgürlük kavramını yeni nesillere aktarmaya yaradığını görmek mümkün.
İfade özgürlükleri, yetişkinler dünyası tarafından belirlenen seçmeli ve zorunlu dersler ile kısıtlanmış, dahası anadillerinde eğitim alma hakları yok sayılmış, geleceğe dönük umutları merkezi bir sınavdan alacakları sonuç tarafından ipotek altına alınmış, kıstırılmış bir çocuk neslinin kendisini anlatabilmek, sesini duyurabilmek için çığlık, yumurta ve taş atmaktan başka bir çıkar yol bulamaması ve bu yüzden hakkında soruşturma açılması, gözaltına alınması, tutuklanması ve örgüt üyesi olmaktan dolayı uzun yıllar sürecek mahkûmiyete çarptırılması karşısında, silahlı örgüt kurma suçundan 2 yıllık ceza alan bir eski emniyet genel müdürü için ise karışık ve düzensiz olmayan bir cezaevi bulunana kadar yakalama emrini uygulamayan bir adalet ve emniyet sistemi rahatsız edici değil mi? Dahası, böyle bir adalet ve emniyet sistemi, tacize uğrayan çocukları (hem cezaevinde hem de dışarıda) koruyabilir mi? “Doğru (!)” özgürlük kavramı hakkında ahkâm kesen ve Bologna sürecinin tek tipleştirici dayatmalarına karşı ses çıkarmayan öğretim üyesi profilinin yer aldığı bir üniversite sistemi, nasıl bir insan yetiştirir? Kıyasıya rekabete dayalı bir sınava girmekten başka bir çaresi olmadığını hisseden ve bu sınav sisteminin yarattığı yüksek kaygı ortamında intiharı seçen (!) bir gence, “özgürlük” için geliştirildiği iddia edilen 4+4+4’lük bir zorunlu eğitim sistemi içinde psikolojik yardım hizmeti vermesi beklenen bir rehberlik servisi nasıl yardım eder?
Bu olayların ve burada sözü edilemeyecek sayıda çok olayın birbiriyle derinlemesine ilişkisini analiz etmeye hazır olmadan, adaletsizlik ve esareti yeniden üreten bu ilişkiler ağı hakkında konuşmaya kendimizi özgür hissetmeden ister anayasayı değiştirin, ister eğitim sistemini değiştirin, ister adalet sistemini değiştirin… Geçmiş ve bugün ile ve kendimizle yüzleşmeden olmaz…

www.evrensel.net