Hesabı sorulmayan katliam: Roboskî

Hesabı sorulmayan katliam: Roboskî

28 Aralık 2011 tarihinde Roboskî'de, 34 sivilin katledilmesinin üzerinden 4,5 yıl geçtikten sonra Roboskîliler bir kez daha bombalandı.

TSK'ye ait savaş uçaklarının 28 Aralık 2011 tarihinde Roboskî'de, 34 sivili bombalayarak katletmesinin üzerinden 4,5 yıl geçtikten sonra Roboskîliler bir kez daha bombalandı. Önceki katliamın yaşandığı aynı noktada, aynı saatlerde yine bombaların hedefi olan Roboskîlilerden 1'i yaşamını yitirdi, en az 3 kişi yaralandı.

İlk katliamda verilen "Kan parası" ile susturulmak istenen Roboskilîlerin adalet talebi, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nın 2013 yılında verdiği "takipsizlik" kararı karşılanmayıp, failler korundu. İlk katliamın ardından yükselen "Sorumlular yargılanmadıkça yeni Roboskîler olacak!" haykırışları ise, hiç kapanmamış yaraya yenisinin eklenmesiyle doğrulandı.

Sınır ticareti yapan aralarında çocukların da bulunduğu 34 sivil insanın savaş uçakları ile bombalanarak katledildiği Roboskî, bir kez daha bombalandı.' Sınır ticareti yapan, sayıları 30-40 kadar olduğu belirtilen bir grup Roboskîli, 21.30 ila 21.40 saatleri arasında Gülyazı Alay Komutanlığı'ndan atılan hava toplarının hedefi oldu. Bombardımanda 16 yaşındaki Vedat Encü can verirken, Yılmaz Encü, Suwar Encü ve İbrahim Encü ise yaralandı.

Atılan bombalamadan kaçan 30-40 kişilik bir gurup ise sınırın diğer tarafına kaçmak zorunda kaldı.

NE OLMUŞTU?

Roboskî'de ilk katliam, 28 Aralık 2011 tarihinde yaşandı. TSK'ye ait savaş uçakları, katırları ile sınır ticareti yapan Roboskîlilerin üzerine 21.37 ile 22.24 saatleri arasında bomba yağdırdı. Atılan bombalar nedeniyle 19'u henüz çocuk yaşta olan 34 sivil, yük taşıdıkları katırları ile birlikte katledildi. Yaşamını yitirenlerin isimleri şöyleydi:

"Çetin Encü (12), Bedran Encü (12), Erkan Encü (13), Şivan Encü (14), Muhammet Encü (15), Bilal Encü (15), Aslan Encü (15), Adem Ant (15), Savaş Encü (15) Orhan Encü (15), Celal Encü (15), Fadıl Encü (16), Mahsun Encü (16), Şirvan Encü (16), Cemal Encü (16), Cihan Encü (16), Vedat Encü (16), Serhat Encü (17). Salih Encü (17), Özcan Uysal (18), Hüseyin Encü (19), Nevzat Encü (20), Hamza Encü (22), M.Ali Tosun (22), Abdülselam Encü (22), Zeydin Encü (22), Yüksel Ürek (23), Salih Ürek (23), Nadir Alma (23), Seyithan ENÇ (23), Fikret Encü (27), Hüsnü Encü (27), Osman Kaplan (32) ve Selahattin Encü (40)."

KATLİAM SAATLERCE SAKLANDI

Katliamdan sadece 4 kişi sağ kurtulmayı başardı. Olay, saatler boyu Türkiye kamuoyundan saklandı. Medya organları yaşanan katliamı geçmek için askeri ve siyasi yetkililerden onay bekledi. Ancak katledilenlerin tümünün sivil olduğu, katliamın üzerinden çok geçmeden özgür basın kurumları tarafından kamuoyuna ulaştırıldı.

Genelkurmay Başkanlığı olay sonrası yaptığı açıklamada, tespit edilen grubun PKK'nin kullandığı yolları kullanması sebebiyle vurulmasına karar verildiğini belirterek katliamı, meşrulaştırma çabası içerisine girdi. 3 Ocak 2012'de dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yapılan açıklamada ise yaşanan olayla ilgili resmi özür beklenmesinin "yanlış olduğu", öldürülen sivillerin ailelerine tazminat ödeneceği belirtildi.

KAN PARASI İLE KATLİAMIN ÜZERİ ÖRTÜLMEK İSTENDİ

Olayın ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) ile İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ortak bir heyet oluşturarak bölgede incelemede bulundu. İnsan hakları heyeti, 34 insanın öldürülmesini "yargısız infaz" olarak değerlendirdi ve olayı toplu katliam olarak nitelendirdi.

Devlet ise katliamın üzerini örtmek için ailelere kan parası vermeye kalktı. Şubat 2012'de, Başbakanlık tarafından verilen 123'er bin liralık toplam 4 milyon 182 bin lira tutarındaki tazminatı aileler "kan parası ve sus payı" olarak gördükleri için kabul etmedi, faillerden hesap sorulmasını istedi.

Olayı araştırmak üzere TBMM'de Uludere Alt Komisyonu kuruldu. 5 AKP'li vekil ile 3 muhalefet partili vekilin yer aldığı Komisyon, hükümet yetkililerinin ve devlet kademelerinin tepe isimleriyle dahi görüşmedi. Hava Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanı, Savunma ve İçişleri bakanları ve (dönemin) Başbakanı olan Tayyip Erdoğan ifade bile vermedi. Erdoğan konu hakkında yaptığı açıklamada "Yatıp kalkıp Uludere diyorsunuz" demişti.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ise olayı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıdı. Başvuruda Türkiye'de etkin bir soruşturma yürütülmeyeceği şüphesi vurgulanarak sorumluların ancak uluslararası yargılama mekanizmaları sayesinde açığa çıkarılacağı belirtildi.

Yine TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, konuyla ilgili hazırladığı raporda olayda kasıt olmadığını bildirdi.

YARGI KATLİAMI TAKİP ETMEDİ

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili soruşturma hakkında Haziran 2013'te "görevsizlik" kararı verdi ve dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, 7 Ocak 2013 tarihli gerekçeli kararında, "gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığının anlaşıldığı" denerek takipsizlik kararı verdi.

Katliama ışık tutabilecek önemli belgelere kısa süre içinde "devlet sırrı" damgası basıldı. En önemli belgelerden biri, bombalamadan hemen sonra İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan rapordu. Ancak 11 Ocak 2012'de (yani ancak iki hafta sonra) oluşturulan Meclis Araştırma Komisyonu bu raporu kullanamadı. Raporu sadece görmelerine ve not almalarına izin verildi ama tek bir kopya ya da fotoğraf alamadı.

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURULAR

Roboskîli aileler, iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine avukatları aracılığıyla Temmuz 2014'te Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi'ne gönderdiği 28 sayfalık görüşünde, "Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir" dedi.

Takipsizlik kararıyla kapatılan soruşturmada, yer alan tanık ve şüpheli ifadelerine göre, bombardımandan önce (insansız hava aracını kontrol eden yüzbaşı dahil) ilgili tüm askeri birliklerin kanaatinin sınıra yaklaşan grubun "terörist değil, kaçakçı olduğu", buna karşın Genelkurmay'ın bombalama kararı verdiği ortaya çıktı.Buna rağmen faillere dokunulmadı.

Sorumluların yargılanması için adalet arayışlarını ilk günden bu yana sürdüren Roboskîli aileler, Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru da geçtiğimiz haftalarda "eksik evrak" gerekçesiyle reddedildi. Bu karar üzerine, Aileler, Roboski davasını AİHM'e taşıma kararı aldı.

Yaşanan ilk katliamın sorumluların yargılanması için adalet arayışlarından hiçbir zaman vazgeçmeyen Roboskîliler, "Sorumlular yargılanmadıkça yeni Roboskîler olacak!" haykırışlarına rağmen 4,5 yıl sonra bir kez daha bombaların hedefi oldu. (DİHA)

www.evrensel.net
ETİKETLER Roboski Katliamı