Uwe Hiksch: Gerçek değişim sokakta olur

Uwe Hiksch: Gerçek değişim sokakta olur

Almanya’nın en köklü çevre, kültür ve gezi kurumlarından olan Naturfreunde'nin Yönetim Kurulu Üyesi Uwe Hiksch sorularımızı yanıtladı.

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Almanya’nın en köklü çevre, kültür ve gezi kurumlarından olan “Naturfreunde”nin Yönetim Kurulu Üyesi Uwe Hiksch, sosyal hareketin önemli simalarından biri. Almanya’da faşist hareketler ve sosyalist tarih konularında önemli bir birikimi olan Hiksch, AfD’nin yükselişi üzerine geçmişle yapılan mukayeseler ve ırkçılıkla mücadele deneyimleri konusunda sorularımızı yanıtladı.

Almanya’da AfD’nin (Almanya için Alternatif) yükselişi hakkında genellikle 1920’li yıllarda Weimar Cumhuriyeti’nde ırkçı partinin güçlenmesinin başlangıcı hatırlanarak karşılaştırmalar yapılıyor. Almanya’nın geçmişini iyi bilenlerden birisi olarak siz bu kıyaslamaya ne diyorsunuz?
Tarih tekerrür etmez. Ancak şu an çok tehlikeli toplumsal koşullardayız diyebiliriz. Bir yandan parlamentodaki partilere duyulan güven çok azalmış. Seçimlere katılım oranı oldukça düşük diyebileceğimiz yüzde 50-60 civarında. Gittikçe artan sayıda insan da geleneksel medyaya sırtını dönüyor. Demokratik kuruluşların erişebildiği insan sayısı da hızla azalıyor. Şu an olmayan, ki bu nedenle Weimar Cumhuriyeti ile karşılaştırma yapmıyorum, toplumsal kökleri çok derinde olan, geniş kitleleri harekete geçiren ve demokrasiyi sorgulayarak tehlikeye sokan bir gücün olmaması. AfD ve Almanya’daki diğer ırkçı parti ve kuruluşların amacı ırkçı politika yapabilmek için parlamentoya girmek. AfD ve diğer ırkçı kuruluş ve partilerin meşruiyetinin yok edilmesi göreviyle karşı karşıyayız.
Almanya’da on binler, yüz binlerce insan mülteci sorununda aktif. Mültecilere yardım etmek için uğraşıyorlar. Yüz binler NPD ve benzeri ırkçı gruplara karşı protesto için sokağa çıkıyor. Bu nedenle Weimar Cumhuriyeti’nin ilk dönemleriyle karşılaştırma yapmak imkansız. Çok farklı koşullar var. Ancak tehlikeli koşullarda bulunduğumuzu da kabul etmek zorundayız.

O zaman da antifaşistler, faşist parti ve akımlara karşı güçlü bir mücadele yürütmüştü...
Ama o zaman karşı çıkanların tümü sol yelpaze içindeydi. KPD ve SPD’nin bir kesimiyle oluşturulan antifaşist eylem birliği vardı. Bugün ise toplumun orta kesimlerine, kilise örgütlerine kadar uzanan bir kesim ırkçılara karşı tavır alıyor. Bu nedenle filizlenmek istenen ırkçılığa karşı mücadele 1920’li yıllara göre çok daha güçlü.

Özellikle SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi), ırkçılığa karşı mücadelede tarihinden neler öğrenebilir?
SPD’nin gençlik örgütü Jung Sozialisten, ırkçılığa karşı mücadele konusunda ilk harekete geçen örgütlerden biri. Irkçılığa, AfD’ye karşı çağrılarda sosyal demokratlar var, bir çok yerde harekete geçiyorlar. Ancak şu anki sosyal demokrasinin büyük bir kesiminin neoliberal bir partiye dönüştüğünü gözlemleyebiliriz.
Toplum içinde yoksullara, emekçilere karşı alınan Hartz 4, emeklilik yasası gibi  kararlarda, yani ırkçılığa verimli zemin hazırlayan kararlarda, SPD ve Yeşiller’in payının olduğu açık. Bu nedenle sosyal sorunların çözümü olmadan ırkçılıkla soyut mücadele edilemeyeceğini ortaya koymamız gerekir.

Sizce bugün ırkçılığın yükselmesinin ana nedenleri nelerdir?
Esas olarak üç neden var: Birincisi Almanya’da yaklaşık 40 yıldır yapılan araştırmalar, ülkede yüzde 20 ila 30 oranında açık veya gizli ırkçılık potansiyeli olduğunu ortaya koyuyor.
Şimdiyle 10 yıl öncesi arasındaki fark, o zamanlarda ırkçı düşüncelere sahip olmalarına rağmen SPD, CDU, CSU’yu seçen insanların bugün AfD gibi açık olarak ırkçı olduğunu kabul eden bir partiye kavuşmuş olmaları. Bu partide toplanıp, parlamentoda da güç olarak ortaya çıkıyorlar.
Biz, ırkçılığın koşullarıyla mücadele etmeliyiz ama AfD gibi ırkçı bir partinin parlamentonun normal bir parçasıymış gibi görülmesine de karşı çıkmalıyız. Irkçılığın bir çok nedeni var.
Örneğin yabancı düşmanlığı, etnik sorun, aşırı milliyetçilik, insanların gelecek korkusu içinde olup, şimdiki durumunu koruyamayacağını veya durumunun daha da kötüleşeceğini düşünmesi gibi birçok neden söz konusu. İşte ırkçılığa yol açan bu nedenleri ele alarak, insanları aydınlatmalı ve ırkçıların ellerine düşmelerini engellemek için çaba harcamalıyız.

‘MECLİS DIŞI MUHALEFET GÜÇLENDİRİLMELİ’

AfD’ye karşı gelecek yılki seçimlerde solun güçlenmesi ve parlamentoda güçlü şekilde temsil edilmesiyle başarı elde edilebileceğini ileri sürenler var. SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den oluşan bir hükümetin çözüm olabileceğini ifade ediyorlar. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Ben, parlamento dışı muhalefetin güçlendirilmesi gerekliliğine inanan bir gelenekten geliyorum. Ancak bu yolla toplumsal değişimler gerçekleştirilebilir. Hükümetler halk tarafından seçilir ama halkın gerçek durumu ve nasıl gelişeceği ile ilgili net bir fikir veremez. Tabi ki parlamentodaki ilerici güçler desteklenmeli ve parlamentoda da ilerici politikalar yapılması için güçlenmeleri sağlanmalı. Ancak gerçek değişim ve gelişim sendikalar, spor kulüpleri, dernekler içinde çalışılırsa, buralarda toplumsal olarak ırkçılığa karşı güçlü bir birlik sağlanırsa olur.
Bu yönde çaba harcamalı, bu toplumun ırkçılığa hoşgörülü yaklaşmadığını belirgin bir şekilde göstermeliyiz. Sorun federal Almanya’da sürdürülen politika uzun yıllardan beri ırkçı öğeler taşıyor. Örneğin göçmenlere yönelik politikalara baktığımızda Almanya’ya gelen ilk kuşak Türkler veya İtalyanlara yönelik ayrımcı politikalara baktığımızda da, Almanya’da ırkçılığın, politikanın sürekli bir parçası olduğunu görürüz. Antifaşist hareketin özel olarak da biz Naturfreundelerin görevi ırkçılığın bu türünü de eleştirmek, değişmesi için çaba harcamaktır.

Göçmenler ırkçılığa karşı mücadelenin güçlenmesinde nasıl bir rol oynayabilirler?
Göçmenlerin neler yapabilecekleri üzerine veya onların adına konuşmam çok zor. Biz ne yapıyoruz onu söyleyebilirim: ırkçılıkla mücadelenin temel koşulu, biz Almanların göçmenler üzerine konuşmaları, fikir yürütmeleri yanlışından kurtulup onlarla birlikte konuşmayı, fikir yürütmeyi esas almalarıdır. Bunun için kendi derneklerimizi gözden geçirip göçmenlerin beraber örgütlenmesine, beraber konuşmamıza, beraber tavır almamıza uygun olup olmadığına bakmalıyız.
Ortak konuşma, kararlar alma, etkinlikler yapma koşullarını aramalıyız.
Bu konuda DİDF’le (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu) bu şekilde çok başarılı çalışmalar yapıyoruz. Antifaşist, ırkçılık karşıtı çalışmanın esası göçmenlerin üzerine konuşmak olamaz.
Bizim prensibimiz, herkes din, dil, ırk cins farkı olmaksızın eşittir. Ve bu temelde biraraya gelip birlikte tartışıp, konuşup, sorunlarına birlikte çözüm arayabilmelidirler.

UWE HIKSCH KİMDİR?

1982’de SPD (Sosyal Demokrat Parti) üyesi olan Hiksch, gençlik örgütünden başlayarak tabanda çalışmaya başladı. 1994’te Bavyera Eyaleti’nden SPD’de Federal Parlamento milletvekilliğine seçildi. 1998’de ise bu kez yine SPD’den doğrudan milletvekili seçilmeyi başardı. Ne var ki Gerhard Schröder’in başbakanlığında kurulan SPD-Yeşiller hükümeti kısa sürede savaş politikalarına imza atmaya başladı. Bu politikalara karşı çıkan Hiksch, partisinden istifa ederek o zaman savaşa karşı tutumuyla dikkat çeken bugünkü Sol Parti’nin önceli sayılan PDS’e geçti. Bugün aynı zamanda 1895’te kurulan Naturfreunde derneğinin yönetim kurulu üyesi olan Hiksch, son yıllarda Almanya’da yapılan büyük gösteri ve yürüyüşlerin örgütlenmesinde önemli rol oynadı. En son TTIP’e karşı Berlin ve Hannover’de yapılan gösterilerde büyük emeği geçti.

www.evrensel.net