İşçilerin mücadelesi  hükümetin kabusu oldu

İşçilerin mücadelesi hükümetin kabusu oldu

Fransa’da çıkarılmak istenen El Khomri yasası’na karşı birçok kentte de yüz binlerce işçi, emekçi ve genç sokaklara çıktı.

Deniz UZTOPAL

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, 2012 seçim kampanyası esnasında yaptığı ünlü bir konuşmada, “Benim düşmanım finanstır” diye ilan etmişti. Rakibi Nicolas Sarkozy’nin 5 yıllık iktidarı döneminde birçok saldırıya maruz kalmış emekçiler içerisinde, Hollande’un bu konuşması bir yankı buldu. Geçen 4 yıl içinde Hollande, emekçiler için hiçbir şey yapmazken “düşmanı” olduğu finans için ve tekellerin rekabet gücünün artırılmasına yönelik onlarca önlem aldı, birçok yasa onaylattı. Yerel, bölgesel seçimlerde ve AB seçimlerinde art arda yenilgiler aldı ve daha da “sağa kayma” taktiğini benimsedi. Hükümet içerisindeki kısmen daha sol eğilimli bakanlar da tek tek elendi. Bu kayış süreci, Sosyalist Parti’nin en sağ kanadını temsil eden, Sarkozy iktidardayken kendisine yakın bulduğu ve bakanlık teklifi yaptığı Manuel Valls’ın da başbakan olma sürecine de denk düşüyor. 

İŞÇİ ÖRGÜTLÜĞÜNÜ DAĞITMA YASASI

Son olarak Ocak ve Kasım 2015 tarihlerinde yaşanan terör saldırılarından sonra alınan önlemler, Hollande’un temelli sağa kaymasının son adımları oldu. Tüm bu saldırılara karşı kuşkusuz farklı mücadeleler yaşandı, ama hükümet bu direnişleri kaba kuvvet kullanarak bastırdı. Goodyear işçilerine hapis cezası verilmesi, Air France işçilerine “terörist” muamelesi yapılması sadece birkaç örnek. İşte bu koşullarda yeni iş yasa tasarısı (el Khomri yasası) gündeme geldi. 

El Khomri yasası, işçilerin örgütlülüğünü ve sınıf olarak hareket etmelerini engelleme projesidir.

Çalışma Bakanı Myriam el Khomri’nin gündeme getirdiği iş yasası, Hollande’un sermaye lehine hayata geçirmeyi planladığı son karşı reformdu. Bu yasanın özünü ve bugüne kadar onaylanan tüm karşı reformlardan daha tehlikeli kılan 2’inci maddesi oluşturuyor. 

Bu maddeye göre işyeri düzeyinde yapılacak iş sözleşmeleri sektör düzeyinde yapılacak iş sözleşmelerinin önüne geçebilecek. 

Bunun bir sonraki adımının TİS’lerin etkisiz kılınması ve zaman içerisinde yok edilmesi olduğuna kuşku yok. Sözleşme ve anlaşmaları sadece işyeri düzeyine indirerek işçi ve emekçilerin bir sınıf olarak hareket etme bilincine ciddi bir darbe vuruluyor ve bunun doğal sonucu da işçi örgütlenmelerinin geriletmesi olacak. 

UZLAŞMACILIKTAN TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM SENDİKACILIĞINA

CGT (Genel İş Konfederasyonu) başından beri bu yasa tasarısında yapılan birçok değişikliğe rağmen özünde değişiklik olmadığı için geri çekilmesini talep etti ve iki buçuk aydır da mücadelenin başını çekiyor.  

CGT, 1895 yılında kuruldu, ülkenin en eski ve köklü işçi sendikası. Uzun yıllar sermayenin saldırılarına karşı işçi sınıfının çıkarlarını en ileriden savunan sendika oldu. 1990’larda duvarlar yıkıldığında; sermayenin uluslararası ideolojik kampanyasının yürütüldüğü, işçi partilerinin fesedildiği koşullarda, CGT içerisinde de sınıf çıkarlarını savunma konusunda gerileme yaşandı. 1992’de genel sekreterliğe seçilen Louis Viannet ve 1999’da seçilen Bernard Thinault’nun yönettiği dönemler, sınıf sendikacılığı anlayışının terk edilmesi ve uzlaşmacı sendikacılığın yerleştirilmesi dönemi oldular. 

Bu süreç 22 Mart 2013’de konfederasyonun 50. kongresinde, Thierry Lepoan’un seçilmesine kadar devam etti. Lepoan, CGT tarihinin en bürokrat, en uzlaşmacı başkanı oldu, sendikayı bir ağa gibi yönetti. Sendikanın parasının çarçur ettiği de ortaya çıkınca, tepkiler üzerine 7 Ocak 2015’de görevinden alındı. Yerine daha mücadeleci ve CGT Metalürji Federasyonunun sekreterliğini yapan Philippe Martinez geldi. Martinez, sadece işçilerin çıkarlarını savunan değil daha da ilerden, “toplumsal dönüşüm” isteyen bir çizgiyi temsil etti. Büyük saldırılara maruz kalan Fransız emekçilerinin, farklı şekillerde ifadesini bulan öfke patlamaları da, yeni genel sekreterinin daha radikal bir çizgi savunmasını bir nevi zorunlu kıldı. 

CGT içerisinde olumlu yönde yaşanan bu eğilimin Fransa’daki sınıf mücadelesini ileriye götüreceği tartışılmaz. CGT sendikası son yıllarda zayıflamış olmasına karşın liman ve tersane seçimlerinde yüzde 78, petrol iş kolunda yüzde 31, devlet elektrik şirketi EDF’teki işçi temsilciliği seçimlerinde yüzde 51 oranlarında oy aldı. Bugün ülke genelinde bulunan 19 nükleer santralin 17’sinde, demiryollarında, Paris metrolarında, havayollarında, postanelerde, kamu sektöründe; sağlık emekçileri ve belediye işçileri içerisinde örgütlü en büyük sendika durumunda. CGT, mücadeleci bir çizgiye çekilince sermayeyi korkutan, bakanlara kabuslar gördüren bir sendika oldu. 

GREV KARARLARINI İŞÇİLER KENDİLERİ ALDI

CGT sendikasının en güçlü olduğu sektörler, ülke ekonomisi açısından stratejik sektörler. Yüz binlerin sokağa çıkmasına kulak tıkayan, burjuva demokrasisinin temeli olan meclis tartışmalarına sırt dönen hükümetin sert tavrı devam edince, CGT, rafineri ve liman işçilerini greve çağırdı. Ülkenin 8 rafinerisinin 6’sında üretimin tamamen durması kararını, işçilerin yüzde 70-80’i onayladı. 

Yakıt depoları önlerinde barajların oluşturulmasına yine işçiler kendileri karar verdi. 

Şu ana kadar polis 11 işçi barikatına saldırdı, ilginç olan ise polis her saldırdığında ülkenin farklı yerlerindeki grevlere katılım arttı. 

2 gün içinde binlerce benzin istasyonunda akaryakıt bulunmaz oldu ama grevleri destekleme toplum içerisinde yüzde 60’lardan aşağı hiç düşmedi. 

Ülke akaryakıtının yüzde 50’sini ihraç eden Fransa’da, limanlar da stratejik bir öneme sahip. Özellikle de Marsilya ve Le Havra limanlarında birçok gemi bir haftadır yük boşaltılmadan bekliyor. Ardından elektrik işçilerinin de nükleer santrallerde greve çağırmasıyla ülke ekonomisi giderek ve ciddi oranda yavaşlıyor. Hükümetin bu kadar telaşlanması; CGT’ye karşı son 30 yıldır örneği görülmemiş bir karalama kampanyası başlatması, kimi bakanların ayrı eğilimler göstermesi, hatta kulis haberlerine göre başbakanın istifa etmekle tehdit etmesinin nedeni de bu. 

ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA KRİTİK

Ama korkunun ecele faydası yok. Önümüzdeki hafta işler daha da kızışacak. 
Demir yollarında 31 Mayıs’tan itibaren, Paris metrolarında 2 Haziran’dan itibaren süresiz grev çağrıları yapıldı. Hava yollarında 3-4 ve 5 Haziranda grevler olacak. Ve tüm bunlar iç çatlakların görüldüğü zayıflamış bir hükümet ve 10 Haziran’da Euro 2016 Futbol Turnuvası’nın başlayacağı koşullarda gerçekleşecek. 
Başbakan Manuel Valls o kadar ileri gitti ki, hükümet istifa etmeden bu yasa da geri çekilmez görünüyor, çünkü mesele artık yasanın geri çekilip çekilmemesi sorununu çoktan aştı.

www.evrensel.net