Cevabın en büyük parçası

Cevabın en büyük parçası

Ülke futbolunun en büyük sıkıntısının uzun soluklu ve istikrarlı başarıların noksanlığı oluşu sıkça dillendirilen bir görüştür.

Alper KAYA

Ülke futbolunun en büyük sıkıntısının uzun soluklu ve istikrarlı başarıların noksanlığı oluşu sıkça dillendirilen bir görüştür. Başarı ve başarısızlık kavramları üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken iki olgu olduğu için bu kısmı şimdilik pas geçecek ve istikrar üzerinde basit ve somut bazı önermelerde bulunacağım.

Futbolumuzun bir ekolünün olmayışı halihazırda gözümüzün önündeki bir gerçek. Bu eksikliğin sebebi ise sadece profesyonel liglerde aranmamalı. Zira üst düzey kabul edilen liglere alt kademelerden futbolcular oturmuş bir futbol anlayışı ile yetiştirilmedikçe, topyekün bir tarz oturtmamız söz konusu değil! Sahi, neden olmuyor dersiniz?

HER YIL DEĞIŞEN STATÜ

Bunun ‘tek’ cevabı değil belki ama cevaba giden parçaların en büyüğü 2010 yılında uygulamaya konulan Bölgesel Amatör Lig. Her yıl 160 takımın mücadele verdiği bu ligin gelişim sağlamamasında ve / veya sağlanabilecek gelişimin önüne set koymasının sebebi ise ligin uygulanma şekli. Kağıt üzerinde “statü” olarak özetlenen bu yöntem, sıkı durun, beş sezonda beş kez değiştirildi. Tıpkı her yıl statüsü değiştirilen Türkiye Kupası gibi! Hadi, Türkiye Kupası’nda Bölgesel Amatör Lig ve 3. Lig takımlarının daha geniş katılım sağlaması amacıyla bazı değişimlerin yapılmasını bir nebze makul kabul edelim. Bölgesel Amatör Lig’de her yıl yaşanan değişimleri neye yoracağız? Bu sorunun belli başlı üç cevabı var.

İlki, “Bu lig nasıl olsa kimsenin umurunda değil” psikolojisi. İkincisi; bu ligdeki takımların yönetimlerinin dahi tepeden inme değişimlere tepki göstermemesi, ki bu da bizi ilk cevaba tekrar döndürüyor. Sahi, yöneticilerin bile umurunda mı acep?

Üçüncü ve en önemli cevap ise bu ligde dönen maddiyatın telaffuzunun dahi “cep yakması”. 2. Lig’de kümede kalmaya oynayacak bir takımın kuruluş meblağıyla BAL’da sadece beş veya altı transfer yapabiliyorsunuz. Zira ağırlığı belediye takımları olan lig takımları, sınırsıza yakın bütçeleriyle transfer bütçesini o kadar yükseğe çekiyor ki onlarla rekabet etmeniz için bile planlarınızdaki haddinizi aşmanız gerekiyor. Peki bu cevap, soruyu ne kadar karşılıyor?

SIRKÜLASYON, PARADAN YANA

Sanıyorum ki sirkülasyonu kısaca özetlediğimde son soru işareti bir nebze dağılır. Bölgesel Amatör Lig’de öyle bir statü var ki; her grubun son iki sırası Süper Amatör’e düşerken, ilk sırayı alan takımlar 3. Lig’e yükseliyor. Her gruptan üçer takımın azaldığını düşünelim. 3. Lig’den düşen dokuz takım ve aşağıdan yükselenlerle bu rakam denkleşiyor normal şartlar altında. Ancak bu denkleşme bir konuda birilerini engelliyor. Eğer sirkülasyon ciddi boyutta olmazsa, güç denkliği oluşacak ve haliyle 2. ve 3. Lig’deki gibi ligin ‘matematiği’ çözülecek. Bu da en basit tabirle harcanacak parayı belli bir seviyeye sabitleyecek! Bulunan yöntem ne peki? İl kontenjanı. Yani, grubunu üçüncü sırada bitiren takımın bile küme düşme ihtimali olursa ve hatta o düşüp de yerine başka bir takım gelirse transfere harcayacağı bütçesini de bu doğrultuda ya arttırmak ya da en azından düşen takımla denkleştirmek zorunda kalacak. Böylece sadece takım sirkülasyonu değil, ligde dönen paranın da sirkülasyonu arttırılmış olacak. Nitekim 5 yılda gelinen nokta maalesef Bölgesel Amatör Lig için tam olarak bu! ‘Durum gerçekten bu kadar vahim olabilir mi?’ diye içinizden geçiyordur. Dilerseniz il kontenjanı skandalı başta olmak üzere cevabın en büyük parçası olan Bölgesel Amatör Lig’in kağıt üzerinde durduğu gibi durmayan sıkıntılarına önümüzdeki hafta değinelim...

www.evrensel.net
ETİKETLER Alper Kaya