Gençliğimizde savaşı da,  ayrımcılığı da, gurbeti de gördük

Gençliğimizde savaşı da,  ayrımcılığı da, gurbeti de gördük

Özlem Temena İkitelli'de bir tekstil atölyesinde yolları kesişen Suriyeli İbo, Hüseyin ve Muhammed ile konuştu.

Özlem TEMENA
İstanbul

Suriyeli Hüseyin ve İbo çocukluk arkadaşları. İlk gençlik çağlarını birlikte Halep’te geçmişler. Savaştan önce Halep’te neredeyse bir günlerini bile ayrı geçirmeyen arkadaşların yolu yeniden İkitelli’de kesişmiş. Şimdi ikisi de teksil sektöründe çalışıyor. Hayallerinin savaş bittikten sonra Halep’e dönmek olduğunu söyleseler de, dönmelerinin imkansız olduğunun da farkındalar. Suriye’de savaştan önceki hayatlarını konuşurken İbo telefonundan Hüseyin’in Halep’teki fotoğraflarını gösteriyor. 

“Geçen İbo dükkana eski fotoğraflarımı getirdi.” diyor Hüseyin, “Baktıkça gözlerim doldu. Ağladım. Baktım mı dalıp gidiyom, aklımı toparlayamıyorum o gün. Akıp gidiyorum. İlk gençliğimiz orada geçti, gençliğimiz de orada kaldı. İlk gençlik çağımızda savaşı da gördük, ayrımcılığı da gurbetliği de.”

İbo alıyor söz “Savaştan önce her şey yolundaydı, iyiydi. İş güç yoktu, her gün sokaktaydık, saat gece saat iki, bir. Bazen gece saat 3’te arkadaşlarla buluşurduk, burada gece saat 12’de eve gidemiyon. Suriye’de rahattık, sokakta oynardık.”

BM RAKAMLARI VERMİYOR

Suriye Siyasi Araştırma Merkezi’ne göre, Suriye’de yaşanan kriz nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı Şubat 2016 itibariyle 470 bin olarak açıklandı. Birleşmiş Milletler, 12 milyon kişinin de evlerinden olduğunu açıklamıştı. Ancak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, 2014’ün ortasından itibaren rakam vermeyi bırakmış durumda. BM gerekçe olarak güvenilir kaynaklara erişim eksikliğini gösteriyor. Türkiye ve Lübnan, en çok Suriyeli mülteci alan ülkelerin başında geliyor. Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısı resmi olarak 2.7 milyon. Ancak resmi rakamların dışında kalan bir çok mülteci, Türkiye’nin birçok bölgesinde yaşamlarını kurmaya çalışıyor. İkitelli’de Atatürk ve Mehmet Akif mahallesinde Halep’ten Suriyeli mülteciler yaşıyor. Halep’ten gelen ve genellikle Türkmen olan mültecilerin büyük çoğunluğu Aykosan Ayakkabıcılar Sanayi Sitesi’nde çalışıyorlar. 

‘PARA VERMESEM ASKERLER BENİ YAKALARDI’

İbo, Suriye’den göç edip İstanbul’a geleli 5 sene olmuş. Savaş, Halep’te şiddetlendiği zaman ilk önce köye gitmiş, savaş büyüyünce sınırı geçip Antep’e, oradan da İstanbul’a gelmiş. “Köyde kaldım baktım iş iş değil, babam beni Türkiye’ye saldı.” diye anlatmaya başlıyor: “Sınırdan tek başıma geçtim. Önce teyzemin yanına geldi. Sınırdan geçereken, kaçakçılara para verdim. Vermem gerekiyordu yoksa askerler yakalarsa beni sınır dışı ederlerdi.”  

Sevgilisi ondan önce gelmiş Türkiye’ye. Şimdi Antep’te yaşıyor. Nişanlanmışlar, işler düzelinse evlenecekler. 

‘ÇALIŞIP GİDİYOZ İŞTE’

İstanbul’a geldiğinde 18 yaşında olan İbo, Aymop’ta çalışıyor. Sabah 8’den akşam 6’ya kadar çalıştığını söyleyen İbo 350 TL alıyor. “Sigortam da yok, hiçbir şeyim yok, çalışıp gidiyoz işte. Biz orada 3 kişi çalışıyoruz. Usta başıyla aramız iyi ama patronla değil, bir hata yaptın mı hemen kızıyor. Mesai yaptırıyor bazen. Pazar günü iş yok ama arıyor gel diye. Çağırıyor, gidiyoruz. Ücretimizi de bazen veriyor bazen vermiyor. Patronun yukarada odası var, orada oturuyor, aşağı inip bize bakıyor. Patronun oğlu var bir de 39 yaşında o çalışmıyor, geziyor.”

‘TÜRKİYE DIŞARIDAN TOZ PEMPEYDİ’

Sınırdan geçerken ne hissettiklerini de soruyoruz. İbo Türkiye’nin “çocukluk hayalleri” olduğunu anlatıyor: “Türkiye’ye gireken çok heyacalıydık. Çocukken hep gitsek diye konuşuyorduk. Hep filmlerde görüyorduk. Dışardan film gibiydi, gördüğümüz yerleri görmek istedik. Tv’deki hayat toz pembeydi.”

‘SEVGİLİM HALEP’TE GİDİP ALAMIYORUM’

Sohbet ettiğimiz bir diğer mülteci ise Muhammed. Diğer arkadaşlara göre oldukça sessiz. Muhammed, Türkiye’ye geleli 2 yıl olmuş. 2 senedir farklı işlerde çalışmış. İstanbul’a geldiğinden beri bir İkitelli ve Başakşehir dışında bir yer görememiş. İlk başta abisi gelmiş, ardından kendisi. Onun sevgilisi ise Suriye’de kalmış, ismi Adile. Adile’nin amcasının oğlu da Adile ile evlenmek istediği için evlenemediklerini söylüyor Muhammed. “Elini çabuk tut bak ben nişanı taktım” diye araya giriyor İbo.

“Sevgilim Suriye’de, görüşemiyoruz, haberleşemiyoruz arada ablam aracılığıyla haberleşiyoruz. Ama evlenmemize izin vermiyorlar, amcaoğlu yoluna duruyor. Gidip almayı düşünüyorum ama şimdi sınır kapalı olduğu için geçemem.” 

ZAM İSTEDİK, BİRLİK OLUNCA KAZANDIK

Türkiye’deki çalışma koşullarını da konuşuyoruz Muhammed ile. Arkadaşları ile birlikte atölyede zam istemek için patronu karşılarına almışlar.  Zamlarını kazanma mücadelesini kendine güvenle anlatıyor: “20 kişilik yerde çalışıyorduk. İlk başta zam istemeye karar verdik. İlk başta zam istedik vermediler. Tek tek gittik vermediler. Bizde topandık hep birlikte, gittik kazandık.”  

‘BİR KERE BEN GÖRDÜM, BÖYLE GÖZLERİMLE GÖRDÜM’

İbo ve Hüseyin’le savaş başladıktan sonra Halep’te neler yaşandığını da konuşuyoruz. İkisi de sıcak çatışmaları görmüşler. Önce İbo anlatmaya başlıyor: “Halep’te bombalar evlere düşüyordu. Çoğu zaman yiyecek yoktu. Fırına giderken 1 saat bazen 6 saat bekliyorduk sırada. İşte o bekleme sırasına, oraya bomba düşüyordu. Bir keresinde yine o sırada ekmek bekliyorduk, sabaha saat 5’te. O sıraya bir tane kart attılar uçaktan. Hemen kaçmaya başladık, saldırılar başladı. Hemen bomba attılar.

Bir kere ben gördüm, böyle gözlerimle gördüm birisinin kafası koptu, birisinin de kolu” 

Hüseyin’in kardeşi ilk başta ‘muhaliflerle’ birlikte savaşmış. Yaralandıktan sonra bırakmış, şimdi o da İstanbul’da çalışıyor. 

“Eylemeler ilk başta üniversitelerde, okullarda başladı” diye anlatmaya başlıyor Hüseyin: “Melsela benim kuzenlerim savaştan önce okumak için Türkiye’ye geldiler. Onları buraya geldiklerinde sınırda cemaatçiler vardı, onları karşıladılar, onlara kalacak yer verdiler. Bunlar savaş başlamadan hemen önce döndüler. Döndüklerinde bir tuhaflardı, sürekli okullarda eylem çağrıları yaptılar. Sonrasında, silahlar patladı, yakıp yıkılmaya başlandı. Kimsenin bilmediği olaylardan dolayı bir halk yaralandı”

‘ÜZERİNDE TÜRKMENLERLE DAYANIŞMA YAZIYORDU, İÇİNDEN SİLAH ÇIKIYORDU’

Hüseyin de İbo da Muhammed de çatışmalar başladığında Türkiye’den ülkelerine silah gönderildiğini söylüyor. Muhammed, “silahları Erdoğan gönderdi” derken, Hüseyin bazı silahların yardım paketlerinin içinde gedliğini anlatıyor. Bazılarını “kendi gözleriyle” gördüğünü söylüyor: “Silahlar sınırdan geldi. Gıda yardımları, çocuk bezi, oyuncak kalem defter gönderiliyordu. Ama içinden silah çıkıyordu. Mesela ön kısmında un var ama arka kısımda silah var. Ben kendi gözümle gördüm, yardım paketleri geliyordu. Makarna, 5 kilo un, şeker, ufak bir reçel hatırlıyorum, pirinç üstünde de Türkmen Hareketi ile Yardımlaşma gibi bir şey yazıyordu. Ama içinden silahlar çıkıyordu. Hatta kuzenlerimin bir çoğu da muhalifti” 

‘MÜLTECİ DEĞİLİZ Kİ, KİMLİĞİMİZDE YABANCI YAZIYOR’

Hüseyin ve İbo, Türkiye ve AB arasında varılan mülteci anlaşmasını da yakından takip etmişler. Ancak yapılan anlaşmanın kendilerine bir fayda sağlamayacağını söylüyorlar. Hüseyin ‘Yabancı Kartı’ yazılı bir kart gösteriyor: “Biz mülteci değiliz, bizim kimlik kartımızda yabancı tanıtım kartı yazıyor. Bize mülteci deseydi belki anlaşmadan bir şeyler düşerdi payımıza. Hükümet bizi misafir görüyor. Misafir gördüğü için hiçbir pay vermeyecek. Belki kamptakilere verebilir. Şimdi kamptakiler kişi başı 20 TL alıyor, belki 40 TL olabilir.” 

İbo ‘Yabancı Kartı’nın bir çok yerde geçmesinden ama stadyumda geçmemesinden şikayetçi: “Aslında baya yerde geçiyor bu kart. Hastanelerde kullanabiliyorsun hatta uçağa da binebiliyorsun, ama geçen Fenerbahçe-Başakşehir maçına gittim stada girmek istedim ama almadılar. Kimliğim sisteme uymuyormuş. Dedim bu sistem uçağa uyuyorda neden maça uymuyor? İki saatlik maça uymuyormuş.”

SAVAŞ BİTER Mİ?

Suriyeli gençler arkadaş savaş bittiğinde Suriye’ye döneceklerini söyleselerde, ‘Savaş biter mi?’ sorusuna verdikleri cevap aslında döneceklerine dair çok umutları olmadığını gösteriyor. İbo, “Biter ama eskisi gibi olamaz.  Şu an köyümde 15 yaşından büyükleri IŞİD’e alıyorlar. IŞİD, amcamın çocukları istedi. Onlar da kaçtı köyden, kolay kolay bitmez bu savaş”  derken Hüseyin de ekliyor: “40 yıl mı sürer, 50 yıl mı sürer bitmesi bilmiyorum. Orada bizim çıktığımız sistemden daha kötü bir sistem olacak, ucuzluk olmayacak. İnsaların içinde güven kalamayacak. Din, ırk gibi ayrımlar olacak artık.” diyor.


 

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Mayıs 2016 11:04
www.evrensel.net