Eşitlik, demokrasi ve laiklik mücadelesi için...

Eşitlik, demokrasi ve laiklik mücadelesi için...

Tüm Bel-Sen MYK Üyesi Satı Burunucu Çalı KESK'in 28-29 Mayıs'ta laik eğitim, laik yaşam, iş güvencesi talepleriyle yapacağı mitingi yazdı.

Satı BURUNUCU ÇALI
Tüm Bel-Sen MYK Üyesi


7 Haziran genel seçimlerinden önce her fırsatta AKP Hükümetine yönelik her eleştiri ve mücadeleyi “Milli iradeyi tanımamakla” suçlayan Erdoğan ve AKP yönetiminin, beğenmediği seçim sonuçları üzerine ülke çapında şiddeti ve savaşı yükselttiğini biliyor, bu savaş, şiddet ve katliamların hayatımıza nasıl da yapıştığını bizzat yaşıyoruz.

Bu savaş ve şiddet ortasında en temel hak ve özgürlüklerimiz talan edilirken, 200 yıllık işçi sınıfı mücadelesinin bedel ödeyerek elde ettiği bütün kazanımlar yok sayılıp, kölece çalışma koşullarına mahkum edilmek isteniyoruz. Oysa 1 Kasım seçimleri öncesinde “acil eylem planı” ile emekçilere seçim rüşveti olarak vaat edilenler “taşerona kadro, asgari ücrete büyük zam” idi. Arkasından görüldü ki aslında yapılacak olan bırakınız taşerona kadro vermeyi, kamu emekçilerinin iş güvencesini gasbetmekti. Üstelik tek adam şahsında yapılan bütün kamu emekçilerini hedef alan düşmanca açıklamalar ve arkasından gelen 2016/4 sayılı Başbakanlık Genelgesi de gösterdi ki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (DMK) değiştirilmesi için bile geçmesi gereken süreye tahammül kalmamıştır. 

Akademisyenlerin barış istemesi, gazetecilerin haber yapması, kamu emekçilerinin sosyal medya aracılığıyla hükümetin politikalarını eleştirmesi suç sayılıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma temel çalışma biçimi halini almışken, sendikal faaliyet suç olarak görülüyor. Adli idari soruşturmalar, açığa almalar, işten atmalar, hatta gözaltı ve tutuklamalar yaşanıyor. Haklarında soruşturma yürütülen KESK üyesi kamu emekçilerinin sayısı 10 bini aşmış durumda. Yine açığa alınan, işten atılan yüzlerce üye ve yönetici varken baskı ve sürgünlerle karşı karşıya kalanlar ise KESK üye ve yöneticilerinin bir kısmı değil tamamıdır desek yanlış olmaz.

7 Haziran seçimlerinden sonra çözüm sürecini buzdolabına kaldıran Erdoğan-AKP Hükümeti şimdi de dokunulmazlıkları kaldırarak parlamentoyu dinlenme odasına almıştır.

Geçmiş yıllarda laiklik sorunu din ve vicdan özgürlüğü ya da “Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanete bütçe ayrılmaması Alevilerin talepleri” biçiminde tartışılıyordu. Fakat artık mesele belli kesimlerin değil bütün bir ülke toplumunun modern ve laik yaşamına dair saldırı hale gelmiştir. Her fırsatta kadınların erkeklerle eşit olmadığını vurgulayan, kadın düşmanı hükümet eğitim sistemini dinci vakıflara teslim etti. “Kindar ve dindar nesil “diye tarif ettiği çocukların bu vakıflarda neler yaşadığının en somut örneği ise Ensar Vakfında görüldü. Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarının başta taciz ve tecavüz olmak üzere her türden şiddetin arttığı koşullarda çocuklar tacizcisiyle evlenmeye kadınlar kendisine şiddet uygulayan ve belki de katili olacak kocasıyla birlikte yaşamaya zorlanıyor. Anlaşıldığı gibi artık AKP Hükümeti için oy veren kadınlar ve onların çocukları da güvende değildir ve gerçek bir laisizm mücadelesine onların katılması için de onlarca nedenleri vardır. TBMM Başkanı inanç özgürlüğü ve bilimsel eğitimin zorunlu koşulu olan laikliğin Anayasa’dan çıkarılmasını öneriyor.

“Türk-İslam” sentezi politikalar tek adam tek parti diktatörlüğünde artık belli kesim ve inanç gruplarının değil bütün bir ülke toplumunun hayatına kastediyor.

Belediyeler, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı gibi birçok kurum arasında protokoller yapılarak, gerici politikalar hızla yaygınlaştırılmaktadır. Camilerde imamlar “Greve çıkmak caiz değildir” diye vaaz verirken, “yerli ve milli üniversitelerde” barış isteyen akademisyenler işten atılarak bilim kapı dışarı ediliyor.

Bütün kamu hizmetleri serbest piyasanın insafına bırakılmışken, İHH, TÜRGEV, Ensar gibi çok sayıdaki vakıf ve dernek, eğitim ve yükseköğretimin temel bileşeni haline getirilmiştir artık.

İşte bu koşullarda 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun, Trabzon ve Van’da KESK’in çağrısıyla yapılacak “Laik eğitim ve laik yaşam! İş güvencemizden vazgeçmeyeceğiz. Baskı sürgün ve işten atmalara karşı alanlardayız” şiarıyla yapılacak bölge mitingleri tek adam ve tek parti diktatörlüğüne karşı cevap vermek açısından önemlidir. 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşadığımız saldırılara karşı bizleri bölerek, ayrıştırarak, alıştırarak, korkutarak bunun için de her aracı kullanarak hayatımıza kasteden modern hayat ve laik yaşam isteğimize saldıran; kadınların, Alevilerin, Kürtlerin eşitlik talebini hiçe sayan; çocuklarımızın eğitim hakkını dini vakıflara teslim eden; onları tecavüzcüsüyle evlendirmeye kalkan; esnek güvencesiz kölece çalışma koşullarında bizi sendikasız ve örgütsüz çalışmaya zorlayan bu hayatı yaşamak zorunda değiliz.

Tek adam-tek parti diktatörlüğü altında tek sendika, tek gazete, tek din, tek mezhep gibi dayatmalara karşı 8 Mart’ta, 1 Mayıs’ta sağladığımız birliğin ötesinde daha güçlü bir mücadele için 28-29 Mayıs bölge mitinglerini bir fırsat sayarak kadınlarla, gençlerle, işçilerle, emekçilerle işyerlerinde, semtlerde daha güçlü bağlar kurarak, geleceğimiz için birlikte mücadelenin önemini konuşarak alanlara çıkmak bizi güçlendirecektir.

www.evrensel.net